Seni unutmayacağız Erdal abi…

Lale AKASOY 16 Nisan 2015 Perşembe, 07:00
Ne diyeyim, ne yazayım ki şimdi... Yaşanmışlıkları, anıları nasıl anlatayım ki... Hani, "Ayaklarım geri geri gidiyor" derler ya... Ha işte! Aynen öyle şu an yaşadığım... Parmaklarım gitmek istemiyor klavyenin tuşlarına... "Erdal abiyi kaybettik" diye yazmak çok çok acı geliyor bana... Her tuşa bastığımda yüreğim yanıyor, gözlerim doluyor bugün. Hiçbir şey yazmak istemiyorum... Ama çok şey de yazmak istiyorum aslında. Nasıl bir hayat bu ya! Birçok meslektaşım seninle yaşadıklarını döktüler yazılara. Şu Bursa basınında seninle anısı olmayan kaç kişi var acaba? Gazetede yüksek sesle "Laluuuş" diye seslenirdin bana... Halbuki masalarımızın arasındaki mesafe üç adım kadardı en fazla. "Efendim Erdal abicim..." diye cevap verirdim sana. "Gel bi konuşalım" der çağırırdın odana. Sonraaaa... Başlardık kaynatmaya... Bazen yüksek, bazen kısık bir sesle, bazen de sırf birileri gıcık olsun diye bağıra bağıra konuşur, bakar, gülerdik etrafımıza... Peki ya şimdi?.. Hatırlar mısın bir gün: "Ya Laluş, şu boynum çok ağrıyor. Bi görüş doktorla da Emar çektireyim..." demiştin. Görüştüm, randevu aldım ve ertesi günü sağlık merkezine gittik. Sırada Emar'ı çekilen bir hasta vardı, oturduk, sohbet ettik. Heyecanlı bir bekleyiş içindeydin, için içine sığmıyordu adeta. Sonucu merak ettiğinden falan değil, Emar cihazına girmekten korktuğun içindi o sağa sola savurduğun cümleler, kabına sığmaz durumun... Biliyordum ve belli etmemeye, hissettirmemeye çalışıyordum. İsmini söylediler, ellerin titriyordu. Üzerindeki bütün metalleri çıkarıp tutuşturdun avuçlarıma. "Laluş sen dışarda bekle. Filmim çekilince ben de gelirim" dedin ve Emar odasına doğru gittin. Daha dış kapıdan sokağa bile çıkmamıştım. Arkamdan "Ben geldim buradayım" diye bağırıyordun. Telaşlandım, şaşırdım... Çünkü, en fazla 2- 3 dakika ya geçti, ya geçmemişti. Karşımda duruyordun, yüzünde muzip bir ifade vardı. "Ne oldu Erdal abi?" diye sordum sana. Oturduk caddenin kaldırım taşına, yaktın bir sigara... Anlatmak istemedin, ben de zorlamadım seni fazla... Arabaya bindik yolda bana: "Anacım, gazetede kimseye anlatmayalım. Hele ki Enver'e (eşime). O korkuyor biliyorsun. Sonra gelip çektirmez. 'Cihaz bozuktu birkaç gün sonra yine gideceğiz deriz' tamam mı anacım!" diye tembihlemiştin. Halbuki Enver'in cihazdan korktuğu falan yoktu. Bulmuştun yine bir bahane... Sen anlatıyordun, ben gülüyordum... Hatırladın değil mi? Hava, tıpkı bugünkü gibi güneşliydi... "Bir şeylere devam etmektir hayat. Ara sıra olsa da başarmaktır, ama asıl hayat unutmamaktır." Biz seni hiç unutmayacağız Erdal abi. Yolun açık ve aydınlık olsun... Kabullenmek zor, çoook zor bu gerçeği.