Kördüğüm!

İbrahim ÖGE 11 Temmuz 2018 Çarşamba, 06:20

Türkiye'de yönetim sistemindeki değişim;

Akıllara rahmetli Aytunç Altındal'ın Bizanslı tarihçi "Laonicus Chalcondyles"in kehanetlerine dayandırdığı kitabını getirtebilir ama kehanetler üzerinden devletin geleceğine dair kanaat sahibi olmak çok sağlıklı değil.

Önemli olan;

İster monarşi, ister parlamenter, ister başkanlık sistemi fark etmez neyle yönetirsen yönet, seni yıkmak veya bölmek isteyenlerin asırlardır bu topraklarda nasıl at oynattığına, hangi hilelere başvurduğuna veya argümanlardan faydalandığına bakıp, tedbir almanız.

Evet, cumhuriyetimizin üçüncü evresine adım attık. Hayırlı uğurlu olsun...

Umarım devleti geleceğe taşımak, kıyamete kadar bu toprakların sahibi olmak ve hep birlikte kardeşçe yaşamak adına yeni yönetim sistemi, Türk milletinin bağımsızlıktan güvenliğe, demokrasiden adalete, ekonomiden eğitime her başlıkta bütün beklentilerini karşılar.

***

Ancak; bu memleketin bir evladı olarak daha yolun başında sistemin başarısı için devletçe ve milletçe güçlü bir öksürüğe ihtiyacımız var.

Osmanlı'dan günümüze bütün sistemi tıkayan, yetmezmiş gibi nefes borumuza yapışıp kalan"yabancı bir cisimden" kurtulmak için.

Bu "yabancı madde", ne yazık ki bir kördüğüm haline geldi. Zaten varlıkları ile sorun olan "cemaat-tarikat yapılarının dünden bugüne ırkçı-bölücülerle kurdukları örtülü-örtüsüz ya da bilinçli-bilinçsiz iş birliğinin yanı sıra oy hesabı yapan siyasilerin bu yapılara verdiği destek" kördüğümün çözümünü imkânsız hale getirdi.

Üstelik gücüne, potansiyeline, tarihten gelen devlet ve ordu tecrübesine, özetle medeniyetine güvenen Türkiye, koşmak istiyor ama bu kördüğüm nefesini kesiyor.

***

Sanıyorum bu duruma "Şeyh Sait" örneğiyle cevap verebiliriz. Referansı "din olan bir medya" kuruluşu ile referansı "bölücülük olan siyasi bir parti"nin"Şeyh Sait" gibi bir isyancının idam edilişinin yıl dönümünde yaptıkları sosyal medya paylaşımları "bilinçli-bilinçsiz iş birliği"nin en güzel örneklerinden birini teşkil ediyor.

Oysa birinin "şehit" dediği, diğerinin "katil devlet" eleştirisiyle "özgürlük savaşçısı" diye takdim ettiği Şeyh Sait, 1920'li yıllarda ordu ve devlette FETÖ benzeri bir yapılanmaya giden ayrılıkçı "Azadi" örgütünün Cibranlı Halit ve Bitlis Mebusu Yusuf Ziya ile birlikte üç önemli yöneticisinden biri.

Sözüm ona cumhuriyet yönetimine "halifelik kaldırıldı" diye isyan bayrağı açan, ancak Yunan Anadolu'yu işgal ettiğinde onca parası, adamı ve silahı olmasına karşın kılını bile kıpırdatmayan İngiliz beslemesi Şeyh Sait'in,"halifesi mevcut" Osmanlı Devleti'ne karşı 1914'te başlatılan Bitlis isyanında da ön saflarda yer aldığını, yakalanacağını anlayınca da Rus konsolosluğuna sığındığını kimse anlatmıyor...

Türkiye, İngilizlerden Haliç görüşmeleriyle petrol denizi Musul'u almak için pazarlık yaparken, Şeyh Sait'in ayrılıkçı-ırkçı duygularının neden kabardığını ve neden silaha sarılıp, bölgede 12 ilde onca masumun, jandarmanın kanını akıttığını düşünmüyor.

***

O yüzden Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a buradan sesleniyorum:

Dün bu topraklarda Türkiye'nin sömürülmesi, kalkınma gayretlerinin kösteklenmesi ve mümkün olursa bağımsızlığının tamamen kısıtlanması için uğraşanlar, bugün de 80 milyonluk güçlü bir milleti;

Din, mezhep, tarikat, şeriat, hilafet gibi samimi ve dindar kitleler üzerinde büyük etkisi olan inanışları, halkın his ve heyecanlarını tahrik amacıyla istismar etmeye devam ediyorlar.

Tıpkı birkaç gün önce şu isyancı Şeyh Sait'i rahmetle anan televizyon kanalından konuşturulan "karanlık şahsiyet" Müslüm Gündüz'ün yaptığı gibi...

Şeyh Sait ile aynı tarikat mensubu olan Müslüm Gündüz'ün düşüncelerinin ve dillendirdiği ayrılıkçı görüşlerin bu toplumun birliğine ve huzuruna tek bir katkısı olmadığı gibi, açıklarındaki doğal gaz ve petrol rezervleri nedeniyle Kıbrıs üzerine tartışmaların yoğunlaştığı bir döneme denk gelmesi de oldukça dikkat çekici...

Bize Musul'u anımsatan yeni bir felaketler yaşamamak adına;

Türk milletinin ve gerçek Müslümanlığın çıkarı ve hatta varlığının devamı için Gündüz ve Gündüz gibilerin "dinsel duyguların istismarı yoluyla" bu topluma servis ettikleri her çeşit bölücü/ayrılıkçı faaliyetin önüne geçmek, cumhuriyet rejiminin üçüncü evresini başarıya götürecek en önemli politika ve icraat olarak anılacaktır...

***

Unutmadan;
Hicaz'ı Türklerden kurtarmak için ayaklanan Araplar da güya halifeye değil de din düşmanı İttihat ve Terakki Partisi'ne karşı ayaklanmışlardı.

Oysa gerçek ayaklanma halifeye karşı idi. Türk egemenliğine karşı idi. Çünkü faaliyetin planı, daha ortada İttihat ve Terakki yok iken başlamıştı. Gerçek tahrikçi ise İngiltere, İngiliz casusları ve İngiliz altınları idi...

Şerif Hüseyin ve adamları birer maşadan, Arap ırkçılığı ise güçlü ve geçerli bir tahrik unsurundan başka bir şey değildi.

***

Kaynaklar:

1-Genelkurmay Belgelerinde Kürt İsyanları

2-Kürtçülük-Bilal N. Şimşir

3-Metin Toker-Şeyh Sait İsyanı

4-Görüş ve Anılarım-Hasan Hişyar Serdi

5-Ağa Şeyh ve Devlet-Martin Van Bruinessen