Öztahtalı: Doğru okuma yöntemi (II)

H. Gül KOLAYLI 02 Kasım 2015 Pazartesi, 07:38

Bir önceki yazıyı okumayanlar için kısaca özetleyeyim... Uludağ Üniversitesi Öğretim üyesi Yrd. Doç. İbrahim Öztahtalı, Türkçenin yanlış okunduğunu, sözcük sözcük okumanın "Anlamsal İşletim Sistemi"ne uygun olmadığı yönünde bir saptamada bulunmuştu...

Ve "Okuma konusundaki sıkıntının tamamen Türkçenin yanlış okunmasından kaynaklandığını belirtmişti...

Bu çok önemli bir tespitti...  Öztahtalı da doğruladı:

"Bu niçin önemli... Eğer biz Türkçeyi doğru okumayı başarabilirsek okumaya karşı başarısızlığımızı ortadan kaldıracağız. Okuma zevkli bir iş...

Anlamsal birlik dediğim şey şu...  Her anlamsal birliğin sonda durak yapıyoruz.

Türkçenin en önemli kuralıdır durak... Niçin önemli...

Çünkü anlamsal birliklerin sınırlarını oluşturan bu durakların arasındaki kelimeler bir kompozisyon oluşturur...

Ve biz beynimiz Türkçeyi algılarken anlamlandırırken bu kompozisyonları kullanır.... Kelimeleri kullanmaz..."

(Kendimden bilirim... Hiç sözcük sözcük okumayı beceremem... Toptan okurum... Hızlı okumayı kendiliğinden öğrendiğimi, yirmili yaşlarda para verip gittiğim "Hızlı okuma" eğitiminde fark etmiştim.  Zira semineri veren kişinin neredeyse iki katı hızla okuyordum...

İlkokul 1. sınıftan itibaren çok kitap okumakla gelen bir algılamaydı... Ve ömrüm boyunca çok yararını gördüm... )

Kompozisyonların algılanmasına yönelik açıklaması ise şöyleydi:

"Okurken,  -elma, ağaç, kuş denilince ilk akla gelen sözlükteki birinci sırada yer alan anlamıdır. Yan yana koyduğumuzda bağımsız temel anlamları var...

 Elma meyve, ağaç odunsu bitki, kuş uçan bir canlı... Ben şimdi bu üç sözcüğü anlamsal birlik olarak söylüyorum... Elma ağacındaki kuş...

Bir kompozisyon oldu... Artık o kuşun elma ağacının dalındaki kuş olduğunu biliyorsun. Elma ağacını da... Türkçe okurken bunu algılamamızı bu anlamsal birliği görüp algılamamızı istiyor..."

 

YANLIŞ OLAN NEYDİ?

Peki yanlış giden neydi... Onu da bir örnekle açıkladı:

"Biz ne yapıyoruz okurken... Bardak bir mamul... Türkçedeki anlamsal birlikler de böyle... Dilin iç dinamiklerinde anlamsal birlikler yapılmış hazır duruyor...

Biz şöyle yapıyoruz. Bardağı alıyorum... Bırakıyorum yerde parçalanıyor... Elime yapıştırıcı alıyorum. Kırılan parçaları birleştiriyorum.

Sonra içine çay koyuyorum içmeye çalışıyorum... İnsanımız okurken böyle yapıyor.

Önce Türkçenin verdiği anlamsal birlikleri sözcük sözcük okuyarak parçalıyor... Sonra anlamak için de birleştirmeye çalışıyor. Çok zahmetli... İşte o zaman anlama sorunları ortaya çıkıyor... "

 

DİNLEYİNCE ANLIYORLAR!

Ve annelerin bu durumu fark ettiklerini anlattı:

"Anneler yakınıyorlar; 'Çocuk kendi okuduğunda matematik problemini çözemiyor. Ben okuduğumda yapıyor" 'Ya da kendi okuduğunda konuyu anlamıyor, ben okuduğumda anlıyor' diye. Neden?

Çocuk okurken nefes alışverişi değişiyor. Buna bağlı olarak da anlamsal birliklerin sınırlarını değiştiriyor...

 Var olan durağı atlıyor, olmayan yerde durak yapıyor. Türkçede bilinçaltı anlamsal işletim sistemi de okuyucunun yaptığını algılamıyor... Anadil bilinci gönderilen malzemenin parçalanmış anlamsal birliklerini tamlayamıyor...

Ve çocuk ne yapıyor? Defalarca geri dönmeye başlıyor, anlayamadığı için. Bu da işi zorlaştırdıkça zorlaştırıyor ve çocuk isyan ediyor...

Bu çocuk okumayı niye ve nasıl sevsin...  Çocuk başarısız olduğu bir işe de ilgi göstermiyor. İnsan başarısız bir işi sevebilir mi?"

 

DOĞRU NEFES ALMAK ÇOK ÖNEMLİ

Çocuk yaşta bunu çözdüğümü söyledim...

"Bazı şanslı çocuklar çözebiliyor. Ama çözemeyen çok yetişkin ve çocuk var..." dedi...

Bu sorunun çözümü ise Yrd. Doç. Dr. İbrahim Öztahtalı'ya göre çok basit:

"Sadece çocuğa Türkçeyi nasıl doğru okuyacaklarını öğretmek gerekiyor... Bunun için de önce çocuğa doğru nefes almayı öğretmek şart. Bu sorunun temel nedeni nefes problemi. Çünkü çocuk doğru nefes almayı bilmiyor..."

Öztahtalı bunu çocuklar üzerinde de uygulamış. Nasıl nefes alacaklarını öğrendiklerinde, okurken, doğru yerde durakladıklarından kavrama sorunları ortadan kalkmış...

Diyor ki:  

"Okumak heyecanlı bir şey. Sınıfta çocuk okumaya başlarken heyecanlanır, sık nefes almaya başlar... Nefeste sorun başlayınca bu da Türkçede anlamsal birliğin sonu demek. Aldığımız nefesi okurken doğru kullanıyorsak kavrama problemini ortadan kaldırıyoruz..."

SUDAKİ HALKALAR GİBİ!

Türkçenin çok profesyonel bir dil olduğunu söyleyen Öztahtalı, anlamsal birlikleri durgun suya atılmış taşa ve etrafında oluşan halkalara benzetiyor:

"Yüklemler tek sözcüklü anlamsal birliklerdir.  İçinde hem kişi hem de yargı ve zaman anlamı vardır.  Bu bir anlamsal birliktir.

Türkçe bir nokta gibi tek sözcük bir anlamsal birlikten başlar ve halkaları sürekli genişler. İsim, sıfat tamlamaları, deyimler, cümlenin ögeleri, cümleler, paragraflar hepsi birer anlamsal birliktir. Çekirdek tek sözcükten yani suyun halkalarından başlar...

Okuma hızı ise bu halkaları ne kadar görebildiğimize göre değişir. Eğer paragraf anlamsal birlikteliğini görme becerisine sahipsen, paragraf olarak okursun. Alt basamağında cümle var, cümleyi görebilme ve algılayabilme becerisine sahipsen öyle okursun..."

Yrd. Doç. Dr. çocuklara önce doğru nefes almalarının öğretilmesi gerektiğini söylüyor.

 Bir diğer önerisi ise birinci sınıf öğretmenliğinde uzmanlaşmanın olması ve başka sınıf okutmaması...

"Birinci sınıf öğretmeninin yapması gereken tek şey, çocuğa doğru nefes almayı ve Türkçeyi doğru okutmak olmalı...