Eski koronun yeni bestesi!

İbrahim ÖGE 04 Mart 2019 Pazartesi, 06:00

Kulislerde 31 Mart sonrası yeni bir partinin kurulacağı dillendiriliyor.

Henüz kabul etmemiş olsalar da Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan gibi isimlerle ilişkilendirilen yeni partinin Özal çizgisinde politik bir duruşa sahip olacağının altı çiziliyor!

"Merkez bir parti" propagandası yapılsa da kurucu isimlerinden de anlaşılacağı üzere referansı "Siyasal din" olan bir gemi daha fırtınalı denizlere yelken açacak...

Ama o gemi de batar!

Neden mi?

Bakın son 200 yıllık Türk siyaset tarihine...

"Siyasal din"adına hareket edenler hep şu hedefle yola çıktı:

Batı'nın zorbalığına karşı, İslami temelde yapılacak bir ıslahat hareketiyle, eskiden olduğu gibi özgür, onurlu ve görkemli devlete ulaşabilmek...

İyilik ve adalet üzerine yükselen bir medeniyeti yeniden inşa etmek...

İlerleme ve zenginleşmek...

Yolsuzluk, yoksulluk ve de yasaklarla mücadele etmek...

***

Ne yazık ki her yolculuk hüsranla sonuçlandı...

Bağımsızlık ilkesi ayaklar altına alındı, koca Türkiye üretimden ekonomiye birçok başlıkta daha bir bağımlı hale getirildi.

Peki neden?

Pek çok gerekçe sunulabilir ama liste başı konuyu değerli fikir insanı Nurettin Topçu'nun benim de yürekten katıldığım şu cümlesiyle aktaracak olursak:

"Bu halin sebebi, İslam'ın temeli ve Kur'an'ın özü olan ahlâkın, kaybedilmiş olmasıdır."

İkinci konu ise özellikle cumhuriyet sonrası dönemde devlete ve siyasete karşı açık bir şekilde yabancılaşmadır. Bu yabancılaşmanın en önemli nedeni ise hilafetin kaldırılmasından sonraki süreçte "İslam Devleti" kavramının herhangi bir ülkeye veya toprağa nispet edilememesidir.

Üçüncü başlık ise özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında gelişen ve de güçlenen "ümmetçilik" akımıdır. İlk bakışta toparlayıcı olarak yorumlansa da ümmetçilik fikri zamanla Türkiye'deki vatan, devlet ve toprak bağını zayıflatmıştır. Yetmezmiş gibi kuşatıcı olması gereken ümmetçilik, devleti ve toplumu bölmüş ve kutuplaştırmıştır.

Dördüncüsü ise kadro problemidir. İlahiyatçı İsmail Kara'nın tarifiyle "kaybedilmiş bir dünya ile kazanılmamış bir dünya arasında bölünmüş kişiliklerin" yanı sıra "eleştiriye tahammülü olmayan" bir karakter yapısı bu problemi daha da körüklemiştir.

Beşinci konu ise elbette ki mevcut bir lokma ve bir hırkadan ibaret tasavvuf anlayışı ve tarikat yapılarıdır. Özellikle tarikat yapılarının içinde örtülü bir şekilde dillendirilen "Dâru'l Harp" düşüncesinin yanı sıra uluslararası istihbarat örgütleri gibi şer merkezlerle olan bağlantı, devlete ve topluma karşı yabancılaşmayı ihanete kadar götürmüştür.

***

Bugün geldiğimiz nokta ise;

"CIA ajanı, cemaati, vakfı, derneği, medyası, yazarı-çizeri ve sanatçısıyla bir koro halinde" siyasi erke yutturulan "Yeni Türkiye" programıyla gerçek niyetini gizleyen Batı'nın "Bu topraklarda 100 yıl önce ertelediği işgal ve kalkışma planlarının" 15 Temmuz gecesi topyekûn açığa çıkmasıdır.

Hal böyle olunca da 19. yüzyıl ile 20. yüzyılın ilk başlarında olduğu gibi "mevcut siyasi erk ve onun destekçisi olan fikir insanları, milli hassasiyetlerini yükseltmiştir." Yani bugün olan biten aslında siyasal dini referans alanların, "unuttukları vatan, devlet ve toprak gibi kutsal kavramlara yeniden sarılmasından" başka bir şey değildir. Bu da Türkiye açısından faydalı bir durumdur...

Bir örnekle anlatacak olursak;

Düne kadar bir İngiliz aşkı olan "Kürdistan" meselesine bakış ile bugünkü yaklaşım arasındaki fark kadar, "Türk diye bir ırk yoktur, Türkçe diye bir dil yoktur" ya da "Abdullah Öcalan Türkiye'nin önünü açıyor" şeklinde zırvalayanlar gibi "ABD askerlerinin sağlığına dua edenlerin" yapıdan tasfiyesi, bu değişimin bence hissedilebilir yansımalarıdır...

***

Şimdi soru şu:

Bu değişimde kim ne kadar samimi ve siyasal erkin bu hali ne kadar sürer? Ya da yerli işbirlikçileriyle küresel efendiler ve onun NATO'cu uzantıları bu hale ne kadar tahammül eder?

Tabii ki bilemiyoruz. Ama hazırlıklıyız ve bunu hep birlikte göreceğiz!

Bunu neden söylüyorum:

Dünden ders çıkaran Türk milleti, iktidarın samimiyetini daha bir dikkatle izlemektedir. En küçük bir kırılmada durumu, muhataplarına sandıkta fatura edecektir. Burada şu gerçeğin altını çizmekte de yarar var;

Her çağın çilesini çeken Anadolu insanı; beka konusunda yalnızca MHP Lideri Sayın Doktor Devlet Bahçeli'ye güvenmektedir.

O yüzden diyorum ki:

Şimdi tasfiye yemiş, Sorosçuların, serokçuların, yuvarlak masacıların, Bilderbergcilerin inşa ettiği geminin rotası, eski koronun yeni bestesinden başka bir şey değildir.
Unutmayın:

Ecdadın yazdığı tarihi okumaktan aciz olanlar, düşmanın yazdığı kaderi yaşamaya mahkûmdurlar...

***

Dip not:

1-Elbette ki kabahat İslam'da değil. Çünkü İslam akıl, mantık ve ilim dinidir. İslam "bir âdem, bir âlem" anlayışımızın yegâne adresidir. Tüm olan biteni huzur ve barış dini İslam'a fatura etmek, alçaklık ve cehaletten başka bir şey değildir. Asıl yapılması gereken "Allah'a din öğreten" ya da "Allah ile aldatan"edepsizleri sorgulamaktır!

2-Türkiye'de değişmeyen tek lider Türkmen beyimiz Sayın Dr. Devlet Bahçeli'dir... Allah uzun ömür versin...