Kadına şiddet önlenebilir mi? Nasıl?

H. Gül KOLAYLI 01 Aralık 2017 Cuma, 06:38

Geçen hafta Kadının Statüsü Derneği tarafından düzenlenen panelde Kadına Yönelik Şiddet ve Çözüm Arayışlarına yönelik çalıştay sonuçları tartışıldı...

Çalıştay 23 Kasım'da Nilüfer Dernekler Yerleşkesi'nde düzenlenmişti. 4 masadan oluşan çalıştayın moderatörleri ben, Neslihan Çelik, Elif Didem Danacıoğlu ile Ahmet Emin Yılmaz'dı. Her masada birer sosyolog, psikolog, muhtar, avukat ve kadına şiddetle ilgili birimlerde görevli emniyet mensubu ile çeşitli kadın kuruluşları temsilcileri görev almıştı...

Panel de aynı yerde yani Nilüfer Belediyesi Dernekler Yerleşkesi'nde düzenlendi...

Panelin oturum başkanlığını üstlenen Kadının Statüsü Derneği Başkanı İlknur Kutucu açılış konuşmasında çalıştay hakkında bilgi verdi, masalardaki çalışmaları anlattı...

"Her masa farklı açıdan şiddeti inceledi. Birinci masa genel olarak şiddeti değerlendirdi. İkinci masa sosyoloji ve mahalle baskısını tartıştı.

Üçüncü masanın gündemi ise eğitim ve ekonomiydi. Dört numaralı masada yasalarımız kadına karşı şiddeti engellemede yeterli mi, değil mi, onlar konuşuldu. Şimdi de sonuçları değerlendireceğiz... Ayrı ayrı dernekler olarak kadının bilgilendirilmesi ve farkındalık yaratılması üzerine bir şeyler yaptık. Artık farkında olmak yetmiyor nasıl düzeltebiliriz, onun yollarını arıyoruz..."

 

ÇELİK: MAHALLE BASKISI / ÜÇ NESİL

Toplantıda söz alan Neslihan Çelik, çalıştayı özetlerken çok önemli konulara değindi:

"Toplantı geçen haftaydı, kadına yönelik şiddet aynı şekilde devam ediyor. Masamızda şiddetin sosyolojik etkileri, mahalle baskısı ve eğitim tartışıldı.

Eğitimle çözülemeyecek konunun mahalle baskısı olduğu hususunda hepimiz hemfikir olduk..."

Mahalle baskısının kadına yönelik şiddeti meşrulaştırdığına medyanın da haber diliyle bu şiddeti körüklediğine dikkat çekti... Mahalle baskısının çözülebilmesi için yarından çalışmaya başlansa 3 nesil geçmesi gerektiğini söyledi...

Neslihan Çelik "Kadın cinayetlerindeki artışın erken çocuklukta anaokullarda eğitimden başlamak üzere çözülebileceğini düşünüyoruz" dedi...

Ardından da Finlandiya'da toplumsal cinsiyet eşitliği eğitiminin anaokullarından itibaren nasıl verildiğini, eğitmenlerin de eğitildiğini ve eğitimcilere yönelik de takip programı olduğunu, 'Çocuk Refah Ekipleri' oluşturulduğunu ve aile içinde de çocukların izlendiğini anlattı.

Çözüm önerileri arasında anaokullarından itibaren tüm sınıf içi uygulamalarda, eğitim materyallerinin, öğretmenlerin tutum ve davranışlarının, okul yönetiminin planlarının, toplumsal cinsiyet eşitliğini yaygınlaştıracak şekilde olması yer aldı...

Neslihan Çelik, Finlandiya gibi eğitim ve ekonomik düzeyi gelişmiş ülkelerde bile kadına yönelik şiddetin yüzde 22 olduğuna dikkat çekti...

 

BAYGÖL: EMPATİ ŞART

Elif Didem Danacıoğlu yerine sunum yapan Psikolog Emel Baygöl ise eğitim ve ekonominin konuşulduğu masada "Eğitilmiş olursa anneler, eğitilmiş doğar çocuklar" sloganını ürettiklerini belirtti.

Eğitimin ailede başladığını ve kişiliğin 0-6 yaş arasında şekillendiğini, eşitsizliğin bebek doğar doğmaz başladığını ve şiddeti doğurduğunu söyledi.

"Anaokullarında erkek çocukları daha çoktur, çünkü kız çocuklarına göre daha hareketlidirler.  Çocuk okula gidiyor, okul müdürlerinin çoğu erkek. Çocuklar söyleneni değil gördüklerini öğrenir.  Sınıf başkanları da çoğunlukla erkeklerden seçilir. 12 yaşındaki erkek çocuğuna 'Hadi babana kahve pişir' denmez, ama kıza denir..."

Ardından da şiddetin evrensel bir sorun olduğuna işaret ederek bizde yüzde 39, Danimarka'da yüzde 22, Norveç'te yüzde 14 olduğunu belirtti.

Eğitimde de erkek çocuklarının ayrıldığını, dar gelirli ailelerde iki çocuk varsa olanakların erkeğin eğitimine tahsis edildiğini vurguladı.

"Çalıştırılmamak, miras paylaşırken kız çocuklarından mal kaçırılması, işe girerken tercih edilmemek de ekonomik şiddettir" dedi.

Emel Baygöl eğitimin çok önemli olduğunu, mutlaka empati kurmanın öğrenilmesi gerektiğini söylerken, katılımcılara şu öneride bulundu:

"Bursa'yı mahalle mahalle paylaşalım. Anlatalım. Sokak sokak, okullara ulaşalım. Öncelikle babalara ulaşmak lazım..."

 

KUTUCU: ŞİDDET UYGULAYANLAR DA DESTEKLENMELİ

Ahmet Emin Yılmaz'ın yerine sunum yapan Avukat Gündüz Kutucu ise yasaları ve caydırıcılık etkisini gündeme getirdi...

"6284 sayılı kanunun uygulamasını ne mahkemeler ne kolluk güçleri ne de mülki amirler yeterince anladı. Uygulamada zıt çelişkili uygulamalar görüyoruz. Bazen tedbirin aşırısına bazen de yetersizliğine şahit oluyoruz..."

Kutucu çocukların korunması için 5395 sayılı kanun ve velayetle ilgili medeni kanunda hükümler varken, 6284 sayılı yasanın içine konmasının çocuğun psikolojisini olumsuz etkilediğine dikkat çekti.

Ardından da şiddete maruz kalan kadının korunduğunu ancak şiddeti uygulayan için hiçbir şey yapılmadığına vurgu yaptı. Çalıştaydaki masada şiddet uygulayan kişinin hasta ise zorunlu tedaviye alınması, şiddet uygulayan kamu görevlisi ise yargı kararının siciline işlenmesi ve terfi ettirilmemesi, kravat indiriminden vazgeçilmesi gibi tespitlerin de yapıldığını söyledi...

Ardından da 6284 sayılı yasaya atıfta bulunarak yasa çıktığından bu yana öldürme ve şiddet olaylarının arttığını belirtti.

Yüzde 1400'lük bir artış olduğuna dikkat çeken Kutucu şiddet uygulayan adamın da hakim tarafından dinlenilmesi ve neden yaptın sorusunun sorulması gerektiğini şöyle savundu:

"O adamı gereğinde zorunlu tedavi olmalı.  O da öksüz kalıyor, yalnız kalıyor. Öldürme anı orasıdır... Hakim dinlemeli. Erkek sığınma evi yok, açılmalı. Öldürenin de dövenin de desteğe ihtiyacı var!"

Kadına fiziki şiddet uygulayan erkeğin zorunlu tedavisine katılıyorum. Kadın koruma kararı aldığında, erkek eğer sokakta kalıyorsa, gidecek hiçbir yeri yoksa erkek sığınma evleri bir yere kadar düşünülebilir... (ki bu duruma düşen erkek sayısı çok azdır)

Ancak şu da unutulmamalı... 6284 sayılı yasa kadın cinayetleri yüzde 1400 arttığı için çıkartıldı. Yani yasa çıkmadan önce de kadınlar öldürülüyordu. Bir de şunu düşünmek lazım, kaç kadının canı koruma kararı sayesinde kurtuldu!..

2017 yılında 340 kadın, kadın oldukları için erkekler tarafından öldürülürken, kadınların öldürdüğü erkek sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Dezavantajlı kesim kadınlardır...

Ve...

Kadına ya da kız çocuğuna tecavüz eden, 'Aşkına karşılık vermedi, boşanmak ya da ayrılmak istedi, yemeği soğuk servis yaptı, anasına izinsiz gitti, sevdiği ile evlenmek istedi' diye katleden bir erkeği asla hiçbir ahvalde destekleyemem!..

Benim masamdan çıkan görüş ve önerileri ise başka bir yazımda paylaşacağım...