Şiddet, taciz görünürleşti!

H. Gül KOLAYLI 27 Kasım 2018 Salı, 06:57

Şiddete maruz kalan kadın sorununda dünden bugüne bir şeyler değişti mi?  Kadın cinayetlerindeki artış değişmediği yönünde bir algı oluştursa da...

Şöyle geriye dönüp düşündüğümde değiştiğini düşünüyorum.  Mesela 2000'li yıllarda;  ölüm tehdidi altındaki kadını sığınma evine kabul ettirmek için bile torpil gerekiyordu...

Hadi İl Müdürü'nden onay aldınız... Kadını sığınma evine götürdünüz... Sonrası? Hâlâ gözümün önündedir...  Kadın ve çocuğu ile sığınma evine gittik... "Müdire Hanım görecek" dediler... Kadının bir yerleri ağrıyormuş, bir odada yatıyordu! Mesai saati içinde!

Rahatı bozulduğu için pek kızgındı! Kapı aralıktı, yanına giren mağdur kadına  "Babaabaaa!.. Karıya bak bir de yanına gazeteci takmış getirmiş!"  diyen cırlak ses hâlâ kulaklarımda!

KOCANDIR, DÖVER DE, SEVER DE!

2000'li yıllarda unutamadığım bir başka olaya gelince;

Genç kadın eşinden feci dayak yemişti, birlikte karakola gitmiştik. Polisler bir odaya çekip "Kocandır, döver de, sever de!" deyip evinin yolunu göstermişler, hastaneye sevk bile etmemişlerdi. Darp raporu alırsa, adam ceza alır, diye! Karakoldan çıkışta adam belindeki kemeri çıkarmış, ikiye katlamış  'dövmeye hazır'  bekliyordu. Birkaç gün bir yerde saklandıktan sonra ailesi Manisa'dan gelip kızlarını kurtarmıştı.


Sığınma evleri yetersizdi!  Yasalar yetersizdi. Karakolda kadınlar çoğunlukla şiddet gördüğü eve geri gönderiliyordu.

Sığınma evleri şimdi de yeterli değil, ama artık kadınlar karakollardan "kocandır" denilip eve geri gönderilmiyor. Sahip çıkılıyor, sokakta kalmıyor, sığınma evine hemen naklediliyor. Mahkeme hemen koruma kararı verebiliyor.

Şu anda yasalar oldukça iyi, sıkıntı uygulamada;  uygulayıcıların toplumsal cinsiyet ayrımcı yaklaşımlarında sorun var.

ŞİDDET, TACİZ GÖRÜNÜR OLDU

Her şeye karşın geçmişe göre önemli ölçüde mesafe alındığını düşünüyorum. Eskiden hepimiz çocukluktan itibaren sözlü ya da elle sarkıntılık kabilinden tacize uğrardık. Sesimiz çıkmazdı. Taciz hep vardı. Bizim kuşak "Adın çıkacağına canın çıksın" diyerek büyütüldü.

Adımızın çıkmaması için susardık. Taciz hep vardı. Şiddet de öyle!

Şimdi evet, çocuk tacizleri, istismarları arttı;  yine de çocuklar ve aileler hepsinden önemlisi de toplum anında tepki veriyor! Yasal işlemlere başvuruyor, şikâyetçi oluyor!

Şiddet de arttı, ama beraberinde bir hak arama kültürü de artı.

Yani git gide bir farkındalık oluşuyor. Kadınlar artık sineye çekmiyor, itiraz ediyor...

Bir de şu var; kadına, çocuğa, engelliye, canlıya yönelik şiddet ve tacizler görünür oldu.
Artık sosyal medya var...

Her yerde mobese, herkesin elinde çekim yapabilen bir cep telefonu... Olay sosyal medyaya düştüğü anda kamuoyu baskısı oluşuyor... Pek çok mağduriyet oluşturan sosyal medyanın nadir artılarından biri de bu!

Yakalanıp serbest bırakılanlar aynı gün içerisinde yeniden tutuklama talebiyle mahkemeye sevk ediliyor.

Artık kol kırılıyor, ama yen içerisinde kalmıyor...

25 Kasım Dünya Kadına Şiddetle Mücadele Günü kapsamında farkındalık etkinlikleri vardı. Siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları, sendikalar... Eskiden tek tük olan etkinlikler şimdi toplumun farklı kesimlerine yayıldı. Medyada cinsiyetçi haber dilini törpüleme yönünde adımlar atılmaya başlandı.  İş dünyası, iş adamını tanımlamasını insanlaştırdı!

Ağır da olsa bir şeyler değişiyor.

GEÇMİŞTE ÖDENMEYEN BEDEL Mİ?


Dünyada kadınlar hak mücadelesi verirken giyotine gittiler, asıldılar, yakıldılar, cezaevlerine atıldılar...
Türkiye'de ise kadınlar bedel ödemeden seçme, seçilme, sendikalı olma, meslek sahibi olma gibi haklara Mustafa Kemal Atatürk'ün büyük öngörüsü sayesinde kavuştular...

Kadınlar artık, kimi zaman öldürüleceklerini bile bile "Hayatım bana ait!" diyor, itiraz ediyor, sineye çekmiyor.  Belki de geçmişte ödemedikleri bedeli şimdi canlarıyla ödüyorlar. Belki de içinde yaşadığımız süreç kadınların bedel ödediği bir hak mücadelesi!

Bu da farklı bir bakış açısı ya da farklı bir tez olarak görülebilir.