Derin aklın follukları!

İbrahim ÖGE 25 Şubat 2020 Salı, 00:01

1938 sonrası Pax Britannica (İngiliz Emperyalizmi), II. Dünya Savaşı'nın ardından da ABD/NATO güdümüne giren Türk siyasetinin bilerek veya bilmeyerek savunduğu sosyal ve ekonomik politikaların aslında ulus devletin temelini dinamitlemek olduğunu bugün daha iyi anlıyoruz!

O gün bugündür her askeri darbe ve muhtıranın Türkiye'yi "küresel ekonomik düzene bağlama planının" ürünü olduğunu, bağımlı hale getirilen devletin karar alma yeteneklerinin kısıtlanarak "Türk milletinin çaresizliğe mahkûm edildiğini" de!..

Özellikle 1980 sonrası ABD'nin çocuğu Kenan Evren ve Turgut Özal'ın eliyle önü açılan ulus devlet karşıtı etnikçiden liberaline, siyasal dincisinden batıcısına "dört eğilim masalıyla" oluşturulan koalisyonların, Türkiye Cumhuriyeti'nin federasyona dönüşmesi için denemediği yol, zorlamadığı kapı kalmadı.

Sonuçta çok yara aldı yetim devlet ve millet...

***

"Global yağma çetesinin eline düşen/düşürülen" Türkiye Cumhuriyeti'nin son 25 yılda yaşadıkları aslında olan bitene daha iyi ışık tutuyor:

Doğu Akdeniz-Kıbrıs konusuna bakış, Habur'la ihanete dönüşen çözüm süreci, Irak ve Suriye'nin kuzeyindeki oluşumlara göz yumulması, Ege'deki umursamaz tavır, Ermenistan açılımı, AB üyeliği uğruna verilen tavizler ile ABD'nin Genişletilmiş Ortadoğu Projesi'ne uyumlu dış siyaset anlayışı gibi!

İçerde devletin fabrika ayarlarını zedeleyen girişimler, "Türk-Kürt, Alevi-Sünni, Laik-Antilaik" ayrışmasını tetikleyici söylem ve eylemler, cemaat ve tarikatların önünün açılması, devlet ile millet arasındaki hatta paralel bir çetenin yerleştirilmesi, TSK'ya yönelik operasyonlar, özelleştirmelerle birlikte memleketi semt pazarına dönüştüren ekonomi anlayışı ve daha birçok başlıkta ağır faturalar ödedik!..

***

Ancak bu süreçte; Chatham House, Brooking Institute, Trilateral Komisyon, Council on Foreign Relations (CFR) ve Bilderberg Cemiyeti gibi kuruluşların aklı, "besleme ve işbirlikçileri"yle yürütülen Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ndeki değişim/dönüşüm sürecinin hızı, "tek dünya devleti" hayaliyle yatıp kalkan "derin ABD"yi kesmedi. Önce MİT Müsteşarı Hakan Fidan ifadeye çağrıldı, ardından 15 Temmuz kalkışmasıyla erken final yapılmak istendi. Dünyaya patronluğunu ilan etmek üzere coğrafyamızdaki hâkimiyetini tescillemeye bir adım kala, ABD'nin hevesi kursağında kaldı.

"Her şerde bir hayır vardır" derler ya!..

Aynen öyle oldu. Soğuk savaş sonrası Türkiye'nin parçalanmasını isteyen, İsrail'in güvenliği uğruna coğrafyamızı mezhep ve etnik çatışmalarla istikrarsızlaştırma derdindeki ABD aklı, Dimyat'a giderken eldeki bulgurdan oldu. Paralel temizliğe çıkan Türk devletindeki Gladio yapılanması oyun dışı kaldığı gibi, siyasi iktidarı; bağımsızlıkçı, milliyetçi ve ulus devlet kimliğine önem veren politik bir duruşa taşıdı.

***

Yaşadıklarımız rahmetli Necmettin Erbakan ile MHP Lideri Devlet Bahçeli'yi de haklı çıkardı. Küresel çetenin gerçek niyetini son nefesine kadar anlatmasına rağmen, rahleyi tedrisatından geçenlerin Bilderberg gömleği giyerek cevap verdiği merhum Erbakan'ın hakkını kimler nasıl ödeyecek bilemiyoruz ama yaşasaydı o da MHP Lideri Devlet Bahçeli gibi ağır tenkitlere maruz kalacaktı. Değişen/dönüşenin Devlet Bahçeli değil Cumhurbaşkanı Erdoğan olduğunu, desteğin de Türk devletini ayakta tutmak uğraşından başka bir şey olmadığını algılayamamanın üç nedeni olabilir:

Birincisi Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yönelik muhalefet cephesinde oluşan nefret ve bu nefretin kapsama alanı, ikincisi siyasetteki güven erozyonu, üçüncüsü ise şimdilik itibarını yitiren federasyoncu veya NATO'cu aklın reaksiyonu...

***

Şüphesiz ki Erdoğan nefreti devlete zarar veriyor ancak, bugün geldiğimiz nokta itibarıyla siyasetteki güven erozyonunun dikkate alınmaması Türkiye'nin geleceği açısından ciddi bir risk teşkil ediyor! Bu ülkeye vatandaşlık bağıyla bağlı olan her yurttaşı kucaklaması gereken iktidar ve iktidardan beslenen çevrenin son dönemde kullandığı dil, ne yazık ki federasyoncu akla hizmet ediyor!..

Kaldı ki Anayasa'nın ilk 6 maddesiyle problemi olan "Federasyoncu ve NATO'cu aklın", dün AK Parti'ye bugün ise CHP ile İYİ Parti arasına monte etmeye çalıştığı HDP'yi Türk siyasetinde 7 Haziran 2015 seçimlerinde olduğu gibi yeniden "kilit parti" yapma arzusu Rand Corporation'a sipariş edilen raporda itiraf edilmiyor mu?

Bakmayın siz 15 Temmuz öncesi paralel çetenin mevzilerinden gururla atış yaparken memleketin sigortalarını yakan, bugün ise Erdoğancı kimlikleriyle darbe çığırtkanlığına çıkan yazar-çizer ve etnikçi takımına!..

Zira Libya'dan Suriye'ye, Irak'a, Mavi Vatan'a her yanlışın bedelini kanıyla ödeyip devleti ayakta tutmanın uğraşını veren kahraman Mehmetçik'i darbecilikle suçlamak alçaklıktan başka bir şey değildir.

***

Mehmetçik'in cephedeki başarısını "masa başında nasıl taçlandırabiliriz?" derdinde olması gerekenlerin, derin ABD aklının asıl hedefinin pek çoğumuzu tatmin etmese de 15 Temmuz sonrası Türkiye'de oluşan milliyetçi, bağımsızlıkçı ve ulus devletçi duruşu yıkmak olduğunu görmezden gelmesini "tek başına siyasi körlükle" izah edemeyiz.

Kaldı ki paralel çete ağzıyla yazılan Rand Corporation raporu bir işaret fişeğiydi ve bu doğrultuda havlaması gerekenler de çoktan üremeye başladı bile.

Evet, derin ABD aklı, "demokratik muhalefet" söylemiyle Türkiye'de yumurtalarını bırakacağı yeni bedenler, kurumlar ve işbirlikçiler; özetle eskiyi aratmayacak bir düzene ihtiyaç duyuyor.

Türk milliyetçilerinden rahatsızlar ve niyetleri gayet açık:

Türkiye'nin eksenini değiştirmek, olmazsa bir iç savaş çıkartmak!..

O yüzden CIA'nın yumurtalarının önemli bir miktarı kırılmış olsa da MOSSAD, MI6, BND, SVR ve SAVAMA gibi örgütlerin kullandığı follukları da kontrol altında tutmak gerekiyor.

***

Dip not:

Gördük ve görmeye devam ediyoruz. Devlet yönetmek, "Ne Amerika, ne Rusya, ne Çin her şey Türk'e göre, Türk tarafından, Türk için" diyemeyenlerin işi değil!..