Hocalı soykırımı ve esir kadınlar…

H. Gül KOLAYLI 01 Mart 2017 Çarşamba, 06:16

 


Hocalı'da yaşanan soykırımı unutmuyor ve çeyrek yüzyıldır adalet arıyoruz... Dünya kamuoyunun adeta seyrettiği bir katliam... Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla birlikte 1991 yılının sonlarına doğru Ermeniler Hocalı'yı ele geçirmek üzere saldırılarını başlatıyor...

Ermeniler 25 Şubat'ta üç koldan Hocalı'ya saldırıyor. Siviller toplu şekilde öldürülürken, insanların derileri soyuluyor, kafaları kesiliyor, hamile kadınlar, bebekler bıçakla doğranıyor...

Ayrıca katliamın planlanarak gerçekleştiği de sonradan yapılan Ermeni yetkililerinin açıklamalarında ortaya çıkıyor:

Dönemin Ermenistan Savunma Bakanı, şimdiki Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan'ın İngiliz gazeteci Thomas de Waal'a verdiği şöyle bir beyanat var:

"Hocalı'dan önce Azerbaycanlılar, Ermenilerin sivillere dokunmayacağını düşünüyordu. Biz bu algıyı kırdık..."

Öte yandan Sovyetlerin dağılmasından sonra 30 Ağustos 1991 yılında Azerbaycan bağımsızlığını ilan etmişti...

İlk seçimlerde ise eski Komünist Parti Sekreteri Ayaz Muttalibov devlet başkanı seçilmişti... 
Yani beş, altı aylık yeni bir devlet iken, daha askeri, idari yapısını yeni sisteme göre yeniden inşa edemeden Karabağ Ermenileri bağımsızlıklarını ilan etmişlerdi...

Ardından Muttalibov hükümeti düşmüş ve Azerbaycan Halk Cephesi lideri Ebulfez Elçibey Devlet Başkanı seçilmişti...

1993 yılında ise yönetime Haydar Aliyev el koymuş ve Mayıs 1994 yılında Ermenistan, Azerbaycan, Dağlık Karabağ ve Rusya, Moskova'da bir araya gelmiş ve ateşkes imzalanmıştı... Bugün hâlâ Azerbaycan ve Ermenistan arasında ihtilaf sürüyor.

Her şeye karşın... Azerbaycan, Hocalı'da yaşananların başta Cenevre Sözleşmelerinin, Birleşmiş Milletler'in (BM) Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi olmak üzere pek çok uluslararası sözleşmenin ihlali ve soykırım olarak görüyor ve dünyaca da tanınmasını istiyor...

Bugüne kadar Hocalı katliamını soykırım olarak kabul eden ülke sayısı 14, Amerika'da da 16 eyalet meclisi Hocalı'da yaşananları kınadı ve soykırım olarak kabul etti...

 

TARİHE GEÇEN UTANÇ

Hocalı katliamının yıl dönümü nedeniyle basın açıklaması yapan Azerbaycan Kültür Derneği Bursa Şubesi Başkanı Handan Askeran Ton, basın açıklamasında yaşanan vahşete dikkat çekti:

"25 Şubat'ı 26 Şubat'a bağlayan gecede Karabağ'ın Hocalı kasabasında, Rus destekli bir Ermeni vahşeti yaşandı.

Bir kasaba tek canlı kalmaksızın yok edildi. 613 kişi yaşamını yitirdi, yüzlerce kişi yaralandı, yüzlerce kişi kayboldu..."

Ardından da bu saldırıları yöneten kişi olan Rober Koçaryan'ın ödül olarak 1996'da Ermenistan Devleti'nin Başbakanı, 1998 yılında da devlet başkanı olduğuna vurgu yaparken...

Hocalı soykırımının, 25 yıldır Azerbaycan ve Türk dünyasının büyük acısı, dünyanın ise büyük utancı olarak tarihi kayıtlara geçeceğini belirtti ve şunları söyledi:

"Soykırımın katilleri protokol düzeyinde yan yana gelmişlerdir. Çünkü tanık oldukları gerçeği görmezden gelmişlerdir.

 Çünkü bugünün gerçeğini bırakıp yüzyıl evvelin yalan senaryolarına onay vermeyi tercih etmişlerdir.

Ben Hocalı soykırımında hayatlarını kaybeden şehitlerimizi rahmetle, bu vahşeti yaratanları da lanetle anıyorum..."

 

DEMOGRAFİK YAPI DEĞİŞTİ

Ardından da Karabağ'ı gündeme getirdi:

"Azerbaycan'da 'Kaçkın' adıyla yaşayan bir milyon kişi, umutlarını bu sorunun çözüleceği bir adıma bağladı yıllarca. Ancak gerçekleri görmemiz ve dile getirmemiz gerek; Karabağ doğumlu bebeler o toprağı hiç görmeden yetişkin oldular!

Yaşlıların çoğu hasretleriyle birlikte dünyalarını değiştirdi. Bu haksız, hukuksuz saldırılarda çok sayıda genç erkek şehit oldu.

Kalan nüfus içinde birçoğu çalışmak için başka ülkelere göçtü. Doğurganlık yaşındaki birçok kadın yalnız yaşamak zorunda. İşte bu tablo Karabağ kökenli insanların demografik ve moral açısından en can alıcı sorunu..."

 

KARABAĞ'IN ESİR KADINLARI

Ve yıllardır hiç dile getirilmeyen, son yıllarda Azerbaycanlı bazı yazar ve aydınlar tarafından gündeme taşınmaya çalışılan bir başka gerçeği; esir kadınları gündeme getirdi:

"Ancak bir grup var ki onların varlığı hepimizin yürek sızısı ve utancıdır. Evet, Ermenilerin elinde esir tutulan Karabağ'ın genç kızları, gelinleri belki artık nine yaşı gelmiş kadınları ve onların çocukları.

600'ün üstünde kadın esir Ermenistan'da Karabağ'da bir gün değil her gün ölüyor. Can borcunu bir kez değil bin kez ödüyor. İnkâr edilse de yok sayılsa da bu acı tablo gerçektir.

Organ mafyası, tıbbi denek, kadın ticareti, tarlalarda ırgatlık, Ermenilerin evinde hizmetkârlık esir kadınların yaşadığı kader.

Ermenistan inkâr ediyor. Karabağ'da gözlem yapan uluslararası kuruluşlar sahte raporlarla bu iğrençliklere ortak oluyor. Dünya susuyor. Azerbaycan susuyor ama Karabağ'ın esir kadınları susmuyor..."

 

ŞUŞA'DAN MEKTUP

Geçen sene yine bir panelde Azerbaycan'dan gelen konuşmacılar bu konuyu anlatırken, geleneksel bakış açısı, töre gibi nedenlerle esir kadınlar meselesinin çok konuşulmadığını anlatmışlardı...

Hatta Azeri Türkü kadınların esirken dünyaya getirdiği erkek çocuklarının bazı kamplarda bir Azerbaycan düşmanı olarak yetiştirildiğini, bunun esir kadınlar tarafından bir mektupla yakınlarına iletildiği anlatılmıştı...

Esir kadınlar dramını gündeme getiren Handan Askeran Ton şunları söyledi:

"20 yıldır Ermenilerin elinde esir olan Talış Kızılağaçlı isimli kadın, yaşananları şiirlerle anlattığı Şuşa'dan Mektup isimli kitabını, hayatını ortaya koyarak Azerbaycan'a ulaştırmayı başarıyor.

Şuşa'dan Mektup; öz be öz kendi topraklarında Ermenilerin elinde esir olan yüzlerce Azerbaycan kadınının halkına ve dünyaya isyanıdır..."

Topraklarını kaybederek barışı sağladıklarını gururla ifade edenlere sitemidir. Dünyanın ikiyüzlü siyasetine lanetidir. Şehit oğul ve kızlarına, yersiz, yurtsuz kalan kaçkınlarına ağıtıdır.

Horlanan, aşağılanan kimliklerinin, nasır tutmuş bedenlerinin umutsuz çığlıklarıdır. Her satırında başınızı öne eğdiren, acıyı yüreğinize kelepçeleyen bir utancın vesikasıdır. Ve Karabağ'daki esir kadınların Türk dünyası kadınlarına müracaatıdır..."