Kayıp Osmanlılar / Arzu Arınel

H. Gül KOLAYLI 28 Haziran 2017 Çarşamba, 07:34

Arzu Arınel'in Yemen ile ilgili tarihi bir roman hazırlığında olduğunu biliyordum...

 Arşivlerden kaynak araştırmaları yapıyordu...
Tarihe oldum olası ilgiliydi... Hatta bu ilgisini akademik düzeye taşımıştı...

Ve... İç savaşın ortasındaki Yemen'e gitmeyi kafaya koymuştu...

2014 yılının sonuna doğru Romanının peşinden savaş coğrafyasındaki Yemen'e gidip saha ve arşiv çalışması yapmıştı...

Akla zarar bir şeydi...

"Kayıp Osmanlılar" Mart ayında Destek Yayınları'ndan çıktı.

Aslında okumada bu kadar gecikmezdim... İmzalı kitap bana geç ulaştı ulaşmasına da... Bir şekilde bulur ve okurdum.

Sanırım sakin bir kafayla tadına vara vara okumak istedim... Bayramda Çanakkale boğazında mavi ile yeşilin buluştuğu bir koyda büyük bir keyifle okudum...

Bu Arzu Arınel'in üçüncü kitabı ve ikinci romanı...

Ve kesinlikle bir başyapıt...

Hani iyi bir şiir kitabın okurken, bazı iyi şiirleri döner döner defalarca okursunuz ya...

İşte romanın bazı betimlemelerini döne döne, sindire sindire okudum...

Birbirinden tamamen farklı iki kesimin Yemenlilerin ve Yemen coğrafyasındaki Osmanlıların kimi zaman aşkta olduğu gibi iç içe, kimi zaman teğet, kimi zaman da hiç birbirine değmeyen öyküleri...

 

YEMENLİLER VE OSMANLILAR

Farklı iki kesime hem yüzyıl öncesinden hem de oldukları / durdukları yerden bakabilmek... Romanı başarılı kılan unsurlardan birisi de bu...

Zaten bunun için roman aynı ciltte iki kitaptan oluşuyor.

Ve merak duygusu sonuna kadar tetikleniyor.

Romanın son sayfasını okumanıza rağmen, roman karakterlerin öykülerinin bitmemişliği sizi hala o merak çemberinde tutuyor...

Mesela Miralay Ferid Bey'in karısı Dilruba Hanımın hikâyesinin mutlaka bir yerlerde devamı olmalı, diyorsunuz...

Ya da romanın sonunda Yüzbaşı Ali Fuat ve Karadenizli Süleyman Çavuş'un  Lahiç Vadisi'ne yolculukları...

Sanaa'ya sağ salim gitmişler miydi? Oradan İstanbul'a dönebilmişler miydi?

Bu iç içe iki kitaptan oluşan romanın sanki üçlemesi olacakmış gibi geldi bana...

Dönemsel betimlemeler muhteşem...

Yemenlilerin tarihsel, yöresel geleneklerinden yemek alışkanlıklarına, giysilerine danslarına dek yaşam biçimleri romana taşınmış... 

Hiç bilmediğimiz bir kültürü tanıyoruz aynı zamanda...

İnsan ticareti... Çocuk kadınlar...  Şeyh Eşref'in kızı Layla ve kuşatma, açlık kıtlık döneminde insanlığını yitirenlerin yediği çocuk Ahmad...

Ağır hüzün...

Yemen çöllerinde yitip giden Anadolu çocukları... Osmanlının Birinci Dünya Savaşı'nda yenilişi, Mondros Mütarekesi ve askerin silahlarıyla İngilizlere teslimi...

Yemenlilerin  ve Osmanlıların yaşadığı derin acılar

Romanın kurgusu kadar dili de dikkat çekici...

Mevzu Yemen olunca, küfründen yemeklerine kadar yerel adlar kullanılmış ve dipnotlarda izah edilmiş.

Böylece okur daha bir içeride hissediyor... Aynı zamanda da bilmediği bir kültürü tanıyor...

Arzu Arınel kitabının önsözünde her ne kadar "belgesel" olmadığını belirtse de...

Kitabı bitirdiğinizde hiçbir fikrinizin olmadığı bir yer ve halka dair birikim oluşturuyorsunuz...

Arınel Önsözde şunları yazmış:

"Bu kitap bir tarih kitabı ya da bir belgesel değil. Hatta yazarken çoğunlukla tarihin gerçekliğinden uzaklaşıp kurgunun keyfiliğine açılmayı tercih ettim..."

Amma velakin... Kitabın hissettirdikleri salt kurgu değil...
Romanın kurgu akışı içerisinde yer yer dönemsel tarihi gidişat da yer alıyor.  Yörenin coğrafi özellikleri betimlemelerde ayrıntılanmış...

Bu da romana bir kurgusal gerçeklik imgesi katarak okuru ikna ediyor.

Zira...

Tarihi romanların en büyük handikabı gerçekle buluşabilmesidir. İşte tarihi romanda öykü kurgusu okura inandırıcı gelmezse yetersizlik hissi oluşturur... Uydurukça gözüyle bakarsınız...

 

 

SANAA'DAKİ TEK TURİST

Arzu Arınel ne yapmış etmiş; o gerçeklik duygusunu kurgusal öyküye taşımış. Bunu nasıl başardığı da başlı başına bir hikaye aslında; yani iç savaşın ortasındaki Yemen'e gidişi!

'Kayıp Osmanlılar'ın ön sözünde bu başyapıtın nasıl ortaya çıktığına dair ipuçları yer alıyor:

 "Kitabın olmazsa olmaz isimlerinden biri de yazıldığı tarihte Türkiye'nin Yemen Büyükelçisi olan Sayın Fazlı Çorman'dır.
Yemen'de geçen bir dönem romanına niyetlendiğimde, önümdeki en büyük engelin, Yemen'e gidebilmek olacağı doğrusu hiç aklıma gelmemişti. Ancak 2014 sonbaharında kaynak araştırmaları, okuma çalışmaları tamamlanıp sıra yolculuğa geldiğinde, Dışişleri Bakanlığı Türklere yönelik "Çok zaruri sebepler olmadıkça Yemen'e gitmemeleri ve orada bulunanlarında ülkeyi bir an önce terk etmeleri" yönünde uyarı yayınladı."

Arınel Yemen'e gitme ümitlerinin sona erdi sırada Büyükelçi Fazlı Çorman'dan bir telefon aldığını ve yola çıktığını anlatıyor:

"Ayaklarında plastik terlikler, bellerinde peştamallar, sırtlarında komando yelekleri, göğüslerinde çapraz fişeklikleri ve omuzlarında kalaşnikoflarıyla 14-25 yaş arasındaki Huthi gerillalarının işgalindeki Sanaa Havaalanı'na gece 02.00 sularında indim. İsyancılar diplomatik dokunulmazlık tanımadıkları için elçilik mensupları beni havaalanının elli metre kadar dışında bekleyeceklerdi.

Öncelikle tek başı açık kadının ben olduğunu fark edip, ilk defa fularımı saçlarımın üzerine örttüm, sonra kazasız belasız önce resmi görevlilerin ve ardından da Huthilerin kontrolünden geçip Yemen toprağına adımımı attım."

Ne kadar sıra dışı bir şey yaptığının ipuçları ise şu satırlarda:

"Dünyada pek çok yer gezdim, gördüm. Fakat Sanaa'nın bende hayatım boyunca çok özel bir hatırası olacak.zira orada dünyada belki kimseye nasip olmamış bir ayrıcalık yaşadım, bir şehri ve çevresini gezen 'tek turist' olma çılgınlığını!..  Ne yalan söyleyeyim, tuhaf ve lakin keyifli bir histi." 

Arzu Arınel'in yazdığı "Kayıp Osmanlılar / Bozgun günlerinde aşk ve ölüm Yemen çöllerinde solan hayatların hüzünlü hikayesi" son yıllarda okuduğum en iyi romanlardan biri...