Hazırlıklı olmalıyız!

İsmail ARSLAN 13 Aralık 2019 Cuma, 06:00

Dünyada 'Kargaşanın hakim olduğu, çocuk kadın demeden, her gün yüzlerce masum insanın saldırıya maruz kaldığı, siyasi krizlerin, toplumsal bölünmelerin tavan yaptığı ve küresel çetelerin hakimiyet kurmak için birbiriyle yarıştığı, en istikrarsız bölgenin adı nedir?' diye sorsam, okul çağına henüz erişmiş bir çocuk bile 'Orta Doğu' diyecektir.

Bölgenin acılarla anılması ne yazık ki yıllardır böyle ve değişecek gibi de durmuyor.

Bir dünya haritasını alın ve inceleyin. Sadece Orta Doğu mu?

Türklere yönelik etnik temizliğin yapıldığı Doğu Türkistan'da, Balkanlar'da, Kafkaslar'da, darbelerle güne uyanan Güney Amerika'da, ülkelerin sınırlarının ne olacağı belirsiz Kuzey Afrika'da benzer hadiseler yok mu?

Yaşananların hiçbiri tesadüf değil. Hepsi planlı, ayarlı ve zamanlı. Küresel güçlerin güdümüne girmeyen kim varsa plan devreye sokuluyor, darbeyle, asimetrik tehditlerle, terör eylemleriyle, yaptırımlarla hizaya getirilmeye çalışılıyor.

Bizzat şahit olmadık mı?

Yerli işbirlikçilerle damarlarımıza basmadılar mı?

PKK'ya aleni şekilde verilen yardımları ve sağlanan destekleri, 15 Temmuz darbe girişimini, Türk ekonomisine ve bankacılık sistemine yönelik operasyonu unuttuk mu?

Üstelik olayların planlayıcısı olan ülkeler, sözde 'müttefik' gibi yanımızda yer almadı mı?

***

Uluslararası kuruluşlar, küresel devletlerin hak ve menfaatlerini, hukukunu koruyan, onların adaletsizliğini meşrulaştıran kurum ve kuruluşlar haline geldi. Mesela Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ndeki 5 ülkenin aleyhine bir karar alındığını hiç duydunuz mu?

Doğu Akdeniz'de yaşanan gerilim ve Türkiye'nin bu bölgedeki hak ve menfaatlerinin gasp edilmesine yönelik girişimlere NATO 'dur' diyebildi mi?

2016'da 'terör tehdidi' olarak NATO belgesine işlenen PKK/PYD'nin, 2019 yılı belgesine işlenmesinin ileri tarihe bırakılması ne kadar manidar değil mi?

İşte bu gelişmeler, özellikle NATO ve ABD 'Türkiye için tehdit haline mi geldi?' endişelerine neden olmaktadır. Durum vahim!..

***

İşte tam da bu noktada Milli Savunma Bakanlığı bütçesi üzerine söz alan MHP Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Mustafa Hidayet Vahapoğlu'nun söylediklerine kulak vermekte fayda var.

Meclis kürsüsünde; Türkiye'nin güvenlik kaygılarını genel olarak sıralayan Vahapoğlu, NATO'yu bakın nasıl ifade ediyor: "Amerika Birleşik Devletleri'nin küresel gücüne katkı sağlayan, onun menfaat ve yayılmacı hedeflerine hizmet eden yapı."

Yani 'güven olmaz' diyor!

Konuşmasının devamında, küresel tehditleri göz önünde bulundurarak Türkiye'nin 'sıcak savaş'a girme ihtimalini de göz ardı etmiyor Vahapoğlu.

"Türkiye'nin; uzun menzilli füzeler ile nükleer, biyolojik ve kimyasal gibi kitle imha silahlarına kavuşan yakın ya da uzak ülkelerin hedefi olma ve ABD, İngiltere, AB ülkelerinden oluşan Batı bloku ile Rusya-Çin grubunun bölgesel etki alanı oluşturma gayretlerine doğrudan ya da dolaylı olarak muhatap kalma ihtimali mevcuttur" ifadelerini kullanıyor.

'Her şeye hazırlıklı olmalıyız' vurgusu yapıyor!

Vahapoğlu'nun, ordunun yapısıyla ilgili mesajları da var:

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin muharip yapısının, insan gücünün ve teknolojisinin ihtiyaca cevap verecek şekilde esnek yapıya kavuşturulması gerektiğini, bölgesel ve küresel anlamda caydırıcılık kabiliyetinin artırılmasını söylüyor.

Ordunun modernize edilmesini üstüne basa basa ifade ediyor.

Soğuk savaş öncesi anlayışın terk edilmesi gerektiğini, bütünlükçü bir güvenlik anlayışının hayata geçirilmesinin zorunlu olduğunu belirtiyor.

Vahapoğlu, konuşmasının devamında komşu ülkelerden ülkemize yönelik kontrolsüz kitlesel göçlerin de güvenliğimizi ilgilendiren meseleler olduğunu hatırlatıyor!..

Kamuoyunda sıkça tartışılan Suriyeliler meselesinin, 'bekamızı' ilgilendiren konu olduğunu söylüyor.

Ve son mesajı herkese:

"Türkiye, her alanda kendi hak ve menfaatlerini koruyacak güce ulaşmak zorundadır, özellikle millî savunma ve dış politikada zafiyete sebebiyet verecek kısır çekişmelerden kaçınılması hususunun altını önemle çiziyorum."