Nedense hiç şaşırmadım…

H. Gül KOLAYLI 11 Ağustos 2016 Perşembe, 06:51

15 Temmuz kanlı kalkışmasının 1 Numarasının Pensilvanya'da korunup esirgeniyor olması, tüm kamuoyunda emperyal destek tartışmasına neden oldu...

Üst düzey tepkiler, başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından olmak üzere, iktidar ve muhalefet partileri tarafından da dile getirildi...

Artık sokaktaki insan bile dış desteği sorgular oldu...

Batı basınının ikircikli, samimiyetsiz tutumu da tepkileri pekiştirdi...

Son olarak Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, NATO'dan beklenilen desteğin alınamadığına değindi...

 NATO'dan gelen mesaj ise "Türkiye'nin NATO üyeliği tartışma konusu değil" şeklinde oldu...

Çavuşoğlu'nun açıklamaları önemli:

 "Savunma sanayi tamam NATO'nun içindeyiz, sorumluluklarımızı biliyoruz. PKK, DAEŞ saldırıyor, bunlar varken NATO yok. 'Türkiye'deki hava savunma sistemi tüm Türkiye'yi kapsayacak şekilde olmalı' diyoruz, karar var ama uygulama yok.

Teknoloji transferi yok, benim de kendi teknolojimi kullanmam lazım. Müttefik olarak sen bunlara yanaşmıyorsan Türkiye de başka arayışlara girmek zorunda.

Kendi güvenliğimi kurmak zorundayım. O ülkeden olmaz, bu ülkeden olmaz. Hem de izin vermiyorsun. Bu olmaz. Türkiye, dış politikasında olduğu gibi güvenliğini sağlamak için adımlarını atar, kimse engel olamaz..."  

Medyada yer alan haberlerde HDP'nin Türkiye'nin NATO üyeliğine destek çıktığı ve NATO'dan ayrılma beklentisinin diğer komşularla ilişkilere zarar vereceğini savunduğu iddiası yer alıyor...
Nedense hiç şaşırmadım... 

Sola dair önemli bir kıstas antiemperyalist olup olmadığıdır...

Bir parti ya da kurum kendini solda konumlandırıyorsa, "Antiemperyalist" olup olmadığına bakılması gerekmez mi?

Mustafa Kemal Atatürk'ün ilkelerini savunduğunu söyleyen sosyal demokrat partiler için de aynısını beklemek lazım.

Zira Mustafa Kemal'in antiemperyalist çizgisi Kurtuluş Savaşı ile sınanmıştır...

Hem Atatürkçüyüm diyeceksin, hem de emperyal güçlerden yana tutum alacaksın... Yok, öyle bir dünya!

Misal... 7 Haziran seçimlerinde solda en çok tartışılan parti; HDP... 

Az sayıda da olsa sosyal demokrat ya da sol seçmen arasında oy veren çıkmıştı...

En kestirme, en net soru şuydu:

HDP antiemperyalist miydi? Değil...  Oy için şeyhlerle, şıhlarla anlaşan, antiemperyalist olmayan bir partidir...

Terör örgütü PKK'ya gelince...

Ta kuruluşundan bu yana, Çekiç Güç hikayeleri de dahil ve son olarak da Suriye'de çok da açığa çıkan bir şekilde emperyal devletlerle iş birliği yapıyorlar...

HDP eğer PKK ile arasına mesafe koyabilseydi belki istikameti farklı olabilirdi...

HDP'yi sol olarak görenler, NATO'nun zaruretine dair beyanlarını unutmasınlar...

 

KÜRESEL PAYLAŞIM SAVAŞI

Türkiye'nin de içinde bulunduğu coğrafyadaki alt üstlükleri anlamak için biraz geriye bakmak gerekiyor...

20. yüzyılın son çeyreğinde küresel krize giren emperyal neoconlar, 200 trilyon dolarlık kamusal hizmet piyasasına göz diktiler.

Dünya Ticaret Örgütü, IMF gibi aygıtlarıyla gelişmekte olan ve Avrupa'da olduğu gibi gelişmiş ülkelere GATZ anlaşmasıyla dayattılar..

Eğitimin, sağlığın, iletişimin, yolların aklınıza gelebilecek her türlü kamu hizmetinin özelleşmesi ve piyasalaşmasıydı hedeflenen...

Elbette bunu yaparken de  küresel sermayenin merkezi devlet bürokrasisine takılmadan hareket edebileceği bölünmüş ülkeler, neredeyse şehir devletleri öngördüler...

"Yerelin gücü"; "Ulus devlet miadını doldurmuştur" şeklindeki algı yönetimleriyle emperyal anavatanlarındaki kendi ulusal devletlerini muhafaza ederken, dünyadaki pek çok ülkeyi ufaladılar...

Ha... Bu modern tarihte neoconların dünya genelinde sosyal devletlere yönelik muazzam tasfiyesiydi...

Petrol, doğal gaz gibi enerji kaynaklarının kontrolü ise olmazsa olmazları arasındaydı zaten. Onlar için de projeler oluşturup uygulamaya soktular.

(Sovyetlerin dağılmasını çok önceden öngörmüşlerdi... Artık yeryüzünde bir komünizm tehlikesi kalmadığına göre, devletin sosyal yanına da gerek yoktu onlara göre!)

Sovyetler dağıldı. Ardından Balkanlar unufak edildi. Demokrasi havarisi Batı'nın gözleri önünde Srebrenitsa katliamı yaşandı...

Eski Yugoslavya gitti, yerine Bosna Hersek, Kosova, Hırvatistan, Sırbistan, Karadağ, Makedonya, Slovenya olmak üzere 7 devlet geldi. Onlar da kendi içlerinde federasyonlar, kantonlarla bölük pörçük edildi...

11 Eylül saldırısı sonrası Afganistan'ın işgali, Pakistan'ın istikrarsızlaşması geldi gündeme...

İşgal sonrası Irak istikrarsız, her gün bombaların patladığı, bazı bölgeleri IŞİD işgalinde olan mezhep ve ırk temelinde bölünmüş bir ülkeye dönüştü...

Ardından 'Arap Baharı' denilen kanlı bölünme süreci baş gösterdi...

Orta Doğu kan gölüne döndü... Devletler devlet olmaktan çıktı... Suriye'de hâlâ savaş devam ediyor...

Eski sömürgeleri olan Afrika ülkeleri kanlı iç çatışmalardan başını kaldıramıyor...

Türkiye tüm bu altüstlüklerin tam da ortasında...

Ve 15 Temmuz'da Türkiye kanlı bir darbe teşebbüsü yaşadı...
Üst akıl denen zebanilerin kadim işbirlikçisi FETÖ yapılanmasının Türkiye'ye yönelik saldırısı savuşturuldu...

Türkiye'de bir sürü darbe ve darbe teşebbüsleri, süreçler yaşandı... 1980 darbesine "Bizim çocuklar" diyerek çanak tutan üst akıl (!)  hiç bu kadar adrese teslim misali deşifre olmamıştı...

Bu da gözlerini ne kadar kararttıklarının işaretidir aslında...

Türkiye sadece bir darbeden değil... Bir iç savaş tehlikesinin ve işgalin eşiğinden dönmüştür...

Bu sürecin aşılmasının yolu toplumsal mutabakat, uzlaşının korunması, demokrasi, hukuk ve kurucu felsefeden geçer...

Bir de devletin yeniden yapılanması sürecinde liyakate bakılması gerekiyor...  

Acı FETÖ tecrübesi, insanlarımızın mankurtlaşma potansiyelini de gözler önüne serdi...

 

 

 


Bu arada dün yine Güneydoğu'da şehitlerimiz var...

Yine gencecik canları teröre kurban verdik.

Yine ailelerin ocaklarına ateş düştü... 

Şehitlerimize rahmet diliyorum...

Nereden gelirse gelsin her türlü terör saldırısını PKK, FETÖ, IŞİD alayını lanetliyorum...