Tohum takasından çiftliğe

H. Gül KOLAYLI 18 Aralık 2015 Cuma, 08:49

Bilen bilir... Farklı sosyal kesimler / sınıflar arasında geçişi olan biriyim... Yani her kesimden görüştüğüm insanlar vardır...

İstanbullu bir arkadaşım var... Kendini varsıl yerine koymasa da aile olarak birkaç yüz milyon dolara hükmediyorlar... Hal böyle olunca da... Can ve patlıcan hikayesi devreye giriyor...

Çocuklarının, torunlarının daha sağlıklı yaşaması, beslenmesi için güvenli tarım alanları oluşturuyorlar. Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde çiftlikler kuruyorlar...

 Bu tarım alanlarında bilimi rehber alıyorlar... Temiz topraklarda, hiçbir kimyasal kullanmadan, en geleneksel, en eski üretim yöntemleriyle gıda üretiyorlar...

Geleneksel yöntemlerle beslenen keçi, koyun, inek, manda hatta eşeklerden elde edilen ürünleri tüketiyorlar...

Geçen gün Bursa'ya gelmişken bana da uğradılar... Kaç zamandır deyip duruyorum, konu çok ilginç...

Söyleşi yapayım diye, bir türlü kabul etmiyorlar... Burjuva aristokrasisinin terbiyesi var üstlerinde...  

Konuşurken, erik, kiraz, kayısı, elma, armut, ayva, şeftali gibi meyve fidanlarında Türkiye ve Bulgaristan'da epeyce uğraşıp hibrit olmayan fidanları bulduklarını, ama sebze ve baklagillerde çok zorlandıklarını anlattı...

Ve... Tohumları nerelerden bulduklarını da... Türkiye'nin çeşitli illerinde yapılan tohum takas şenliklerini izliyorlar...

Genelde sosyal demokrat belediyelerin yönetimde olduğu il ve ilçelerde gerçekleştiğini söylediler...

Nilüfer'deki tohum takas şenliğine de geldiklerini duymak çok keyif vericiydi...

Temin ettikleri tohumları bir şekilde akademisyenlere inceletiyorlar.  Tohum takas şenliklerinden temin ettikleri tohumlardan bir havuz oluşturmuşlar.

Üretimlerini de gerçekleştiriyorlar..." Ticari olarak düşünüyor musunuz?" diye sorduğumda, güldüler...

"Eş dost çok istiyor; inanılmaz bir talep söz konusu. Artık aklı başında olan, az buçuk okuyup araştıran herkes, özellikle de kanser tıbbı gıda kirliliğinin insanları hasta ettiğini, kuşakların genetiğini bozduğunu biliyor...

Ama... Türkiye'de on yıldır geleneksel denen, genetiği bozulmamış sağlıklı tohumlarla sebze, meyve üretip pazarda satmak yasak...."

Şunu da fark etmişler... Kendileri için sırf hobi olarak başladıkları tarladan, çiftlikten sofraya sağlıklı beslenme zincirindeki ürünlere piyasada inanılmaz bir talep olduğunu... Normalinin dört beş katına...

Asıl para kazandıkları işe gelince.. Tam bir paradoks, kimyasallar (kirletici sanayi) ve makine imalatı...

Ailenin 26 yaşındaki genç kuşak girişimcisi, çiftliklere butik doğal yaşam evleri yapmayı denemiş... 32 yatakla başlamış... İki yılda yatak sayısı 90'a çıkmış... "Fiyatları normalin epeyce üstünde tutuyoruz.  Kıyı turizminin 4, 5 katı! Buna rağmen yaz-kış boş oda yok! Tamamı gelişmiş ülkelerden gelen turistlerin çok önceden yer ayırması gerekiyor..."

Amerika'da teknoloji okumasına karşın; "Gül abla, inanılmaz mutluyum, çiftlikte, kız arkadaşım da öyle... Zaten evleneceğiz... Çocuklarımızı sağlıklı ortamda büyüteceğiz. Daha az kirli bir çevrede, daha temiz gıdalarla!" diyor...

"Eeee... Yerleşim alanlarına uzak yerde olacaksınız, çocuk hastalanacak, hastanesi olacak"  dedim...

Güldü; "İlahi Gül abla, helikopter"  var....

Sosyalist damarım tuttu...

Kötü kötü baktım,

"Boşuna dememişler.... Eee, yoksul düz ovada yolunu şaşırır, varsıl arabasını dağdan aşırır..."

FED FAİZ AHVALİNİN YANSIMALARI

Fed'deki fiyat artışlarıyla ilgili Bursa iş dünyası genelde memnuniyet bildiren açıklamalarda bulunmuş...

Ortak kanaat "Belirsizliğin ortadan kalktığı, beklenenin olduğu, beklentilerin karşılandığı; 2016'nın daha iyi geçeceği yönünde...."

İş dünyası mutlu mesut...

Finans kapitalin krizini aşmak üzere yaptığı faiz artışının yoksul ya da gelişmekte olan ülkelere dövizde yükselme olarak yansıyacağı, yoksullara yansımasının ise hayat pahalılığı olacağını kimse söylemiyor...

Bakın zaten petrol üreten ülkelerde, petrol dolayısıyla da benzin fiyatlarındaki düşüşler nedeniyle kriz yaşanırken... Biz dünyanın en pahalı benzinini tüketiyoruz araçlarımızda... Dövizdeki her artış, ortalama yurdum insanına pahalı doğal gaz, pahalı elektrik, pahalı ham madde dolayısıyla pahalı ürünler olarak geri dönecek...

İhraç kalemleri arasında katma değeri ileri teknoloji ürünleri yok... İhracat kalemlerindeki tarımsal ürünler hariç (ki onların çoğu da hibrit tohum vs gibi ithalata bağlı) tüm ürünler, ithala dayalı...

Bu durumda neyin tenekesi çalınıyor? Yani kim kazanacak? Paradan para kazananlarla, bazı ihracatçı firmalar...

 

SAVAŞ KİMLERE KAYBETTİRİR!

Bazı akıllılar, savaşın bazı ülkeleri zengin ettiğini keşfetmiş!.. Savaşın kazananları hep emperyal ülkeler olmuştur...  Dünya tarihinde gelişmemiş ya da gelişmekte olan ülkeler arasında savaş nedeniyle kazanan bile olmamıştır...

Özellikle de savaş aygıtlarını üreten ve dünyaya satan ülkeler köşeyi döner... Biz dünyaya uçak, gemi, füze, radar mı satıyoruz? Neyin hesabı bu?

10 bin kilometre uzaktan geliyor, vurup gidiyorlar.. Kaldı ki, Irak Savaşı'nda mebzul miktarda tabutlarda ülkesine dönen askerlerin yarattığı kamuoyu baskısı hâlâ Amerikan hükümetinin üstünde... İşte o yüzden maşa varken ateşe elini sokmama gayretindeler...

Bir de savaşan ve kaybeden ülkelere bakın... Yeni dünya düzeni savaş baronlarının laboratuvarı Balkanlar'da resmen antik çağlardaki gibi site/şehir devletleri kuruldu... Irak diye bir ülke kalmadı... Fiili olmasa da Sünni, Şii, Kürt, haa bir de IŞİD olarak bölündü gitti...

Afganistan cehennem gibi.. Keza Afgan savaşına komşuluk aşkına bulaşan Pakistan kaosu yaşıyor. Suriye ve Yemen'in ahvali ortada... Libya öyle... Arap baharı diyorlar ya... Emperyallerin estirdiği kanlı fırtınadan başka hiçbir halt değil...