Hayata dair çeşitlemeler / Tarih ve tekerrür

H. Gül KOLAYLI 12 Ekim 2017 Perşembe, 06:00

Bu hafta griple boğuştum... Arada birkaç ilaç da alınca kafam sepet gibi oldu... Çok dikkatimi çeken makaleleri arşivlerim... Unutmuşum... Neyse ki, google imdadıma yetişti, buldum...

Odatv'de yayımlanmış; "Lütfen Behice Hanım parti kurmasın! / Kamil Kırıkoğlu yaklaşan darbeye karşı Behice Boran'ı nasıl uyarmıştı?" başlığı ile...

Okuduğumda yıllardır farkında olduğum, zaman zaman dillendirdiğim sürecin başkalarınca da farkındalığını gördüm...

Şöyle ki;

Konu, Gazeteci Tanju Cılızoğlu'nun kaleme aldığı "Kamil Kırıkoğlu İnönü ve Ecevit'i Anlatıyor" Tarihçi Kitabevi'nden yayımlanan kitaptaki anılar... En kısa süre içerisinde kitabı edineceğim ve okuyacağım...

Zira Türkiye'de tarih tekerrür ede ede yürüyor!

Kırıkoğlu, 1956 ile 1979 yılları arasında CHP'de milletvekilliği düzeyinde siyaset yapan bir isim...

 

KIRIKOĞLU'NUN TARİHİ ÖNGÖRÜSÜ

Haberde aktarılan kitaptaki bilgilere göre; Behice Boran'ın parti kuracağını öğrendiğinde Kamil Kırıkoğlu, Tansu Cılızoğlu aracılığıyla Behice Boran'ı uyarmak istiyor; buluştuklarında şunları söylüyor:

 "Kurmasınlar. Sakın kıpırdamasınlar.' Hiçbir yanıt vermedim. Suskunluğumu yorumladı: 'Sen kurulmasından yana mısın?' 'Hayır, fikrim yok. Sadece sizin başladığınız paragrafı bitirmeniz için bekliyorum.' Bu kez daha kararlı bana döndü: 'Kesinlikle kurmasınlar. Türkiye'de bir fermantasyon süreci başlatıldı. Gizli ve güçlü bir el, hani senin deyiminle 'IBM'ler' bu işleri kuruyor. Bir sel akıtılıyor. Bu sel nerede ne varsa önüne katsın, temizlensin, götürsün isteniyor. Ne devrimin doğasından ne Türkiye'nin potansiyelinden gelmeyen bir hızlı oluşum yardımcı oluyor sanki. Görünmeyen gizli bir güç... Fermantasyonun dışında kalmak, bu kurguya düşmemek gerek. Bu kez bir şeyler kestiremeyeceğim kadar hızla gelişiyor. Neresinden bakarsanız, her şey çok açık seçik."

Cılızoğlu bu uyarı ve öneriyi Boran'a iletiyor, ancak partiyi kuruyor...

O gizli ve güçlü el bir türlü bu ülkenin üstünden kalkmadı!

Yıl 1974... Kırıkoğlu öngörüsünün sonucu olan 12 Eylül'ü göremeden 1979 yılında yaşamını yitiriyor...

Okyanus ötesinin "Bizim çocukları" Türkiye'ye kâbus gibi çökerken, Batı'nın, ABD'nin ve NATO'nun desteğini de alıyor. NATO'daki Yunanistan düğümü çözülüyordu.
Evren ve şürekâsı on binlerce insanı işkenceden geçirirken, idam ederek toplumu sindirirken, Yenidünya düzeni denen neoemperyal istekleri hiçbir direnişle karşılaşmadan bir bir hayata geçiriyordu...  Türkiye dikensiz gül bahçesi olarak emirlerine amadeydi.

 

'ÇIKSINLAR ORTAYA AYIKLAYALIM'

Kırıkoğlu'nun önceden gördüğünü, 12 Eylül'den yıllar sonra algılamıştım, farklı yerden; şöyle ki:

12 Eylül öncesi inanılmaz bir matbuat yani yayın bolluğu vardı.
Her türlü kitaba ulaşabiliyordunuz... Gençler kitapçılardaydı... Bursa'da en çok sol yayın satan kitabevi sahibinin istihbaratçı olduğu konuşulurdu, yine de herkes gidip oradan kitap alırdı.

İnsanlar okuyup saflarını seçiyorlardı. Bu ülkenin kafası çalışan, okuyan, araştıran evlatlarının büyük kısmı kutuplaşarak saflaştılar.

Yani, sanki görünmez el "Okusunlar, kim ne yapacaksa, kim ne edecekse görünür olsun" diye baktı...

Öyle de oldu. Solda bin bir parti ve fraksiyon oluştu; sağda da birkaç! Aynı kaynaktan çıkan silahlarla insanlar birbirlerini öldürdü. Boğazlaşmalar, Çorum, Maraş katliamları hepsi bir araya geldi, darbecilere mazeret oluşturdu.

Şimdi... Okuyoruz işte gazetelerde. Büyükelçilerin şimdiki Çorum, Amasya merakını... 1980 öncesinden kalma bir alışkanlık diye geçiştirilemez!

Baştan da dedim... Türkiye'de tarihi tekerrür ettire ettire gidiyorlar...

Şimdi... 2000-2005 yıllarına dönelim... Yine müthiş bir yayın bolluğu vardı!

Ve o tarihlerde yayınların bu kadar çokluğuna kuşkuyla yaklaştım.

Arkasından bir şey geliyordu ama ne? Bazı yazarların kitaplarının genç teğmenlere dağıtıldığını duyuyorduk.

Hatta saydığım birine demiştim, "Bu 12 Eylül öncesinde yaşanmıştı. Şimdi yine aynısı oluyor" diye... Gülüp geçmişti, komplo teorisi ürettiğimi söylemişti.

12 Eylül'den aşinaydık! Hedefin farklılaştığı sonradan çıktı ortaya; Ergenekon, Balyoz,  Casusluk gibi kumpas davaları patladı birden!

Bu defa da milli hasletleri olan FETÖ'nün devşiremediği kesimlerde bir ayıklanma yaşandı. Toplumun bir kısmı yeniden sindirildi...

FETÖ görünür olmayı göze almıştı! Baykal ve MHP milletvekili kasetleri, ardından kumpas davaları çökmeye başlarken, doğrudan iktidara yönelen 17-25 Aralık süreci başladı...

Ve Türkiye 15 Temmuz darbe girişimiyle karşı karşıya kaldı...

 İstiklal Savaşı'nda bile bombalanmayan TBMM bombalandı... 248 vatandaşımız şehit oldu, 2196 vatandaşımız ise yaralandı.

 

VİZE YASAĞININ ÇOKLU NEDENLERİ

Türkiye 1974 Kıbrıs harekâtından sonra ağır ambargo ile karşı karşıya kalmıştı...
Şimdi de Amerika vize ambargosu kondu...

Gerekçesi FETÖ soruşturması kapsamında büyükelçilik çalışanlarının gö altına alınması...

Özetle birilerinin "bizim çocukları" devlet nezdinde görünür oldu.

Vize tepkisi aynı zamanda gözaltına alınarak tutuklanan kişinin ne kadar değerli (!) olduğunun da göstergesi.

Ancak pek çok etken de söz konusu olmalı. Zira son dönemde Türkiye'nin dış politikasında köklü değişiklikler yaşandı. Irak'taki referanduma karşı Irak ve İran ile iletişime girildi. Rusya'dan S-400 füzeleri, Türk askeri İdlib'de...

Öte yandan Türkiye sadece büyükelçilik çalışanını yargılıyor, ABD vatandaşı bile değil!

Oysa FETÖ'nün elebaşı Pensilvanya'da! 

15 Temmuz sonrasında maskesi düşen ve toplumun tümünde görünürleşen, itirafçıların ifadeleriyle de iyice netleşen bir örgütün başı...

Vize yasağına sevinip "ABD harekete geçti" diye sevinenlere gelince...

 Kimileri iktidar karşıtlığından hiçbir şeyi göremez olmuş! Kimileri ise sahiden de vatan haini...

Bir de büyük resme bakmak lazım...

GATZ Anlaşması'yla kamusal hizmetleri piyasalaştıran ve dünyayı küresel bir pazara çeviren,  neoemperyal güçler sermayenin merkezi devlet bürokrasisine takılmadan rahatça hareket ettiği bir dünya istiyor... Gelecekte öngördükleri dünya ise küçük mümkünse antik tarihteki gibi şehir devletlerinden oluşan bir dünya!

Uygulama Sovyetler'in dağılışıyla başladı, Balkanlar'da şaha kalktı, Afrika'da görüldü! Şimdi de Irak ve Suriye, hatta İspanya'da!

Kendi milli sınırlarını her daim güvencede tutan neoconlar yerkürede sınır tanımıyor!