Endülüs trajedisi!

İbrahim ÖGE 12 Ağustos 2019 Pazartesi, 06:06

Malum 1960'dan itibaren "tek kutuplu yenidünya düzeni" hedefiyle yerküreye dayatılan "globalizm/küreselleşme" ve onun ekonomik sömürüsünü perdelemek amacıyla şekillendirilen postmodern "yani aklı ve bilimi itibarsızlaştıran" kültür akımı, bugün ulus-devletleri çöküşün eşiğine getirdi.

Biraz daha açacak olursak; "sınırsız bir dünya vaadi" ve "küçük bir köy olan gezegenimize barış ve huzur" getireceği iddiasıyla birlikte, "gelişmişlik, kalkınmışlık, istihdam ve demokrasi için şart" nutuklarıyla sunulan küreselleşme, üç temel başlıkta tanımlandı.

Siyasi, ekonomik ve sosyo-kültürel küreselleşme...

***

Ancak bugün gördük ki siyasi küreselleşme "milli siyaseti ve siyasetçileri uluslararası çıkar gruplarına bağımlı kılan",

Ekonomik küreselleşme "ulus-devletlerin mali gücünü ve bütün kaynaklarını uluslararası şirketlere devrini sağlayan",

Sosyo-kültürel küreselleşme ise "güçlü bağlara sahip milletleri, melez bir kültüre sahip topluluklara dönüştüren" şeytani akıldan başka bir şey değilmiş...

***

Bugün geldiğimiz noktada; örümceğin ağı misali dünyayı saran sivil toplum kuruluşları gibi paralel devlet yapıları üzerinden başarılı bir yağma operasyonuna imza atan küresel çete, istediği "bütünleşik pazar" hedefine ulaştı.

Küresel haydutlar kazandı ama yeryüzünde gelişmişlik farkları katlandı, fakirler daha fakirleşti, etnik ve dinsel çatışmalar ve ulus-devletlere diz çöktürmek için yönlendirilen terör örgütleriyle binlerce masum insanın kanı akıtıldı. Milyonlarca insan vatanından koparıldı, iletişim teknolojilerindeki gelişmelerle birlikte toplumların bağları zayıflatıldı, insanoğlu yozlaştı ve yalnızlaştı.

***

Kaostan ve kandan beslenen dünyayı yağmalama konusunda ısrarcı olan küreselciler, şimdi yeni bir modelle, yine sahnede...

Bu kez kolonyalist duygularını tatmin etmek isteyen küresel çete, dünyaya "Şehir Devletleri"ni dikte ediyor. "Ulus-devletler, şehirlerin gelişiminde en büyük engel" yalanlarını şimdiden dillendirmeye başlayanların, özetle önümüzdeki süreçte "daha saldırgan, daha yırtıcı ve daha agresif" politikalar izleyeceğinden, milyonlarca insanın kanını akıtacağından ve en nihayetinde ulus-devletlerin tamamen yıkıma uğratacağından kimsenin şüphesi olmasın...

***

Hakikati hiç örtmeden devam edecek olursam;

Küreselleşme ve politikaları, "dünyanın saygın ulus-devletlerinden biri olan Türkiye Cumhuriyeti"ni de uçurumun kenarına getirdi.

Dünden bugüne BM, IMF, NATO ve AB gibi devlet-üstü yapılarla kurulan ilişkiler ve imzalanan antlaşmalar, bağımsızlığımıza ve egemenliğimize gölge düşürdü. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin karar alma yeteneklerini kısıtladı.

Yetmezmiş gibi askeri darbe ve muhtıralarla şekillendirilen siyaset düzeni, küreselcilerin telkinleriyle üretim ve tüketim anlayışımızı değiştirdi, yönetim geleneklerimizi dönüştürdü.

Özellikle son 20 yılda siyasi konjonktür nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Milleti ile hesaplaşma derdinde olan etnikçi, siyasal dinci ve her kaba giren liberallerin "tek elden" küresel haydutların proje ve politikalarına sarılması, Mustafa Kemal Atatürk önderliğindeki cesur insanların büyük fedakârlık ve mücadelelerle kurduğu milli devletimize derin yaralar açtı.

Paralel Devlet yapısı gibi Türkiye'de örgütlü sivil örümcek ağı, Türk milletinin küresel yağmaya ses çıkartmaması ve en nihayetinde ulus-devletimizin teslimi için sistemli bir çalışmaya koyuldu.

Yalancılıkta uzmanlaşmış akademisyenler, gazeteciler, kadın liderler, siyasetçiler, din adamları, popüler kişiler, kurmaca yazarlarla, ordudan yargıya, eğitimden ekonomiye her başlıkta Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne operasyon çekildi.

***

Kıymetli okur!

Türkiye'yi küreselcilere teslim etmek amacıyla 15 Temmuz darbe kalkışmasını kurgulayan paralel devlet yapılanmasıyla dün kol kola giren küreselciler, bugün "şehir devletleri" için yine iş başında.

Geçmişte Soros'un Açık Toplum Vakfı ile yol yürüyen bildik isimler, bu kez 300'e yakın dernek ve örgütle oluşturdukları STK ağı üzerinden yeni projelerine Türk milletini hazırlama derdinde.  Hatta bir işadamı örgütlenmesinin çalışması olarak "Türkiye'nin kentlerinden, kentlerin Türkiyesi'ne" başlıklı bir rapor bile yayınladılar.

Çok uzatmayacağım; eğer sütten ağzı yanmışsa, yoğurdu üfleyerek içmesi gereken siyasal iktidar, mutlaka bu konunun takibini yapacaktır. "Bu işin sonunda ulus-devletin yıkılacak olması, bizim planlarımızla da örtüşüyor" demeyecektir ama biz Türk milleti olarak:

Her türden yalanı meşrulaştıran hileli akıl yürütme teknikleriyle şekillenen duygu ve kanaatlerimize göre yaşamanın ve de hakikati önemsizleştirmenin faturasını ödüyoruz.

Eğer böyle giderse düşenin bir daha kalkamayacağı bu topraklarda yeni bir "Endülüs Trajedisi" yaşayacağız...

***

Son söz:

Küresel çetelerin ve onların yerli işbirlikçilerinin önünü kesenlere "haydut" denmez, "yiğit" denir, "kınalı kuzu" denir. Yiğitlere ve kınalı kuzulara selam olsun...

İyi bayramlar...