Bir Türkiye klasiği: Hastam nerede?

İsmail ARSLAN 06 Şubat 2020 Perşembe, 06:08

"Bu kadarı da olmaz!" dediğimiz anda daha beterinin, daha ilgincinin başımıza geldiği bir ülkede yaşıyoruz. 

Milli bir bilinç oluşturamadık ama 'Bu kadarı da olmaz!' dediğimizde başımıza daha şaşılacak durumun geleceği bilincine sahibiz, tertemiz...

Adaletten eğitime, siyasetten sağlığa ne yaşanırsa yaşansın, artık şaşırmıyoruz! "Biliyordum, bekliyordum, belliydi, olacağı buydu, ne var bunda?" gibi söylemlerle aslında büyük bir bedeli olan yaşananları özetliyoruz. 

Bu topraklarda her şeyin mümkün olabileceğini ifade etmek için söylediğimiz, az gelişmişliğimizin sebebi olan zihniyetimizin sloganı haline gelmiş bir laf öbeğimiz de var: "Burası Türkiye!"

***

Yukarıdaki durum tespitinin ardından sizlere aktaracağım bir Türkiye klasiğini okuduktan sonra koro halinde "Burası Türkiye" türküsünü söyleyeceğinizden zerre şüphemin olmadığını belirtmek istiyorum.

Olaya geçelim...

Hadise, bir dönem Türkiye'nin en iyi 10 üniversite hastanesi arasında yer alan Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde yaşanıyor.

88 yaşında R.E. isimli bir hasta, fenalaşınca ailesi tarafından apar topar Tıp Fakültesi Hastanesi'nin acil servisine götürülüyor. İlk tetkiklerin ardından ilgili doktor, hastanın yatırılması, kontrol altında tutulması gerektiğini belirtiyor.

Ancak hastanedeki tüm odalar dolu.

Ailesi, sorunun çözümü için 3 gün boyunca sağa sola koşturuyor, binanın tüm katlarını arşınlıyor, bir oda uğruna çalmadık kapı bırakmıyor.

Hasta, 3 gün boyunca acil serviste tutuluyor. Yani hastanın takibi, bakım ve tedavisiyle ilgili süreç henüz başlamış değil!

Yanına da refakatçi olarak hemşire bırakılıyor. Bir müddet sonra refakatçi, hastanın yanından ayrılıyor. 

O esnada acil servisteki nöbetçi doktor, 3. günün sonunda hastayı üniversitenin özel ambulansıyla merkezde hiç hastane yokmuş gibi yaklaşık 70 kilometre uzaklıktaki Karacabey Devlet Hastanesi'ne sevk ediyor. Ve görevini devrederek istirahate çekiliyor!

Refakatçi, durumu anonsla öğreniyor, apar topar hastanın acil servisteki yatağına koşuyor. Ancak hasta yerinde değil, çevredekilere soruyor, kimsenin haberi de yok.

***

Önce hastanın eşine haber veriliyor, işitme sorunu olan eşi de "Babanla ilgili bana bir şeyler söylediler, ben anlamadım" diyerek K.T.E. İsimli oğluna hastaneye gitmesi gerektiğini söylüyor.

Oğul K.T.E., babasının durumunu öğrenmek için hastaneye gittiğinde sevk edildiğini öğreniyor.

Nereye sevk edildiğini öğrenmek için yetkililerle birlikte hastane kayıtlarına bakıyor. Ancak kayıtlarda hastanın çıkış yapmadığı, acil serviste tutulduğu bilgisini görüyor.

Babasının nereye götürüldüğünü öğrenmek için çırpınan oğul, 112 ekipleriyle iletişime geçip babasının ismini vererek nereye sevk edildiğini sorguluyor. 112 ekipleri "Böyle bir hastayla ilgili sevk işlemimiz olmamıştır" yanıtı veriyor.

Babasının akıbetinden iyiden iyiye endişelen oğul, son çare annesine gelen telefon numarasıyla iletişime geçerek, tam 4 saatin sonunda babasının üniversitenin özel ambulansıyla Karacabey Devlet Hastanesi'ne sevk edildiğini öğreniyor!..

***

Fıkra gibi değil mi?

Hasta yakınlarına danışılmadan alınan bir karar, ambulansın yolda kaza yapma ihtimalini göz ardı etme, kayıt işlemlerindeki tutarsızlık, 88 yaşında ağır durumda olan bir hastayı kilometrelerce uzaklıktaki hastaneye sevk...

Başlıkta da değimiz gibi...

Bir memleket klasiği işte!..