Kadını insanda eşitlemek...

H. Gül KOLAYLI 28 Ocak 2016 Perşembe, 08:46

Bağdat Caddesi'nde, 19 yaşındaki bir genç kız gece 03.00'te evine girmek üzereyken saldırıya ve tecavüze uğramış...

Yaygın basındaki haberlere göre sosyal medyada bir er kişi anket düzenliyor:

"19 yaşındaki bir 'kız' gece 03 00'te Bağdat Caddesi'nde ne tür bir eğlenceden dönebilir?"

Seçenekler ise şöyle:

"Saklambaç, ip atlama, yağlı güreş, bilemiyorum..."

Mantık belli, bir kadın gece 03.00'te sokaktaysa, tecavüzü hak ediyor!..

Türkiye'de toplumsal cinsiyet ayrımcılığını ve kadına bakış açısını yansıtan, mağdurun mağduriyetini katlayan bir yaklaşım...

 

 

FİZİKİ / FİKRİ TECAVÜZ

Sırf bu yüzden pek çok tecavüz mağduru sessiz kalıyor...

Zira fiziki tecavüzün üstüne ömür boyu sürecek bir fikri tecavüzün ekleneceğini biliyorlar...

Yanılmıyorsam, 2004 yılında yaşları 16 ile 72 arasında değişen 7 tecavüz mağduru kadın ve bir de tecavüzcü ile söyleşi yapmıştım...

Tecavüz mağdurlarının 4'ü toplumsal linçten, aile ve çevrenin baskısından çekindiği için yasal yollara başvurmamış, tecavüzü sineye çekmişlerdi, ağır ruhsal sorunları vardı...

Bir şekilde bana ulaşan tecavüzcü adamın anlattıkları hâlâ aklımda;

"16, 17 yaşlarındaydık... İstanbul'da kenar mahallede yaşıyorduk. Liseye gidiyordum. Mahalleye bir hemşire taşındı.

 Duldu, tek başına yaşıyordu. Gece geç saatlerde geliyordu.

Biz o zaman hastanede nöbetçi olduğu için öyle geldiğini bilmiyorduk.

Annelerimiz bütün gün kadını konuşuyorlardı. O kötü kadındı. Bizim için dokunulabilirdi. Bir gece mahallede içtikten sonra,  dört kişi kapısına dayandık. Tecavüz ettik. Bağıramadı bile... Sadece ağlıyordu, sessiz sessiz..."

 

KADIN KADININ KURDU MU?

Adam demişti ki:

"Kadın şikayetçi olmadı. Ertesi günü taşındı mahalleden.  Hepimiz büyüdük ve çok ama çok pişman olduk. Kız çocuklarım var... Çok pişmanım... Sizinle konuşmak istedim... Bilmenizi istedim, bakın asıl suçlu annelerimizdi... O kadının kötü kadın olduğunu, dokunulabilir olduğunu ergen aklımıza sokmuşlardı... Bunu yazın lütfen..."

Adam okumuştu, mühendisti, bilinçliydi... Sözcüklerini seçerek kullanıyordu...
Erkek egemen sistem kadını kadına kırdırıyordu... Mahallede, okulda, siyasette... Her yerde...

"Kadın kadının kurdudur" sözü o zaman kafama dank etmişti... Biliyordum da o zaman daha da netleşmişti fikrim:

Kadınlar değişmediği, dayanışmadığı, birbirini anlamadığı sürece; bu sorunlar bitmez...

CHP Milletvekili Ceyhun İrgil'in ısrarla, binlerce kez tekrarladığı bir ifade var:

"Bir erkeği eğitirseniz, 70 yılı etkiler. Ama bir kadını eğitirseniz gelecek kuşakları, 700 yılı kurtarırsınız..."

Çok doğru...

Şimdi kadınlar arasında bir anket yapsanız, büyük çoğunluğu "O saatte sokakta ne işi var?" diyecektir... Adım gibi eminim...

Toplumun kadına bakış açısında onca mücadeleye, onca çıkan yasaya karşın köklü bir değişiklik yok...

Kadının insan hakkı hâlâ yerlerde sürünüyor...

 

40 YIL GEÇSE DE SOKAKLAR KADINA YASAKLI!

Aradan kırk yıl da geçse bir şey değişmiyor...

1974 yılı... Altıparmak'taki Akademi'de, 1. sınıftayım... Yaş küçük... 18 bile yok! Ve Cumhuriyet Caddesi'nde Bemteks'te çalışıyorum...

 O zamanlar gece bölümleri vardı, çalışanlar için... Tüm okulların gece bölümleri vardı, mühendisliklerin bile! İnsanlar çalışarak okuyabiliyorlardı... Kayhan'da oturuyorduk, Kirişçi Kızı'nda...

Gece okul çıkışı, Heykel'de annem ya da babam karşılıyordu... Kimi zaman bizimkilerle buluşamıyorduk...

Yolda taciz edenlerden kurtuluşu şöyle bulmuştum... Dolmuştan iner inmez ok gibi fırlıyor, Heykel'den eve kadar hiç durmadan koşuyordum... Zaten iyi bir koşucuydum. Ortaokulda derecelerim vardı... 

O yolda gece mekanları çoktu;  meyhane sahipleri gündüz gördüklerinde sormuşlardı, "Gece yarısı niye koşup duruyorsun" diye... Mahalle kültürü henüz yok olmamıştı!

Anlatmıştım, "Okul dönüşü annem babam yoksa sapıklardan dolayı eve koşarak gidiyorum" diye...

 "Kızım başın dara girerse, bizim oradan geçerken bağır, arkandan gelen varsa durdururuz" demişlerdi...

 Birkaç kez de ihtiyacım olmuştu... "Abiler yardım edin" diye meyhaneye daldığım vakidir... Zira o saatlerde açık olan başka mekan yoktu...

 

HERKESİN BAŞINA GELEBİLİR!

Biz gazeteci kadınlar mesleki nedenlerle evimize kimi zamanlar çok geç saatlerde gideriz...

Hiç unutmuyorum... 2000 yılları;  bir gazetede ekip olarak yeni başlamışız... Kampus gibi zorlu bir ek çıkartıyorum...

Gecenin 03.00'ünde eve servis bırakacak... Şoför, yeni gelen genel yayın yönetmenine gıcık, ben de aynı soyadını taşıdığımdan bana da gıcık...

Ev Kırcaali Mahallesi'nde... Şoför kavga dövüş beni Gazcılar Caddesi'nde indirdi... Kural kapının önünde bırakıp eve girinceye dek beklemekti...

Sokak karanlık, ıssız... O zamanlar Kent Meydanı yok, eski Garaj bölgesi, it kopuk, tinerci dolu...  Çantamı karıştırdım, törpü vardı, elime aldım... Köşeyi döndüm, sarhoş bir adam saldırdı... Boğuşmaya başladık... Hiç bağırmadım...

Elimde törpü vardı...  Adam bir an sendeleyince, yere düşen anahtarımı kaptığım gibi kapıya fırladım ve apartmana girdim...

Çok düşündüm sonraları, niye bağırıp yardım istemedim diye...

Mahalleye taşınalı çok olmamıştı... Annem ve oğlumla yaşıyordum.  Biliyordum... Beni sorgulayacaklardı;

"O saatte sokakta işim neydi? Kim bilir ne yapmıştım ki adam peşime takılmıştı..."

Bir kadın bin nedenle sokakta olabilir...

İşi gereği...  Hastası vardır... Kendi hastadır... Ya da başka bir nedenle...

Hangi nedenle, hangi saatte sokakta olursa olsun, hiçbir şey tecavüzü, saldırıyı, soygunu mazur kılmaz...

Kadına tecavüz bir insanlık suçudur...

Tecavüze uğrayan kadının  "O saatte sokakta ne aradığını" sorgulamak bir insanlık suçu olan tecavüzü hak görmekten başka bir şey değildir...