Hayata dair çeşitlemeler: Paratonerleşmek

H. Gül KOLAYLI 11 Kasım 2016 Cuma, 08:14

Paratoner gibiyim... Çekiyorum işte...

Bursa'nın kent merkezinde İncirli... Kentsel dönüşümde sosyal yanı hiç düşünülmeye, bunun da bedelini ağır ödeyen bir semt...

Kamberler yıkılıp park yapılınca, evleri istimlak edilen Romanların bir kısmı Meydancık, Şıble, İncirli hattına geldi... Mahalle arasında asimile olurlar diye düşünüldü...

Tam tersi oldu, gittikleri mahalleleri asimile ettiler. Sorun şuradaydı...  Kendi mahallelerinde yüksek sesle konuşuyor, yüksek sesle müzik dinliyor, bol kahkaha atıyor, bol kavga ediyor, kapı önünde çekirdek çitliyorlardı. Böyle mutluydular...

Kayhan'da doğdum büyüdüm, Kamberler bir alt mahallemizdi, yolda, çarşıda hep karşılaşırdık, ama aramızda hiç kavga olmazdı...

Şimdi ise... Apartman dairelerine sıkıştılar. Ve dışlandılar, ötekileştiler. Hırçınlaştılar, kirpileştiler, savunmadan saldırıya geçtiler. 1'ine dokunan, 10'unu karşısında buluyor...

Dolayısıyla da İncirli, şehir merkezinin varoşu oldu...

Kavgası gürültüsü hiç eksik değil... Mahalle sakinleri birbirine bulaşmamaya özen gösterse de... Yeni taşınanlar usul erkan bilmeyince... Epeyce sıkıntı yaşanıyor...

Dün ekmek almaya giderken;  40 yaşlarında bir kadını Romanların elinden zor aldım. Zor dediysem, bağıra çağıra değil... Yalvar yakar...  Bildiğiniz yalvarma...

Dayak yiyen kadın benim sokağa yeni taşınmış, beraber geldik...  Dudağı patlamıştı... "Kızlar korkar böyle görünce, buralarda çeşme var mı?" dedi.

"Var" dedim; "Benim evde..." Elini yüzünü yıkadı evine gitti...

Bu arada ekmek almaya giderken, apartman merdivenlerinde bir genç kadın oturuyordu... Dönüşte de oradaydı... Küçüktü... Sonradan yaşını öğrendim... 21!..

"Kızım sen burada niye oturuyorsun!" dedim...  Başladı ağlamaya; karnını fark ettim; en az 6 aylık hamileydi... "Kocam dövdü, kaynanam kovdu" dedi...

"Eh be Gül..." diye kendi kendime söylendim...  Emin olamadım, zira mahalle arıza; suç bölgesi... Her şey olabilirdi...

Sormaya başladım... Sordum, ailesi İzmit'teymiş, telefonunu elinden almışlar...  "Aileni arayayım mı" dedim, "Ara abla" dedi...

Babasını aradım... Durumu anlattım... Adamcağız "Ah kaçtı gitti o adama. Biz böyle olacağını biliyorduk" dedi durdu... "İsterseniz karakola götürebilirim" dedim..

"Yok... Kızım hamile. İyice korkar. Biz geliyoruz, Ama hemen çıksak iki saat sürer en az" dedi...

Adama güvence verdim; "Bakın ben gazeteciyim.  Adım Gül Kolaylı. İnternette arayın. Yazılarım çıkar. Evimde erkek filan da yok. O zaman ben eve alayım. Evde beklesin..."

Allah bana acıdı... Evladına sahip çıkan, arkasında duran bir aileye denk geldim...

Saat 01.00'de kızın annesi, babası, amcası, kardeşi geldiler...

Babası hiç bağırıp çağırmadı; "Ah be kızım, ah be kızım" diyerek kızına sarılıp durdu... Biraz dinlendiler, çay içtiler... Gittiler...

Düşündüm... Hep mi beni buluyordu?

Kıza 'neyin var' diye sormasam meselesi benim meselem olmayacaktı...  Bu kadar basit!

Yıllar önce kamuda çalışıyordum. Serviste 12 kişi vardı. Bankoların dibinde bile olsam, kapıdan kim gelse benim başıma dikiliyordu...  Sonunda bir gün dank etti;

 "Herkes ama herkes, kapıdan bir sigortalı girince, başına gelmesin diye başını eğiyor, kendini defterlere gömüyordu. Ben kafamı kaldırıp bakıyordum..."

Off... Apartmanımda bir genç kadın var, yaşının 20 olduğunu söylüyor, ama hiç sanmıyorum. Evli 5 aylık hamile. Geçen gün hastalandı, yeğeni telefonumu istedi... Ağrısı varmış; zaman kötü... Yine de dayanamadım, tırsa tırsa verdim.  Ailesini aradı, gelip hastaneye götürsünler diye...

Sorunlu hamilelik geçiren küçük bir kadın ve iletişimsiz bırakılmış... 

Haa... Bu hafta bir vukuatım daha var...

Geçen gün Uludağ Üniversitesi'ne gidiyorum... Osmangazi İstasyonu'ndan metroya  bindim. Boş bir yere oturdu.

40 yaşlarında bir adam... İki bacağını açabildiği kadar açtı... Sanki çayırda! Önce nazikçe uyardım; "Beyefendi biraz bacaklarınızı toplar mısınız?"

"Hüloooğ" diye bilinmeyen bir dilde yanıt verdi... Bir yandan beni cama yapıştırdı, bir yandan da uzanarak yayılmacasına, karşı koltuktaki kızın ayağına dayadı ayaklarını...

Çektim fotoğrafını, sosyal medyadan yayınladım...  Sonrasına dair bir ön tedbir!

Ha bu arada... Boynumdaki fuları sağ elime sardım, olası bir hasardan korumak adına!

Babamı bir kez daha rahmetle andım;  14, 15 yaşındayken öğrettikleri bu yaşta bile işe yarıyor!

Üniversiteli gençler destek verdiler. Benden önce yanında oturan kızı da rahatsız etmiş, çocuk kalkmış koltuktan...

Adama gelince... Bir sonraki istasyonda inip arkasına bakmadan kaçtı...

Şu tekmeci manyaktan hepten cesaret buldular... 'Tekmelesek de cezası yok' diyorlar zahir...

Eskiden aileler erkek çocuklarına kendilerini koruyabilsinler diye tekvando, judo, karate gibi savunma sporlarına yöneltirlerdi...

Bence...  Tüm aileler kız çocuklarını savunma sporları kurslarına göndermeli...  

Yasalar koruyamıyor... Bari kızlarımız kendini az buçuk da olsa koruyabilsinler...

Baksanıza... Taciz, tecavüz, cinayet her türlü şiddet aldı başını gidiyor...

Uludağ Üniversitesi Tekvando Topluluğu böyle bir projeyi üniversitede hayata geçirmişti. Çok doğru bir projeydi...

Her ne kadar sapkınlar sapıklıklarına  "Başı açık, mini etek, şort" gibi bahaneler gösterse de...

Aslında bir sapığın ya da tecavüzcünün kadının başörtülü ya da başı açık olması umurunda değil...

Üç yıl önce bir musluk tamircisi, mütedeyyin bir genç kızı tecavüz edip öldürmüştü...

Hatta çocuk, bebek olması bile umurunda değil...

Misal.... Müge Anlı'nın programında 4 yaşındaki kız çocuğunu boğup öldürdüğünü itiraf eden cani...

Sadece sokakta değil... Evdeki şiddetten de kendini koruyabilmeyi öğrenmeli kadınlar...