Hayata dair çeşitlemeler: Gönüllü değişim

H. Gül KOLAYLI 18 Nisan 2017 Salı, 06:00

Dün ekmek almaya giderken biri seslendi; "Ablaaa, ablaaa" döndüm baktım...  

Bir Roman kadını... Tanımadım...  "Abla... Biz seninle şurada tanışmıştık, ben küçüktüm o zaman!"

Yine hatırlamadım; "Hani sen bana sormuştun ya, bu işi neden yapıyorsun" diye...

"Hee, şimdi hatırladım" dedim...

Haklıydı, 12, 13 yaşında filandı...

Yankesiciydi...

Hiç unutmuyorum; aynen şu yanıtı vermişti:

"Abla be ya... Senin mesleğin ne?"

"Gazeteciyim..."

"Eee... İşte kimisi gazeteci olur, doktor olur... Bu da benim mesleğim...."

Yankesiciliği meslek olarak görüyordu...

Anlatmıştı; küçücükten ailenin yaşlı kadınları tarafından eğitiliyorlardı. Eliyle göstermişti, sanki o anda çok büyük biriymiş gibi " Taa bu kadarken başladım ben bu zanaata..."

Nüfusa sonradan yazdırıldıklarını anlattı, cezadan yırtmak için...

Epeyce konuştuk...

(Neyse ki Emniyet 10 yıl kadar önce yankesicilerin kemik yaşını ölçtürüp daha yüksek cezalara çarptırılmalarını sağlamıştı... )

Okuryazar değildi! Okula hiç gönderilmemişti... "Abla be ya, bizde oğlanlar kıymetlidir, onlar okula gider, okuma öğrenir" demişti...

Başladık ayaküstü konuşmaya... Henüz Ankara'da 9 yaşındayken, akrabası olan hırsızlarla Ankara'ya giden ve polisten kaçtıkları araçta arka koltukta belinden vurulan ve ömür boyu tekerlekli sandalyeye mahkûm olan bir kız vardı... Onu sordum...

"Valla anası kocadı. Devlet bakım parası veriyor ya! Kızı el üstünde tutuyorlar, çok iyi bakıyorlar..."

Peki o ne yapıyordu? Mesleğe devam mıydı? Yoksa torbacı mı olmuşlardı?

"Yok be abla... Bıraktım mesleği. 15 yaşında kaçtım kocaya. Adam hayırlı çıktı. Meslek lisesi mezunu, fabrikada çalışır, bakar bize. Sen okula çok takmıştın. Ben okuma bilmem ya ona. Bak bu kızım, anlat bakayım ablaya okulunu..."

Kız ilkokul 1'e gidiyormuş:

"Çok ders çalışır teyzesi, çook.. Sınıfının birincisi..."

"Okutacak mısın kızları?"

"Hem de büyük okullara göndereceğim. Kaynanamın tarlaları vardı Karacabey'de çok para yaptı..."

"Burada mı oturuyorsun" dedim...

"Yok, Elmasbahçelerde ev aldık, orada oturuyorum. Halamın kızını ziyarete geldim" dedi...

Bildiğiniz hırsız bir kızdı... İyi yankesici kızlar yabancıyla evlenemez, kan davası olur...

"Sizinkiler nasıl verdi seni?" diye sordum...

"Ailesinin durumu iyiydi, 6 yıl Adana'da kaldık. Para işte, olunca dava mava kalmıyor..."

Anladım, ailesi başlık almıştı...

Peki resmi nikahı var mıydı:

" Yaşım zaten dört yaş büyüktü,  kaçar kaçmaz kıydık nikahı..."

25 yıl kadar önce yıl önce ilk tanıdığımda yaptığı  "İş"e zanaat diyen, hırsızlıkla yani yankesicilikteki ustalığıyla öğünen biriydi...

Sesi çok güzeldi; çok da güzel oynardı...

Asimile olmamıştı, sevda ağır basmış, değişmiş, dönüşmüştü...

İnsana dair umudumuzu yitirmemek lazım...

Her halükarda...

 

 

MAHALLEDE UYUŞTURUCU BİTECEK!

Eşi otomotiv yan sanayinde çalışan 40 yaşlarında iki çocuk annesi komşum neden evet dediğini bana şöyle anlattı:

 "Güçlü Türkiye için evet dedim..."

Nasıl bir güçlü Türkiye hayal ediyordu acaba?

"Otoyollar, havaalanları..."  Ona nasıl bir faydası olacaktı?

"Yüz binlerce kişi çalışıyor, ülke kalkınıyor!" dedi...

Peki, ona nasıl yansıyacaktı?

" Güçlü Türkiye işte. Çocuklar okuyacak işsiz kalmayacak..."

Özel okula gönderebilecek miydi çocuklarını;

"Nerede...  Ama hiç belli olmaz, durumlarımız iyileşir, göndeririz. Türkiye güçlenince maaşlar da artacak?"

Annesi hastaydı; özel hastaneye götürebiliyor muydu?

"Yok nasıl götüreceğim... Şevket Yılmaz'a gidiyoruz, ama orada da Suriyeli o kadar çok ki!"

Aaaa... Laf yoktu Suriyelilere... Beş yıllık ikameti olan vatandaşlığa geçiyor zaten. Soydaş olmasa da vatandaş olacaklar...  Kız alıp vereceğiz daha!.. Karışıp bol bol üreyeceğiz!

"Yapmazlar, yapmazlar" dedi kendinden emin bir sesle...   Nedenini açıkladı:

"Suriye'de savaş bitecek, onlar ülkelerine gidecek... "

"Bak bu olmadı işte; Kılıçdaroğlu'nun söylediğiydi...   Karıştırıyorsun..."

Katiyen kabul etmedi, "Evet"in faydalarını anlattı:

 "Bak göreceksin, mahalledeki uyuşturucu bitecek. Romanlar gidecek. Bursa'da trafik sorunu kalmayacak, yollar yapılacak. Otoyolları yapan, Bursa'nın yollarını mı yapamayacak... Terör bitecek..."

"İnşallah" dedim, Romanlar kısmına katılmadığımı söyledim:

"Çoğu kiracı değil, ev sahibi. Hiçbir yere gitmezler. Suç işlerlerse cezaevine giderler, o kadar...

 Onlar buraya ev alıp yerleşirken, dönemin belediye başkanı asimile olacağını yani sizler gibi olacaklarını düşündü. Kendi evleri. Kimse buradan çıkaramaz. Çıkarmaya da hakları yok zaten..."

Her gün yollardayız, İzmir, İstanbul, Ankara yolu... Özellikle sabah ve akşam saatlerinde bir  de hafta sonlarında şehrin batısına giderken trafikte epeyce zaman geçiriyor insan...
Hafif raylı sistem ile seyahat etmiyorsanız tabii... Onun da en büyük sorunu menzile ulaştırmaması yani dikey ulaşımın yetersizliği...

 Merak ettim, bizim gibi gezen biri değildi, neden trafik sorununa kafayı bu kadar takmıştı?

"Nilüfer'de akraban mı var?" diye sordum.

"Yok..." dedi...  Eşi, Nilüfer tarafında çalışıyordu, eve gelirken bazen trafikte çok zaman harcıyordu, oradan biliyordu...

Ortaokul mezunu ortalama yurdum kadını böyle düşünüyor...