Ocağa düşen ateş….

H. Gül KOLAYLI 21 Ağustos 2015 Cuma, 06:09
Türkiye'de 8 ailenin ocağına ateş düşmüştü... O ocaklardan biri de Bursa'daydı. Bursa şehidini son yolculuğuna uğurladı... Gencecik bir fidan daha dalından koptu... Bursalılar'ın yoğun katılımı vardı... Atatürk Caddesi'nin Ulucamii'ye bakan kısmı güvenlik tedbiri olarak bariyerlerle kapatılmıştı, ancak Tayyare Kültür Merkezi'ne (TKM) bakan kısımdan giriş yapılabiliyordu... Caddenin her iki yanını da ellerinde bayraklarla yaşlı genç, kadın erkek Bursalılar doldurmuştu... Analar, kadınlar ağlıyordu... Ailesi ayakta zor duruyordu... Sağlık ekipleri hemen yanı başındaydı... Babası zor yürüyordu, komutan ve yakınları adeta taşıyarak getirdiler Ulucamii bahçesine... Oğluna ve eşine sarılmış vaziyette izledi hocanın duasını... Cenaze namazına Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, Bursa Valisi Münir Karaloğlu, Garnizon ve Jandarma Bölge Komutanı Tümgeneral Seyfullah Saldık, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanvekili Abdülkadir Karlık, Bursa İl Emniyet Müdürü Selami Yıldız katıldı... On bine yakın Bursalı da... Şehidin babası zor ayağa kalktı, cenaze namazında saf dururken haykırdı: "Yıkılmadım ayaktayım dimdik ayaktayım oğlum ben, yıkılmadım ben ayaktayım oğlum ayaktayım..." Ve oğlunun naaşını askerler omuzlarına aldığında ise yine sesi yükseldi: "Şehitler ölmez, vatan bölünmez..." ***** ASKERİN GÖZYAŞLARI Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'na ilk tepki cenaze namazı bitiminde geldi... "Başkanlık olsaydı bunlar olmazdı" dediği hatırlatıldı... Ardından Atatürk Caddesi'ne doğru çıkarken, tepkiler arttı... Güvenlik güçleri ve korumalar hızlı bir şekilde Büyükşehir Belediye binasına götürerek Bakan ve Vali'nin güvenliğini sağladılar... Cenaze namazından sonra kalabalık Atatürk Caddesi boyunca sloganlar atarak yürüdü... "Şehitler ölmez, vatan bölünmez..." "Ya Allah Bismillah, Allah'ü ekber..." "Vatan sana canım feda..." "Kahrolsun PKK..." "PKK mecliste istemiyoruz..." "Bahadır hakkını helal et bize..." Ve pek çok küfürlü sloganlar... Yürüyenler arasında her görüşten insan vardı... En çok da ülkücüler... Siyasiler hedefteydi... Kadınlar hiç laflarını esirgemediler... Kimi Devlet Bahçeli'ye, kimi Kemal Kılıçdaroğlu'na, çoğu da iktidar partisi mensuplarına epeyce söylendiler... Ve askerler... Tören kıtası askerleri... Onlar da dimdik duruyorlardı... Gözlerinde zorla tuttukları birer ikişer damla yaşlarla... Bir başka şehit babası Sezai Okay ile şehit Astsubay Murat'ın eşi Yıldız Namdar da cenaze törenindeydi... Onlarınki, her şehit cenazesinde, her şehit haberinde yeniden kanayan bir yara... Öte yandan şehit cenazesine katılan bir grup HDP il binasına yürüdü... Son gelen haberler, HDP il binasına Türk bayrağı astıkları yönündeydi...   ***** ŞEHİT HABERLERİNE ALIŞMAK   Evet... Hepimiz öfkeliyiz... Hepimiz üzgünüz... Hepimizin içi yandı... Ama hiçbirimizin üzüntüsü evladını yitiren, bir daha asla görmeyecek olan anasının, babasının, kardeşinin ve diğer yakın akrabalarınınkiyle eş tutulamaz... Şehitler ölmez, diyoruz ya... Bir de anasına, babasına sormak lazım, evlatları yaşıyor mu? Kara toprağın altına girdi mi? 7 Haziran'dan beri terör, bombalar, ölüm ülke gündemine oturdu... En kötüsü de ne biliyor musunuz? Ölümlere alışmak... Daha doğrusu alıştırılmak... Şehit haberlerine alıştırılmak... Tıpkı trafik kazaları gibi... Olduğunda dünyanın en normal işi olmuş gibi seyrediyoruz ekranlarda, ya da okuyoruz gazetelerde... Hiç tınlamıyoruz bile... Ne zamanki başımıza geliyor, işte o zaman fark ediyoruz... Öte yandan... Sol, solumtrak, sosyalistlerin çoğunluğu kötü bir sınav veriyorlar... PKK'lı ya da sivil vatandaşların ölümlerine duyarlılık gösterip tepki verirken... Şehitlerde sıfır tepki... Ölümlerde bile çifte standart var... Olmaz... Olmamalı... Acı, ateş... En çok düştüğü yeri yakıyor... Bu ülkenin gençleri fidanları bir bir kırılıyor... Yeter artık... Gençler.,. Gençler ölmesin.. Bu ülkede hep gençler kırıldı, kıyıma uğradı... Yeter artık... Gençler ölmesin... Nereden gelirse gelsin, terörün her türlüsünü lanetliyorum... PKK terörünü kınamaya gelince dili tutulanları da kınıyorum... Ama şunu da yazmak zorundayım... Her ne olursa, ama ne olursa olsun... Ölümü bin kez hak etmiş bile olsa, düşmanın bile olsa, öfke ne kadar büyük olursa olsun... Bir kadının çıplak cesedinin teşhir edilmesini de asla onaylamıyorum, onu da kınıyorum... Öte yandan, bu çatışma ortamından / ölümlerden siyasi çıkar umanlar varsa... Rüzgâr tersine dönüverir... Sokaklara baktığınızda böyle bir ihtimalin de olduğunu görüyorsunuz...