İNSÜLİN DİRENCİ

H. Gül KOLAYLI 23 Şubat 2017 Perşembe, 06:25

 

Dün Doruk Sağlık Grubu İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Önder Akkaya, insülin direncinin sinsi bir hastalık olduğuna dikkat çekerek...

Şeker hastalığı, inme, kalp damar hastalıkları, ateroskleroz, hipertansiyon, karaciğer yağlanması hastalıkların da habercisi olabileceği uyarısında bulundu...

Açıklamasında insülinin kas, yağ ve karaciğer gibi kan şekerini kullanan dokulara şekerin alınması ve kullanılmasını sağlayan, pankreastan salınan bir hormon olduğu da yer alıyor...

Dr. Alkaya'nın açıklamasına göre:

"Dokularda insülin direnci varsa şekerin dokulara alınıp kullanılması, yakılması zor oluyor.

Bu durum daha çok insülin salınmasına yol açıyor. Pankreas daha çok insülin salarak şekerin dokular tarafından kullanılması için yoğun çaba sarf ediyor.

Aşırı salgılanan insülin açlık hissine, daha çok yeme ve atıştırmaya neden oluyor!"

Yani bir nevi kısır döngü...

Sonucuna gelince; şunları söylüyor:

"Aşırı salınan insülin; açlık hissine, daha çok yeme ve atıştırmaya neden olarak bir kısır döngü oluşturuyor. Bu durum hem insülin rezervini azaltıyor hem de kanda dolaşan aşırı insülin miktarı obezite, hipertansiyon, ateroskleroz gibi kronik hastalıkların oluşması için uygun bir ortam hazırlıyor..."

 

KISIR DÖNGÜ YARATIYOR

Belirtileri konusunda ise pek çoğunuzun aşina olduğu şu duyumsamaları anlatıyor:

"Çabuk acıkma, geç doyma, yemeklerden 2-3 saat sonra tekrar oluşan acıkma hissi, elde ve ayakta titreme gibi belirtileri..."

Yol açtığı hastalıklar ise hakikaten berbat!

"Yemek borusu, kalın bağırsak, safra yolları, pankreas, meme, rahim, yumurtalık, prostat, böbrek, mesane, tiroid ve lenf kanseri riskini artırdığı yapılan birçok bilimsel çalışmada gözlemlendi.

Ayrıca insülin direnci, şeker hastalığı, inme, kalp damar hastalıkları, ateroskleroz, hipertansiyon, karaciğer yağlanması, lipid yükseklikleri, polikistik over hastalığı ve infertilite gibi birçok hastalık için suçludur. Alzaymır (bunama) ile insülin direnci arasında bağ olduğu da saptandı..."

İnsülin direnci son 10, 15 yıldır tıp camiasının farkındalığını kamuoyuna, hastalarına yansıttığı bir mesele... Eskiden insülin direncinin bir sağlık sorunu olduğuna dair kamuoyunda genel bir algı yoktu.

Geçmişte hemoglabin A1C denen proteine bakılırdı... Testin adı da Hba1c idi. 

Artık insülin direnci HOMO denilen bir test ile hemen saptanabiliyor...

 

SAĞLIKSIZ BESLENME!

Nedenlerine gelince;

Dr. Önder Akkaya  genetik yatkınlık, hareketsiz yaşam tarzı ve sağlıksız beslenme gibi nedenleri sıralıyor...

Aynıları, kolesterol, trigiliserid , homosistein yüksekliğinin de nedeni...
Bugün kalp damar hastalıkları, inme, kanser gibi pek çok ölümcül sağlık sorununun altında da aynı nedenler gösteriliyor...

Genetik yatkınlık bir yana...

Sağlıksız beslenmeyi ilk sıraya, hareketsiz yaşamı da ikinci sıraya alıyorum... Eskiden şeker hastalığı, insülin direnci gibi sağlık sorunları orta yaşa mahsus olarak görülürdü...

Ama günümüzde insülin direnci çocuklara, ergenlere kadar düştü.

16, 17 yaşında insülin direnci sorunu yaşayanlar var! Pek çok uzman bunun nedeninin başta fastfood ve şekerli içecekler olmak üzere sağlıksız beslenme olduğunda hem fikir!

Bakın...
Sigaranın bırakılması için onca kampanya açıldı, yasaklar hayata geçirildi, yenileri de yolda! 
On binlerce, belki de yüz binlerce insanın sigarayı bırakması ya da eskiye göre az içer hale gelmesine karşın...
Kanser vakalarında beklenen azalma olmadığı gibi ciddi bir artış yaşanıyor...

Bunda en büyük etken kirli güvenli olmayan gıdalar, hava ve su başta olmak üzere çevre kirliliği...

Sağlıklı beslenelim de nasıl?

Sağlıklı ve sağlıksız beslenmeye gelince...

Muazzam bir muamma!

Neyin sağlıklı olup olmadığına yönelik akademide de kavga düzeyinde tartışma sürüyor...

Biri 'açık süt için derken' diğeri 'içme' diyor...

Biri 'yoğurdu kendiniz yapın'  derken, diğeri ise 'pastörize yoğurt daha sağlıklı' savunusunu yapıyor.

Akademinin, tıp camiasının kafası karma karışık...

Vatandaşın nasıl karışmasın ki!  

 

BİLİM BİLİMLE ÇARPIŞIYOR!
Bilimin bilimle çarpıştırıldığı bir alan!  Bir gıdanın insan sağlığına zararlı olduğunu söyleyen bir bilim insanının görüşü, yine bir başka bilim insanı tarafından çürütülmeye çalışılıyor...

(Kolay anlaşılması içeriği alakasız ama özü aynı bir örnek vereyim:  DOSAB Termik Santrali'nin insan sağlığına zararlı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Kayıhan Pala'ydı... Zararsız hatta faydalı olduğuna imza atan da Bursa dışından bir başka profesördü. Mantık aynı yani!)

Zira küresel bazda baktığınızda onlarca milyar dolarlık bir pazar söz konusu...

Gıda tröstlerinin önceliği insan sağlığı değil kar!

Yıllarca trans yağlardan oluşan margarinlerle damarlarımızı dondurduk...

Hatırlıyorum, ilk kez mahallemize gelen kadınlar ücretsiz margarin dağıtmışlardı, ekmeklerin üzerine sürüp elimize tutuşturmuşlardı.

Geçen gün bir belgesel kanalında margarinin tereyağın bulunmadığı 2. Dünya Savaşı koşullarında icat edildiğini, içine sarı boya konulup tereyağına benzetilerek halka sunulduğunu izledim...

Şimdi dünyada en çok tüketilen yağlar arasında yer alıyor!

Ambalajlı, uzun ömürlü ürünleri daha çok kullanır olduk...  GDO'lu ürünler bebek mamalarına bile girdi...

 

BAKLAVALAR BİLE FRUKTOZLU!

Şeker pancarı üretimi daraltıldı, doğal şeker üretimi yok hükmüne düştü, yerine GDO'lu ithal mısırlarla üretilen mısır şurubu fruktoz ve glukoz ikame edildi. Meyve sularından, her türlü çikolatalı ürüne, bisküvilere her bir şeye girdi...

Baklavalar bile fruktozlu! Şekerle üretilen baklava, üç günde parlaklığını yitirirken, fruktozlu baklava günlerce yeni yapılmış gibi taze görünümünü koruyor...

Mahallemdeki genç tatlıcı şeker kullanıyor, gözümle gördüm; "Cama tüm tatlılar şekerle yapılmaktadır" diye yazmasını önerdim. Zira ucuza kaçmak yerine, insanı korumak adına maliyeti yükselten bir üretimi tercih ediyor!

Korunmak lazım da nasıl!

Sağlıklı beslenme diye diye bir hal olunuyor...

Ama nasıl? 'Sebze yiyin' deniliyor.

Ama o sebzeler kimyasal kirliliğin olduğu toprakta yetişiyor, yine kirli sularla sulanıyor! Seralarda hormon ve ilaç kullanılıyor.

Çoğu ithal tohumlarla üretiliyor.
Misal buğday, domates... Balık yememizi öneriyorlar, ama balıklar çiftlikte suni besinle yetişiyor! O besinlerin ne olduğu belli mi?

Besi hayvanlarında da antibiyotik kalıntıları, hormon sorunu var.

Velhasıl, iki ucu bilmem neli değnek...

Kendi formülümü söyleyeyim:
Beyazlardan yani un, şekerden uzak durmak, patates ve pirinci hayatından çıkarmak, hazır gıdalardan, kızartmadan uzak durmak ve spor yapmak... Başta yürüyüş olmak üzere!

Becerebiliyorsanız kendi yoğurdunuzu, ekmeğinizi kendiniz yapın... Zeytinyağı ve tereyağı kullanın.

Tüm kirliliğine karşın yine de mevsim sebzeleri en güvenilir gıdalar arasında yer alıyor.

Pahalı, janjanlı ithal meyveler yerine mevsiminde yetişenleri tüketin.

Köy tavuğu alın mesela... Zor pişiyor, düdüklü tencere işe yarıyor. Keçi eti tüketebilirsiniz. 

Kolay gibi gözüküyor ama hiç kolay değil... Biraz boşladığınızda başa sarıyorsunuz...