Ölüyorlar, öldürülüyorlar…

Lale AKASOY 03 Kasım 2017 Cuma, 06:00

Engin Karakuş, Ece Ceyda Güdemek, Yağmur Çavuşoğlu...

Ağır çalışma koşulları, sık tutulan nöbetler, baskı, yöneticilerin şişik egoları...

Bozulan psikoloji,  tükenmişlik sendromu ve depresyon...

Sonuç:

Şiddet, cinayet, intihar...

Bütün bunlara sosyologların "Anomi" dedikleri bizi biz yapan değerlerin kaybı eklenince değerli evlatlarımızı genç yaşta hiç yoktan kaybetmekteyiz.

"Adli bir vaka, duygusal sorunlar, genç bunalımı" gibi nedenlerle açıklanamaz bu durum...

Gencecik küçük bir evladı olan çocuk cerrahı, diğeri daha 28 yaşında 36 saatlik nöbetten çıkmış bıraktığı notta açıkça çalışma koşullarını ölümüne gerekçe gösteren pediatri asistanı, üçüncüsü ise doktor annenin daha 4. sınıf tıbbiye öğrencisi gencecik kızı.

Ne akıl alıyor ne izan, ne yürek kabul ediyor...

***

Eğitimli, meslek sahibi gencecik insanlar, ne oluyor da yaşamlarından vazgeçebiliyorlar?

Yok, bunun bir açıklaması!

Çaresi bulunmalı bir an önce.

Sosyologlar, ruh sağlığı hekimleri toplumsal yıkımın bu derece ağır olabileceğine dair raporlar yazıyorlar uzun süredir.

Bir ruh sağlığı yasası olmayan nadir ülkelerdeniz ne yazık ki!..

***

Hekimler, sağlık çalışanları neredeyse her gün öldürülüyor, şiddete uğruyor...

'Sağlıkta Şiddet Yasası' yıllardır Meclis'te bekliyor...

Gencecik yetişmiş insanlarımız ölüp gidiyor, bir türlü sıra gelmiyor toplumun gerçek sorunlarına.

Ne etsek, nasıl yazsak da duyursak gerçeği sağır kulaklara, toplumsal acılara kapalı gözlere, idrak gücünü yitirmiş vicdanlara...

Hepimizi derinden yaralayan bu toplumsal acılara...

Ne fıtrat, ne kader bu!..

Önlenebilir, engellenebilir ölüm bunlar.

3 hekim birden bir günde canına kıymakta...

Hekimlerin takat sınırı (performans diyorlar buna) çoktan aşıldı.

Bölünmüş aileler, mesleki erozyon, toplumsal saygınlık yitimi, üstüne bir de şiddet ve yönetici baskısı...

Ölüme sürüklüyor genç hekimleri...

Potansiyel bir tehlike değil bu artık, acı bir gerçek...

Cami avlularında buluşmalardan öte bir şey yapmak gerek, hem de hemen şimdi.

Öncülük görevi hekimlerin elbette...

Gerçi Bursa Tabip Odamız herhalde yine konserde, sergide...

Tabip odalarından artık bu tarz olaylara yönelik, "Ölümün arkasından iş durdurmayı, yasa tasarısı hazırlamayı, üyeleri hekimleri bilgilendirmeyi, örgütlenmeyi, afişler, broşürler hazırlamayı, toplantılar, etkinlikler yapmayı yani, kamuoyu oluşturup baskı grubu rolünü sahiplenme" beklenmiyor artık.

Mevcut tabip odası yönetimleri çok oldu bu misyondan vazgeçeli...

Hiç olmazsa bir çift laf edin be!

Hekimler ölüyor üçer üçer, haber veriyor gazeteci size!..

***

Acı çok acı gerçekten...

Çok zor yetişen nitelikli insanlarımızı kaybediyoruz bir çırpıda...

Nedenleri ortada, çözümleri biliniyor...

Ömrünün baharında gencecik asistanlar, uzman hekimler, tıbbiyeliler bu kadar kolay nasıl seçebiliyor ölümü?

Bir günde sağlık uygulamalarının fiyatlarına yüzde 50 zam yapabilenler, yitip giden canlar için bir şey yapamıyor nedense!

"Ölüm adın kalleş olsun!" demek düşüyor bize de...

***

Bu arada, Hakkari'nin Şemdinli ilçesinde güvenlik güçleriyle PKK'lı teröristler arasında çıkan çatışmada 6'sı asker, 2'si korucu toplam 8 vatan evladı şehit düştü.

Analar, babalar, bacılar, yavuklular ağıt yakıyorlar yiğitlerimizin ardından...

Ateş düştü ocaklara...

İçimiz yanıyor, yüreklerimiz parça parça...

Hangi insan dayanır ki bu acıya!..

Allah'tan rahmet diliyorum şehitlerimize.

Unutmayın!..

"Bizim dirimiz asker, ölümüz şehittir. Sizin diriniz kalleş, ölünüz leştir"

Nokta!