Nerde o eski kışlar…

H. Gül KOLAYLI 08 Ocak 2015 Perşembe, 07:00
Hah... İşte, böyle deyince, insan yarım yüzyılı (artı 5!) geride bıraktığını anlıyor... Biz çocukken, Kayhan Kirişçi Kızı'nın yaşlıları aynen böyle derlerdi... "Nerede o eski kışlar!.. Bunlar da kar mı?" Oysa her kış diz boyu kar yağardı ve neredeyse bir ay da kalkmazdı... (Şimdi düşünüyorum da, yaşlı olarak hatırladığım insanların ak saçlılar hariç büyük çoğunluğu en fazla 35, 40 yaşlarında filan olmalıydı! Çocukluğumuzun komşu büyükleri asla salt "teyze" değillerdi... Mutlaka adının yanına bir hanım teyze eklenir ve hızlı söylene söylene bazı kelimeler düşer, yuvarlanır ve çoğumuz da gerçek adlarının da öyle olduğunu sanırdık... Tabii çok küçükken... Mesela Remziyanımteyze, haççanımteyze, zülbiyanımteyze...)   HANIM TEYZELERİN KIŞI... Hanım teyzeli zamanların kışına gelince... Heykel'de faytonlara kızaklı arabaların koşulduğunu, insanların kızaklı at arabalarıyla bir yerden bir yere gittiklerini anlatırlardı... Gökdere'nin buz tuttuğunu ve insanların üzerinde kaydığını da anlatırlardı... Derelerin buz tuttuğu, atlı kızaklı arabaların olduğu Bursa... Bize masal gibi gelirdi... Çocukluğumun kışları oğluma masal gibi geldi gibi! Çok kar yağardı eskinin Bursa'sında... Hiç okullar tatil olmazdı... Üstelik haftalarca karın kalkmadığı olurdu... Tüm evlerin saçakları buzdan sarkıtlarla dolardı... Bayılırdık onları yemeğe... Bugünkü gibi hava kirliliği yoktu... Kar da yerdik büyük bir keyifle... Ve boğazlarımız falan da şişmezdi...   SOKAKLAR ÇOCUKLARA YASAKSIZDI! Kar yağar yağmaz sokağa fırlardık... Şimdiki gibi yasaklı değildi sokaklar çocuklara... En doğal, en tabii hakkımızdı sokakta oynamaz zira; park bahçe bilmezdik... Trafik sorun değildi, aralığımıza bir araba gelse de, etrafında kovalambaç oynasak diye bakardık... Bir sürü çocuk olurduk... Serpil, Sabahat, Asiye, Abdi, Sema, Nuri, Ejder, Azmi, Mustafa, Bülent, Yener ve daha pek çok çocuk... Üç aşağı beş yukarı akrandık... Karları ezer, kızakla kayacağımız alanı hazırlardık... Hatırlıyorum da hiçbir komşu da, "Siz ne yapıyorsunuz?" demezdi... Hak olarak görürlerdi, anlarlardı... Herkes evinden külünü çıkartır, sokağın yan tarafında bir külden patika oluşturulurdu... Yürürken kayıp düşmemek için...   ÇELİK ALTLI KIZAKLAR Karları eze eze kayacağımız alanı hazırlardık, yirmi metrede bir de heyecan olsun diye tümsekler de yapardık, ".... attıran" derdik o tümseklere... Ardından da kızaklar çıkardı ortaya... Herkesin bir kızağı vardı... Tahtadandı... Altı çelikli olanlar adeta uçardı... Deli gibi kayardık... Eğlenirdik... Islanırdık... Sırılsıklam olurduk... Eve gelirdik... Üstümüzü değiştirirdik... Çizmelerimiz naylondu... Islak üst baş sobanın yanına asılarak yeniden giyilmek üzere kurutulurdu... Ve yeniden kaymaya giderdik... Ya da kartopu oynamaya... Akşam olunca, evlerden kova kova su taşınır, kayma alanının üstüne dökülür, sabaha jilet gibi buzdan bir pist oluşurdu... Akşamüzeri, Balıkhane yokuşu dediğimiz şimdinin İskender Kebabçısı'ndan Kayhan'a inen caddede kaymaya giderdik... Kardeşim kaç kez at arabasının bir yanından girdi, öbür yanından çıktı... Sadece biz mi?   KADINLAR MERDİVENLE KAYARDI Sokağın ve diğer sokağın kadınları da çıkardı gece kaymaya... Merdivenleri taşırlardı yokuşun başına... Sonra bir merdivene, beşer, altışar kişi oturur ve taaa yokuşun dibine yani Ünlü Cadde'nin başından Cumhuriyet Caddesi'nin devamı olan yere kadar kayarlardı... Karın ilk günlerinin coşkusu zamanla yerini akşam gezmelerine bırakırdı... Kalorifer falan hak getireydi... Çoğu kuzine olmak üzere sobalar vardı... Herkes tek odada otururdu kışın ve çoğu evde sedirler vardı, biraz lüks olanlarda yaylı somyalar, üstünde pileli divan örtüleri yayılırdı... Akşam gezmelerinde soba üstünde kestaneler pişirilirdi.. Ayva ve patatesler küle gömülürdü... Bitmez denilen kış içeceği, evde yapılan bozalar ikram edilirdi, mısır patlatılırdı... Yalnız yaşayan yaşlıların sobası yakılır, çorbalar yapılır, asla yalnız bırakılmazlardı...   AKSAÇLILAR MASAL ANLATIRDI Ama en güzeli, nine ve dedelerle çocukların diyaloğuydu... Hacı dedenin, Reşidanımteyze'nin ve diğer ak saçlıların etrafında bir çember oluşturur ve heyecanla beklerdik anlatacakları masalı... Çoğunu birkaç kez dinlemiştik, ama fark etmezdi... Yine dinlerdik, on kere de dinlesek bıkmazdık... Hacı Mustafa Aga, "Eskiden Türkler çok uzak bir ülkede yaşarmış", diye başlardı ve bildiğimiz Dede Korkut hikâyelerini anlatırdı bize... Reşidanımteyze'nin "Dunganga, dunganga" diye anlattığı masalı hala hatırlarım... Yani... Yaşlılar çocuklar için çok değerliydi... Yaşlılar için de çocuklar... Velhasıl... Eski kışlar sahiden de bir başkaydı... Bugün baktım da, gazete binasının arkaya bakan tarafında, çocuklar, kartonlarla, naylonlarla kayıyorlar... Onların da elli yıl sonra anlatacakları hikâye bu olacak; "Bir zamanlar kar yağardı, biz sokakta naylon torbalarla, kartonlarla kayardık, ne güzeldi ama" diyecekler... Ama... Bizim hikâyemiz sahiden de çok güzeldi... İnsanın insana dokunduğu sokaklarda, insanlarla yaşadık çocukluğumuzu...