Nihayet seçimler bitti!

H. Gül KOLAYLI 25 Haziran 2019 Salı, 09:28

Bir seçim süreci daha kazasız belasız sona erdi... Elbette bu yoruma, kimin nereden baktığına bağlı...

Ben seçim sürecinde Türkiye'yi karıştıracak, Ankara'da CHP liderini linç etmeye yönelik teşebbüslerin benzerlerinin yaşanmamasını kast ediyorum... 

AK Parti seçmeni konumundan birkaç adım ötede olanlar ile teşkilatlarda aktif siyaset yapanlar için ise seçim sonuçları hiç iç açıcı değil...

 Önceki akşam haber kanallarındaki tartışmaları kısmen de olsa izledim. Birkaçı hariç pek çok yorumcu hep şunu tekrarladı; "Toplumda oluşan mağduriyet algısından dolayı İmamoğlu'nun seçimi kazanacağını tahmin etmiştik ama bu kadar açık ara alabileceğini öngörmemiştik..."
Kişisel olarak İmamoğlu'nun seçimi önde alacağını düşünüyordum. Ama ben de bu kadar açık arayla 804 bin oy farkla seçimi alabileceğini tahmin edememiştim.
Yine televizyon ekranlarındaki tüm haber programlarında neredeyse yorumcuların tümü "AK Parti'nin neden kaybettiği"ne yoğunlaştılar. Ekrem İmamoğlu'nun nasıl kazandığına değil...
Öyle ya! Tüm kamu kurumları, yerel yönetim imkanları, medya olanakları, tarikat ve pek çok vakıf, tüm güç ellerindeydi? Neden kaybetmişlerdi ki!.. 

CHP VE ISLAK İMZALI TUTANAKLAR

Mikro ölçekte bakılacak olunursa;

24 Haziran'da oylara sahip çıkmayı beceremeyen, çuvallayan, seçmenini küstüren CHP; gereken dersi çıkarttı ve 31 Mart seçimlerinde sandığa sahip çıktı! Bursa hariç!

CHP, 31 Mart'ta İstanbul gibi 8 milyonun üstünde kişinin sandığa gittiği bir seçimde ıslak imzalı tutanakları temin ederek seçim sonuçlarının sağlamasını yaptı.
Türkiye'de son 4, 5 seçimdir "Oy Ötesi" gibi sandığa sahip çıkmayı öngören, ıslak imzaları kayıtlayan ve çelişkili sonuçları kamuoyu ile paylaşan sivil toplum girişimleri oluşmuştu. Bu girişim CHP nezdinde kurumsallaştı.
(Ancak Bursa'da bunu tam anlamıyla başaramadı. İl Başkanlığı'na soracak olursanız, bire bir sonuçlar yakalandı; ancak Büyükşehir Belediye başkan adayı Mustafa Bozbey'e göre hiç de öyle değildi. CHP ilçe örgütleri, il örgütü, belediye başkan adayları ve milletvekilleri arasında bir bütünlük söz konusu olmayınca, bu bir şekilde sandığa da yansıdı!..)

İstanbul seçiminde CHP il, ilçe örgütleri, milletvekilleri ve Ekrem İmamoğlu ile ekibi arasındaki koordinasyona İYİ Parti teşkilatlarının koordineli çalışması da eklendi. İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener seçimin son düzlüğünde İstanbul'a kamp kurdu ve kapı kapı dolaştı. Muhafazakâr ve milliyetçi oyların dönüşümündeki etkenlerden biri de budur.

SİYASETİN KAZANIMI

İstanbul seçimlerini kazandıran ve aynı zamanda da siyasetin kazancı olan hususlardan biri de her iki adayın kullandığı öncekilere göre daha yapıcı, daha az ötekileştirici dildir.

Türk toplumunda etkin olan öfkeli, kavgacı, azarlayıcı, otokratik üslubun gençler üzerinde ters etki yaptığı, pozitif dilin daha etkili olduğu görüldü...

Ekrem İmamoğlu sosyal medyayı çok etkin kullandı, iyi bir seçim kampanyası yürüttü.  İletişim dili pozitifti. Reklam videolarındaki görüntü ve müzik de bu dile eşlik etti. Siyasete küskün ve kırgın olan CHP oy verenini gönüllü olarak harekete geçirmeyi başardı...
Ve İstanbul'da demokrasi tarihinin en yüksek oyunu alarak Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi. Bu seçim muhtemelen pek çok akademisyenin çalışmasına veri olacak, kitabı yazılacaktır.

EKONOMİ FAKTÖRÜ
Peki AK Parti niye kaybetti? Kaybetme olasılığı yüksek olan seçime nasıl gidildi? Tüm haber kanallarındaki yorumcuların odaklandığı konu buydu aslında.  

Sürecin doğru okunmaması, seçim yenilenmesinin yanlış olduğu, neden yenilendiğinin halka izah edilemediği, bebek katili mektubu hamlesinin, Pontus betimlemesinin yanlışlığı gibi konular gündeme getirildi...

Mektup hamlesinin milliyetçi muhafazakâr seçmende ters tepeceği aslında o kadar da belliydi ki! Yaygın medyadaki bazı köşe yazarları hemen yeni bir çözüm süreci diye yazmaya başlamışlardı bile...

Artı gündeme getirilen konulardan biri de ekonomiydi. Bu hepimizin malumudur, ekonomi iyi gittiği sürece seçmen oy verdiği partiden bazılarının zenginleşmesini hoş görür. Ama sıkıntı barizleştiğinde o zenginleşme gözüne batar. Ekonomik sıkıntının hissedildiği dönemde İmamoğlu israfı öne çıkardı, seçmende karşılık buldu.

İstanbul'daki AK Partili seçmendeki oy kaymasının nedenlerinden biri de buydu. Diğeri ise 23 Haziran gecesi hiçbir televizyon programında dillendirilmeyen, sadece Fatih Mahallesi'ndeki vatandaş görüşlerinde ortaya çıkan Suriyeli sığınmacılardır.
Yine, merkezde durmaya çalışan TV haber yorumcularından hatta her daim AK Parti destekçisi olan köşe yazarlarından belki de ilk kez kamuoyu karşısında "hepimizin bildiği gibi, aramızda konuştuğumuz gibi" diyerek "medya"ya yönelik imalar yapıldı. Birkaç gazete hariç tamamı iktidar yanlısı olan medyanın ürettiği içeriklerin de AK Parti'ye seçim kaybettiren hususlardan biri olduğu gündeme geldi.

Recep Tayyip Erdoğan'ın İstanbul Büyükşehir Belediye başkan adayı olduğunda, yaygın medyanın (Muhalif ve merkez medyanın! O zamanlar merkez medya diye bir şey vardı!) topyekûn karşı çıkması nasıl işe yaramadıysa, bu defa da iktidar yanlısı medyanın hamleleri ters tepti.

Şimdi ben buradan her gün durmadan yazayım; "Bursa'da trafik sorunu çözüldü!" diye... Kendimin bile inanmadığı bir şeye bu şehirde her gün trafik sorununu yaşayan insanın inanması mümkün müdür?

 Peki, biz yazmazsak, sokağın, vatandaşın sıkıntılarını dile getirmezsek yerel yöneticiler bu durumun nasıl farkında olacak? Bu seçimin sonuçlarından biri de eleştirisizlik halinin kimi zaman ters teptiğidir.
Bu defa AA geleneği yaşanmadı; zira AA sonuçları yüzde 65 ya da 70'ten açar sonra yavaş yavaş sonuçlar normale dönerdi... ANKA da devreye girdi. Ve AA sonuçları yayın yasağı bitince verdi.

KADİM OLAN TÜRKİYE CUMHURİYETİ'DİR

Sonuç olarak Türkiye bir demokrasi sınavından başarıyla geçti. Önce Büyükşehir Belediye başkan adayı Binali Yıldırım seçimi kaybettiğini açıkladı ve Ekrem İmamoğlu'nu kutladı. Ardından da Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan kutlama mesajı geldi. İmamoğlu'nun konuşması da bütünleyiciydi.
Bundan sonrasına dair beklentilere gelince!..

Genel olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın AK Parti'de bir revizyona gideceği konuşuluyor. Belki hemen olmaz ama birkaç ay içerisinde olur. Öncesi bir yana 31 Mart, 6 Mayıs ve 23 Haziran arasında AK Parti açısından yanlış giden bir şeyler olduğu kesin.

Tüm liderler gündemlerinde erken seçim olmayacağını söyledi. Görünende erken seçim yok. Ama burası Türkiye her daim böyle bir olasılık vardır. Ancak AK Parti böyle bir tabloda erken seçime gitmek istemez.

Şimdi...

Türkiye'yi S-400, İran krizi, Suriye sınırlarımız ve ekonomi gibi zorlu sorunlar bekliyor. En fazla birlik ve beraberliğe ihtiyaç duyduğumuz zamanlardayız.

Siyasetin kucaklayıcı, ötekileştirmeyen, birleştirici üslubuna yaklaşımına ihtiyacımız her zamankinden fazla. Bölünerek değil, birleşerek çoğalabilir ve güçlenebiliriz. Cumhuriyet'in kurucu değerlerine her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.  Siyaset kurumları gelip geçicidir. Kadim olan, olması gereken Türkiye Cumhuriyeti'dir.