Şaşmaz ve İzgü’nün kaybı

H. Gül KOLAYLI 29 Ağustos 2017 Salı, 06:35

Son birkaç gün içerisinde iki önemli insanı yitirdik.

Biri edebiyatımızın ustalarından Muzaffer İzgi...

Diğeri ise Vatan Şaşmaz... Uzun yıllar sabah programlarında sunuculuk yapmıştı. Pek çok televizyon kanalında yaptığı programların yanı sıra dizilerde de oynamıştı...

Bir de "Öteki Yüzüm Gri" adlı bir kitabı yayımlanmıştı.

154 kitap yazan edebiyatımızın ustalarından Muzaffer İzgü'nün kaybı ilk gün haberlerde yer alıp akabinde gündemden düşerken...

Son birkaç gündür tüm gazetelerde, tüm televizyon haber kanallarında Vatan Şaşmaz'ın öldürülmesi haberi var...

Yaygın basındaki gazetelerin internet sitelerine bakıyorum da hepsinde olayla ilgili birden fazla haber manşetlerde. Hele birisinde üst ve normal manşette toplam 7 haber yapılmış...

Basın Şaşmaz cinayetini köpürte köpürte haberleştiriyor.

En sıradan ayrıntı bile haberleşiyor; Vatan Şaşmaz'ı öldürüp kafasına sıkan Filiz Aker'in önceden mezarını yaptırması, Şaşmaz'ın otele ve odaya girişi, sosyal medya paylaşımları...

Her ikisinin de geçmişi, yaşantıları didik didik ediliyor...

 Bir süre daha böyle devam eder, sonra yeni bir şey olur, unutulur gider...

Asla unutmayacak olanlar ise kuşkusuz 4 aylık hamile eşi, annesi başta olmak üzere aile bireyleri ve dostlarıdır...

Öte yandan Vatan Şaşmaz, eski Vatan Partisi (Dr. Hikmet Kıvılcımlı çizgisindeki) Genel Başkanı Süleyman Şaşmaz'ın ilk evliliğinden olan oğludur...

Süleyman Şaşmaz, bildiğim kadarıyla doğa ve çevre konularında Denklik Yasası diye bir tez geliştirmiş ve kitaplaştırmıştı. Bir süre Bursa'da yaşamıştı... Doğa ve İnsan Projeler Derneği'ni kurmuştu. Bursa'dan ayrıldığını duydum, her nerede ise başı sağ olsun. Evlatlardan sonraya kalmak kimsenin istemeyeceği bir şeydir...

 

BİR TESPİT

(Eğer bir erkek böyle bir cinayet işleseydi, "erkek şiddeti ve erkek cinayeti" denirdi...

Bu da bir kadın şiddetidir. Tıpkı boşanmak, kendisinden ayrılmak isteyen ya da kendisiyle hiçbir alakası olmayıp sadece reddeden kadınları öldüren erkekler gibi!

Ekonomik düzeyi, gerek yaşam standardı gerekse yaşam biçimi olarak Türkiye standartlarının üstünde yaşayan bir kadın, erkek egemen toplumdaki erkek davranış kalıplarını benimseyerek, hem onu sevmeyen erkeğin hem de kendisinin yaşamına son vermiştir...

Aslında bu olay, ülkemizde kadınların başına gelen bir durumdur. Erkeğe yönelik kadın şiddeti nadiren de olsa yaşanıyor...)

Aynı günlerde Türkiye büyük bir edebiyatçıyı kaybetti... İlk gün haricinde adı bile geçmiyor...

 

ÇOCUKLAR İÇİN YAZDI

 'Muzaffer İzgü, doğdu, okudu, düşler kurdu, yazdı ve gitti...'

 Son söyleşisinde ardından böyle denmesini istemiş...

Sade, üstüne kitap yazılacak kadar da derin sözcükler...

Son iki yıldır yazmayı bırakmış, bunda 2016 yılında yitirdiği eşi Günsel İzgü'nün kaybı da etkili olmalı...

Karaciğer kanseriymiş, kemoterapiyi kabul etmemiş... Son günlerini evinde geçirmek istemiş...

 Muzaffer İzgü, geride 98'i çocuk kitabı olmak üzere 154 kitap bıraktı...

Ökkeş serisi ilk çocuk kitaplarıdır.  Anneannemin Akıl Almaz Maceraları serisi, çocuklarla geçmiş kuşaklar arasındaki bağı, anlamayı pekiştiren öykülerdir...

Kiraz kız, Can Dayım, Uzay Karpuzu, pamuk işçisi iki ailenin çocuğunun anlatıldığı 'Kara Pamuk',  bir lastik çizmeyle mutlu olan Çizmeli Osman, köyden kente göçen çocuğun travmasının öykülendiği Bülbül Düdük...

12 Eylül'den; Muzaffer İzgü'nün kitapları da nasibin almış, mesela Ekmek Parası çocuk  romanı 14 yıl yasaklı kalmıştır...

29 Ekim 1933'te Adana'da dünyaya gelir... Çocukluğu yoksulluk ve sıkıntı içinde geçer. Bulaşıkçılıktan sinemada gazoz satmaya dek pek çok işte çalışır. Öykülerinde o günlerden anıların izi vardır.

Çocuk kitapları, tiyatro oyunları, öykü ve romanlarının çoğunda mizah ağır basar... İroniyle beslediği toplumsal gerçekçiliği kitaplarına yansıtır. Bir yandan okumayı kolaylaştırır, güldürürken de düşündürür...

Öyküleri hayatın dışında değildir. 

(Şimdilerde öyle uyduruk çocuk öykü kitapları var ki, hani denir ya "hap yap, para kap" aynen öyle... Başı sonu yok. Asyam nedeniyle çocuk kitaplarına şöyle bir göz atıyorum. Okuma hızım da yüksek, okuyuveriyorum ve dehşete düşüyorum, 'Bunlar nasıl öykü böyle!' diye.)

Muzaffer İzgü hayatını değiştiren, onu kitapla tanıştıran olayı anılarında şöyle anlatır:

 "Çok soğuk bir gün, evde ısınacak hiçbir şey yok, sırtım başım ıslak. Böyle yağmurlu ıslak günlerde bir arkadaşımın evine giderdim. Şubatta bizim odun kömür biterdi zaten. Evine gittiğim Nedim arkadaşım bana, "Bugün seni eve götüremeyeceğim, ablamın nişanı var ama sana bir yer tarif edeyim, sen oraya git, orada soba var." dedi. Arkadaşımın bana önerdiği yer Adana Halkevi Kütüphanesi'ymiş. 8 yaşındaydım o zaman. Gittim. Gözlüklü bir amca sobanın kıyısına yanaşırken gördü beni, oranın müdürüymüş. Zihni amca. Bana "Isın evladım, kurulan, sonra da dersini çalışırsın" demişti. O sırada baktım ki Halkevi'nde bir kadın kitap dağıtıyor, "Para ile mi?" diye sordum. Param yok. "Hayır, ödünç veriliyor" dediler. Kitapları dağıtan kadın bana Define Adası kitabını uzattı. Yaşamımda ilk kez bir kitabı elime alıyorum. Evde odun kömür yok, kitap nasıl olsun? Açtım başladım okumaya, nasıl hoşuma gitti, kendimden geçtim. İlk okuduğum kitaptır o. Aman ne macera! Dağlar, denizler, korsanlar falan... İkinci günden sonra benim ikinci evim ya Adana Halkevi Kütüphanesi'ydi, ya Ramazanoğlu Kütüphanesi."