Koşan adam: Şefik Balcı

H. Gül KOLAYLI 27 Eylül 2015 Pazar, 09:57

Şefik Balcı, 58 yaşında... 7 yıldır durmadan koşuyor...

Hatta koşmak onun için yaşam biçimi haline gelmiş...

Koşmaya başlamasının nedenine gelince...

Çağın vebası: Obezite

Şefik Balcı'nın eskiden beri koştuğunu düşünüyordum...

Yani eski bir atlet olduğunu...

Ama öyle değilmiş...

Kendisine sordum:

"Spora, koşmaya ne zaman başladınız diye?"

"7 Yıl oldu. 7 yıldır gece gündüz koşarım"  dedi...

58 yaşında olduğunu düşünürseniz, bir hayli yeni başlamış sayılıyor koşmaya...

"Neden başladınız peki?" diye sordum...

"Ben erken emekli oldum. Henüz 42 yaşındayken...  Hareketli iş yaşamından daha hareketsiz bir yaşama geçtim... 

Ve kilo almaya başladım. Aldım, aldım... Obezite sorunum oluştu.  98 kiloya çıktım.

Merdiven çıkamıyordum. Kolesterol, şeker, yüksek tansiyon gibi sağlık sorunları da başlamıştı...

Arkadaşlarımdan biri koşmamı önerdi. "Sen koşarsın, neden koşmuyorsun... Hem kilo da verirsin..."

Şefik Balcı arkadaşının önerisini dinliyor...

Ve koşmaya başlıyor...

İlk olarak Osmangazi Belediyesi tarafından düzenlenen 5 kilometrelik koşuya katılıyor...

Üstelik kiloluyken...

Derece yapamasa da...

Belirlenen zamanda koşuyu bitirmeyi başarıyor... 6, 7 ay içerisinde başka koşularda da yer alıyor ve 80 kiloya düşüyor. Şu anda tamamen normal kilosunda...

Daha sonra Masterler Kulübü'ne üye oluyor...

Ve sistemli bir şekilde koşmayı sürdürüyor...

Haaa...
Bu arada... Şekeri, beyaz unu, kızartma ve yağlı yemeyi, gazlı içecekleri bırakıyor...

Sağlıklı beslenme, düzenli koşu derken...

Kilo ile sorunu kalmıyor...

Kilolarla birlikte kolesterol, şeker, tansiyon gibi sağlık sorunları da gidiyor...

"Kendime güvenim arttı. Spordan sonra sağlığım yerine geldi. Kendimi güçlü hissediyorum. Eskiden asansörsüz 4. , 5. katlara çıkamazdım, çok zorlanırdım. Şimdi asansör kullanmıyorum. Basamakları üçer beşer çıkıyorum...

Sosyal ilişkilerim de zenginleşti. Sporla birlikte yeni bir çevre edindim. Farklı illerden arkadaşlar edindim. Sporun özü kardeşliktir zaten..."

Ne koştuğuna gelince...

21 kilometrelik yarı maraton... Ve 42 kilometrelik maraton...

"Çok ama... Kaç saatte koşuyorsunuz" diye soruyorum...

Anlatıyor:

"Maratonun son kilometrelerinde tempom düşüyor. Yürüyorum. Ama tamamlıyorum. 2,5 saati geçiyor.... Yarı maratonu 1 saat 20 dakikada koşuyorum...  5 kilometrede oldukça iyiyim. Derecelerim var..."

Her gün koşup koşmadığına gelince...

Diyor ki:

"Bu sabah bayramdı. Yine de 10 kilometre antrenman yaptım. Koşmadığım günlerde kendimde bir eksiklik hissediyorum..."

Trabzon, Antalya, İstanbul Avrasya koşusu gibi Türkiye'nin pek çok ilinde maraton ve yarı maraton koşan Şefik Balcı son olarak Edirne, Yunanistan parkurunda koşmuş...

"Sınır kapısından girdik, Yunanistan'da 4 kilometre koştuk" diyor...

Gençlere spor yapmalarını öneriyor:

"Gençleri kahve köşelerinde hele de sigara, bonzai gibi kötü alışkanlıklar edindiklerini gördüğümde çok üzülüyorum. Spor, insanı her türlü kötü alışkanlıktan uzak tutuyor.

Sporu masraflı bir uğraş olarak görenler için koşmayı öneriyorum. En masrafsız spordur. Tabii koşacağım diye de ölmesinler.
Kalp, akciğer başta olmak üzere düzenli sağlık kontrollerinin yaptırılması, sağlıklı beslenme, düzenli yaşam şart..."

Eşinin de kendisini desteklediğini anlattı; "Sadece şehir dışındaki maraton ve yarı maratonlarda endişeleniyor. Koşmamı destekliyor..."

Bana Botanik'te koşmamı önerdi...

"Yok" dedim...

Zira... Obezite sorunuyla boğuşurken defalarca denemiştim... Parkta yürümekten ya da koşmaktan müthiş sıkılıyorum. Sonuç alamadım.
Tek ya da arkadaşlarla birlikte hiç fark etmiyor,  öyle sıkılıyorum ki, tansiyonum fırlıyor...

Spor salonlarında aeorobik, plates gibi yüksek müzikle yapılan sporları da sevmiyorum. 

Denedim... Afakanlar bastı... Çok bunaltıcı geldi. Ama spor salonlarında müziksiz ya da düşük volümlü sevdiğim müziklerle aletlerde çalışabildiğimi gördüm. Yürüyüş, koşu bandı ve diğerlerinde... 
Yürüyüşümü, egzoz gazının fazlaca olmadığı eski Bursa sokaklarında yapabiliyorum... Hem de keyif alarak...

Şefik Balcı, sporu yaşam biçimi haline getirerek çağın vebası olan obeziteyle başa çıkmayı başardı...

Obeziteyle mücadele, kilo verme devasa bir endüstri haline dönüştü..

Hem diyetisyenleriyle, psikologlarıyla, psikiyatristleriyle, cerrahlarıyla, ilaçlarıyla milyarlarca dolarlık tıbbi endüstri...

Üstüne üstlük  "light" ürünler başta olmak üzere, ekmeğinden otlarına müthiş bir gıda endüstrisi...

GDO'lu, trans yağlarla dolu sağlıksız gıda endüstrisinin dayattığı obezite ile antiendüstriyle başa çıkılmaya çalışılırken, onlarca milyar dolarlık devasa pazara malzeme oluyor insanlar...

Oysa...

Çözüm insanın beyninde...

Obeziteden çıkış yolları var...

Şefik Balcı'nınki en sağlıklı, en doğru yollardan birisi...

Ne midesini ne bağırsağını kestirmeden... Ya da midesine kelepçe, balon koydurmadan... Orasından burasından yağ aldırmadan... Masrafsız,  maliyetsiz...

Sadece azim ve istekle kilo verilebiliyor...

Ben nasıl kilo verdiğimi yazmıştım...  Ama hâlâ görenler sormadan duramıyor...

Benim kuralım şöyleydi: Şekerin, beyaz unun girdiği her şey yok! Patates, pirinç, kızartma yok! Kalan her şey yenebilir. Abartmadan! Artı salon sporu ve yürüyüş... Bilgisayar başındaki her yarım saatte bir 10 dakika jimnastik...  Yaşam biçimim değişti, sağlıklı beslenmeye başladım:  Sonuç;  gördüğünüz üzere...  Kilo ile sorunum sıfırlandı...