Üniversite-Büyükşehir çevre iş birliği

H. Gül KOLAYLI 24 Mayıs 2017 Çarşamba, 06:35

Dün Bursa Büyükşehir Belediyesi ile Uludağ Üniversitesi arasında çevrenin korunması, çevre bilincinin geliştirilmesi ve çevre sorunlarının çözümüne katkı sağlanması konusunda gerçekleştirilen iş birliği protokolü imzalandı...

Uludağ Üniversitesi'nde 'Çevre Mühendisliği' bölümü var...

Öte yandan Bursa, başta hava kirliliği olmak üzere ağır çevre sorunları olan bir kent...

Üniversiteler, kentler için bilimin paylaşımı açısından önemlidir.

Üniversitelerin kentle entegrasyonu sadece sanayi-üniversite iş birliğinden ibaret değildir...

Misal...

2014 yılı Kasım ayında, Karabük'ten bir gazetecinin uyarısı sonucu Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın hava ölçüm raporlarının yayımlandığı siteden yani açık kaynaktan, şehrin havasının ne kadar kirli olduğunu fark edip köşe yazımda yayımlamıştım...

Yaklaşık bir ay kadar sonra ise şehrin havası tehlike sınırlarını bile aşmıştı...

Bilim insanlarının yapması gereken tespit ve uyarıları şehrin gazetecileri ve meslek odaları yapmıştı...

 

BURSA GÖÇ ALMAYI SÜRDÜRÜYOR

Bursa göç almayı sürdürüyor...
Yaklaşık 100 bin civarında Suriyeli sığınmacı yaşıyor kentte...

Artı... Batı OSB iken sonradan adı değiştirilen Teknoloji OSB ile kent, 1970'li yıllara benzer bir sanayileşme atağı ve kaçınılmaz sonucu göç, geçmişte Bursa ovasında yaşandığı gibi tarımsal alanların yok olması ve yer altı sularının kirlenmesi gibi bir durumla karşı karşıya...

Bursa, ciddi çevre sorunları olan ve gelecekte de yenilerinin eklenmesi olasılığı yüksek olan bir kent...

 Dolayısıyla bünyesinde 'Çevre Mühendisliği' olan bir bölümün Büyükşehir Belediyesi ile çevrenin korunması, çevre sorunlarına çözüme katkı sağlanması ve çevre bilincinin geliştirilmesi yönünde yaptığı protokolü önemsedim...

Çevre bilincinin oluşması sadece okullarda "yerlere çöp atmayın, tükürmeyin, tuvaletleri temiz tutun" eğitimlerinden ibaret değil...

 

GEZEGEN BİZE İSYAN EDİYOR!

Yaşadığımız gezegen bize isyan ediyor...

Gelişmiş ülkelerin dünyaca önde gelen üniversitelerindeki bilim insanları, dünyanın geçmişinde yaşanan yıkım döngülerini araştırıyor...

Günümüz koşullarını da 250 milyon yıl önce Sibirya yanardağlarının patlaması ve atmosferdeki karbonmonoksit miktarının arttığı ve asit yağmurlarının yağdığı yok oluş dönemine benzetiyor...

Yani çevre koşulları çok ama çok önemli...

Sadece şehrimiz, ülkemiz için değil, dünya ve insanlık için de hayati önem arz ediyor...

2050 yılında dünya nüfusunun BM projeksiyonuna göre 9 milyar 700 milyon; bazı kaynaklara göre ise 10 milyar olması öngörülüyor...

33 yıl sonra! Ömrümüz olursa ben 91 yaşında, oğlum 68, torunum ise 39 yaşında olacak...

Velhasıl, bizim kuşak pek göremeyecek... Ama... Çocuklarımız, torunlarımız, neslimiz için kaygılıyım...

Hepimiz de kaygılı olmak zorundayız...

Dünyayı gelecekte bekleyen en büyük sorun ise gıda ve açlık olacak... Küresel ısınmanın getirdiği kuraklık ve artan nüfus...

Besleyebilmek için şimdiden tarım alanlarının, tarımsal üretimin korunması gerekiyor...

Geçen gün Diyarbakır karpuzunun, Meksikalı bir bilim insanı tarafından geliştirilip üretilip Türkiye'ye satıldığını okuduğumda içim sızladı...

 

ŞEHRİ YÖNETENLERİN FARKINDALIĞI

Ve... Yukarıdaki çekinceler de dahil olmak üzere pek çok nedenden dolayı üniversite ve Büyükşehir Belediyesi arasındaki çevresel iş birliğini önemsiyorum...

İlk protokol 2015 yılında imzalanmış...

Dünkü protokolün en önemli yönlerinden biri de Büyükşehir Belediye Başkanı Altepe'nin kentin çevresel sorunlarına yönelik yaptığı değerlendirmeydi:

"Bursa'da Büyükşehir Belediyesi olarak sağlıklı bir kent oluşturmayı hedefliyoruz.

Bursa olarak Dünya Sağlık Örgütü'nün Türkiye'deki partneriyiz ve Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği'nin de kurucusuyuz.

Bu kapsamda kentimizde çevre bilincinin sağlanması ve 'Sağlıklı Bursa'nın oluşturulması için çalışmalarımıza yön veriyoruz.

Yaşanabilir sağlıklı bir kent ve toplum için atılması gereken adımları atıyoruz. Bursa'nın geleceği için en büyük hedefimiz sağlıklı bir çevreyi oluşturmaktır..."

Amin... İnşallah...

Ve şunları söylüyor:

"Bursa olarak çevre konusunda örnek adımlar atıyoruz. Bursa, üreten ve büyüyen bir kent. Bu yüzden çevre ile ilgili gerekli araştırmaların yapılması, sonuçlarının kamuoyu ve ilgili paydaşlara aktarılması önemli.

 Kentte farklı özelliklere sahip olan 17 ilçede çevre sorunları da farklı.

Nüfusu daha yoğun olan Osmangazi'de katı atık sorunu ile trafik kaynaklı hava kirliliği, Gürsu'da tarım arazilerinin amaç dışı kullanımı,

Nilüfer'de sanayi kaynaklı hava kirliliği,

Mudanya'da hafriyat atıkları,

Yenişehir'de iklim değişikliğine bağlı etkiler,

 Gemlik'te taş ocakları,

 Mustafakemalpaşa'da yüzeysel su kirliliği,

Büyükorhan'da içme suyu kalitesinin yetersiz oluşu gibi farklı çevre sorunları belirlenirken, dağ ilçeleri haricinde hemen hemen tüm kentte koku sorunu tespit edilmişti.

Yapılan tespitler doğrultusunda Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanlığı koordinasyonunda çözüm önerilerini içeren eylem planı hazırlanmış ve ilgili kurumlara gönderilmiştir..."

Yukarıda sayılanlar önemli, kenti yönetenlerin kentin çevresel sorunları hakkında fikir sahibi olduğunu gösteriyor...

 

 TORUNLARIMIZA YAŞANACAK ŞEHİR BIRAKMAK

Protokol kapsamında iki yıl üniversitenin nasıl bir katkı sağladığını ise satır aralarında görmek mümkün...

Arıtma tesisleri, katı atık depolama sahası, koku sorununun azaltılması amacıyla koku önleyici etken madde ile yaz aylarında spreyleme çalışması yapılmış...

Çalıştaylarla 16 ilçenin çevre sorunları tespit edilmiş...

Gelecekteki katkılarına gelince...

Mesela... Üniversitenin ilgili çevre bilimcilerinin Kayapa Katı Atık Toplama ve Yakma Tesisi ile DOSAB Kömürlü Termik Santrali'nin çevreye etkisi konusundaki görüşlerini merak ediyorum.
Çevreye insan sağlığına, soluduğumuz havanın kalitesine nasıl bir katkısı olacak?

Yerel yönetimlerden ve akademiden beklentimiz, doğup büyüdüğümüz şehri torunlarımıza yaşanabilecek bir yer olarak bırakabilmek...

İşte o yüzden çevre adına atılan her adımı önemsiyorum...