Her işin başı sağlıksa!

İsmail ARSLAN 16 Eylül 2020 Çarşamba, 06:00

Ne demiş atalarımız: Her işin başı sağlık.

Hiçbir zaman unutmamamız gereken klişe ama bir o kadar da efsane söz öbeği.

Asrının en kuvvetli devleti Osmanlı'nın tahtında oturan Kanuni Sultan Süleyman ise bu gerçeği beytiyle dile getirmişti:

"Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi"

Yani bir nefeslik zamanda sağlığın var olan bütün servet ve kaynaklardan daha üstün olduğu gerçeğini böylesine güzel ifade edebilen bir cümle daha okumadım...

Gerçekten de çalışmak, öğrenmek, okumak ve daha birçok ihtiyacımızı karşılamak için sağlıklı olmak zorundayız.

İşte bu gerçekten hareketle devletlerin en önemli hizmet sunumlarından biri sağlık sektörü olarak karşımıza çıkar.

Kimi ülkeler bu hizmeti "sosyal devlet" anlayışı üzerinden verir, kime ülkeler de neoliberal politikalar çerçevesinde bu yükü özel sektörle paylaşmayı tercih eder.

Bir de bizim gibi bu işi yarı sosyal-yarı serbest piyasa koşullarında değerlendiren ülkeler var.

Ancak ne olursa olsun sağlığa sadece ve sadece "ticari gözle" bakmak bir süre sonra ağır giderlerin altında ezilen dar gelirli insanların bu hizmete erişimini güçleştirir.

Bu da zamanla daha önemli sosyal sorunlara gebedir.

***

Sistem eğilimi aslında bir tercih meselesi...

Ancak şartlar ne olursa olsun sağlık hizmetini sunan devletin ortaya koyduğu sistem büyük önem arz eder...

Bunu şu örnekle izah edebiliriz:

Türkiye'de bir dönem sağlık alanında gerçekleştirilen reformlar, bugünkü siyasi iktidarın başarısını katlayan en önemli propaganda malzemesiydi.

Bugün Türkiye'de vatandaşın sağlık hizmetlerine erişimi ve sağlık hizmetlerinin maliyeti konusundaki memnuniyetini test etmeye kalksanız nasıl bir sonuç çıkar bilmiyorum ama sistem içerisindeki sağlık çalışanlarının aidiyet hisleri de büyük önem taşıyor.

Gerçekten de bir sağlık çalışanının "devlete ve millete bağlı olması mı yoksa bir sendikanın veya bir cemaatin güdümünde mi çalışması tercih edilir?

15 Temmuz'dan sonraki süreçte devlete ve millete bağlı olmanın önemi bir kez daha ortaya çıkarken, bu noktada Türkiye'nin 81 vilayetindeki sağlık yöneticilerinin meseleye bakışı da büyük önem arz ediyor.

***

Öyle ya asıl olan devlete sadakat ise o zaman sağlık yöneticilerinin hiçbir şekilde ideolojisi ne olursa olsun bir sendikanın, bir cemaatin veya bir grubun etkisinde kalmaması gerekiyor.

Sistemin sağlıklı bir şekilde işlemesi isteniyorsa, bütün yönetim kadrolarının samimiyet ve liyakat ilkesi doğrultusunda oluşturulması gerekiyor.

Koltuk kime emanet edilir?

Sistemi sağlıklı bir şekilde işletip vatandaşa saat misali tıkır tıkır hizmet edene mi, yoksa bir siyasetçinin kişisel reklamına katkı sağlayan, her gönderdiği hastayla ilgilenene mi?

Milli şuuru yüksek, adalet duygusu tavan ve bilinci açıklar için bu sorunun cevabını vermek hiç de zor değil.

***

Bunları neden yazdım?

Şimdi Bursa'ya geçen yıl aralık ayında Özcan Akan'ın emekliye ayrılması nedeniyle yeni bir sağlık il müdürü atandı: Uzm. Dr. Halim Ömer Kaşıkcı... Tam kurumunu tanımaya çalışacağı dönemde salgın patlak verdi.  Ama kim ne derse desin her şeye rağmen Bursa'da başarılı bir süreç izledi.

Şimdi Sağlık Bakanlığı'nın atama yönetmeliğine göre çalışanlarla sözleşme dönemine girildi.  Müdür Bey, Bursa'daki 165 sağlık yöneticisini kapsayan bir atama listesini bakanlığa gönderdi.

Gönderdi göndermesine de ne yazık ki liste, Ankara'da daha bakanın onayına gitmeden operasyon yedi. Sistemin sağlıklı bir şekilde işlemesi adına oluşturduğu kadroya yapılan operasyonla Dr. Kaşıkçı istifaya zorlanmak istendi.

Acı gerçeği hatırlatmakta fayda var.

Bize ulaşan bilgiler ve şimdilik buradan yazmak istemediğim değişiklikler, bürokraside sadece sağlık değil, her alanda öne çıkan sendikacılık, cemaat ve grup yandaşlığı ve benim adamım anlayışı Bursa'daki sistemi tıkayacak.

Gerçi sendika, yapı veya gruplar için sistemin çalışıp çalışmaması bir anlam ifade etmiyor!

O zihniyet için adamlarının köşe başlarını tutması daha önemli.

Halka kaliteli sağlık hizmeti sunumuyla, kamu-özel fark etmez hastanelerdeki sıkıntılı tabloyla alakaları yok çünkü bu durumun faturasını iktidar partisiyle, il müdürü ödeyecek...

Demek ki her işin başı sağlık değilmiş...

Her işin başı adam kayırmacılıkmış!

Sayın Bakanımız Fahrettin Koca'ya duyurulur!