Sendika, cinsel istismar ve Milli Eğitim...

M.Kayhan KAYMAZ 26 Mart 2020 Perşembe, 06:00

Ne işi var üçünün bir arada?

Hele ki cinsel istismar ve Milli Eğitim!

Üzülüyor, utanıyorum!..

MEB ve Diyanet İşleri Başkanlığı'nın tarikat-cemaat, vakıf ve derneklerle ilişkisi MYK raporu...

Vakıf, cemaat ve derneklerin eğitime etkileri...

CHP Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Lale Karabıyık'ın okunması gereken açıklamaları.

Nelerle karşı karşıyayız yaslanın arkanıza ve okuyun...

"Milli Eğitim Bakanlığı, tarikat ve cemaatlerin arka bahçesi vakıf-derneklerle yaptığı protokollerle yetkilerinin bir kısmını bu kurumlara devretmiştir. Son 18 yılda vakıf-derneklerle yapılan protokollerin verdiği zarar makul bir zeminde tartışılamamıştır. Tartışılmamasının nedenleri, Bakanlığın konu ile ilgili yaptığı perdeleme ve eğitim sendikalarının olayın ciddiyetinin farkına varmamalarıdır. 2012 yılında yapılan 4+4+4 düzenlemesi sonrası vakıf-derneklerle imzalanan protokollerde ciddi bir artış yaşanmıştır. Özellikle TÜRGEV, Ensar Vakfı, TÜGVA, İlim Yayma Cemiyeti, Hayrat Vakfı ve İHH ile yapılan protokoller çok dikkat çekmiştir. 2015'e kadar genellikle Genelkurmay, Adalet Bakanlığı ile Milli Eğitim arasında er ve erbaşlara okuma-yazma, mesleki eğitim kursu, tutuklulara çeşitli eğitimler verilmesi, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı ile el sanatları kursu, Türk Hava Kurumu ile ASO Organize Sanayi Bölgesi'nde otomasyon, Robinson Club Hotel ile mesleki eğitim, Denizcilik Müsteşarlığı, Orman ve Su İşleri Bakanlığı-Belediyeler Birliği (okullar hayat olsun) ile projeler yürütülürken 2015'ten itibaren gerici dernek, vakıf, cemaatlerin daha öne çıktığını görüyoruz. 12/9/2019 tarihinde Sosyal Etkinlikler Yönetmeliği'nde yapılan değişiklik ile sivil toplum kuruluşlarının 'her tür ve seviyedeki resmî ve özel örgün ve yaygın eğitim kurumlarında' sosyal etkinlik yapmasının önü açılmıştır. Sivil toplum kuruluşu adı altında bahsi geçen tarikat ve cemaatler, okul öncesinden üniversiteye kadar tüm okullara, protokol yapmasına gerek kalmaksızın girmeye başlamışlardır. Ayrıca, okul öncesi düzeyde, Sibyan Mektepleri adı altında, tarikat ve cemaatlere bağlı vakıf-dernekler faaliyet göstermeye başlamışlardır. Cemaatlerin, 1985 sonrasında sadece din öğretimi ve maneviyat eğitimi ile uğraşan yapılar olmaktan çıktıkları, sahip oldukları insan kaynaklarını ticari/mali kazanımlar elde etmek için seferber ettikleri, devlet bürokrasisi içerisinde gizlice örgütlendikleri, konumlarını kendi mensupları lehine kullandıkları, dolayısıyla devletteki kadroları liyakat kriteri dışında suistimal ettikleri, 2000 sonrasında şirketler, holdingler kurdukları, okullar açtıkları raporda açıkça ifade edilmiştir. Ayrıca 1980 sonrası demokratikleşme ve ekonomik büyüme ortamında büyüyen cemaatlerin birer rant kapısı haline geldiği belirtilmiştir."

Ve bir sendikanın güçlenmesi...

Öğretmenler ve aileleri çok iyi bilir bu sendikayı!

Bakın ne diyor bu konuda Lale Hanım...

"2014 yılında yürürlüğe giren 6528 sayılı Yasa ile Milli Eğitim Bakanlığı'nda çok köklü değişimler yaşanmıştır. Müsteşar hariç tüm yöneticilerin (müsteşar yardımcıları, TTK başkan ve üyeleri, genel müdürler-yardımcıları, daire başkanları, şube müdürleri, il-ilçe milli eğitim müdürleri, şube müdürleri, okul müdürleri, müdür yardımcıları) görevi yasanın yürürlüğe girmesi ile birlikte sona ermiştir. Böylelikle yaklaşık 54 bin eğitim kurumu ile bakanlık merkez teşkilatının tüm yönetici kademelerinin kadroları boşaltılmıştır. Bu boşluğu AKP'nin iktidara gelmesi ile birlikte büyük güç elde eden Eğitim-Bir Sen adlı sendika doldurmuştur. Sözde mülakatla alınan yöneticiler (Okul müdürleri ataması görevlendirmeye dönüştürülerek yeni görevlendirdiklerine gözdağı da verilmiştir) sendikanın olur verdiği kişilerden seçilmişlerdir."

Demokratik, laik, çağdaş insanların iğrendiği, utandığı cinsel istismar konusunun da altını net olarak çiziyor CHP Genel Başkan Yardımcısı Karabıyık!..

"Taciz ve cinsel istismar kavramları eğitimle ve okullarla anılır hale gelmiştir. Ülkemiz, çocukların cinsel istismar da dâhil olmak üzere şiddetin ve sömürünün her türlüsünden korunma haklarını Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, Avrupa Konseyi Çocukların Cinsel Sömürü ve İstismara Karşı Korunması Sözleşmesi gibi uluslararası düzenlemelere taraftır. Aynı doğrultuda Anayasa'nın 41. maddesinin son fıkrası uyarınca da devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri almak zorundadır. Cinsel istismar çocukların sağlık, yaşam haklarına, maddi ve manevi bütünlüklerine yönelik saldırılardan en yaygın olanıdır. Ülkemizde eğitim süreç ve ortamlarında çocukların intihar ettiği, yaşanan cinsel istismar vakalarının sistematik olarak devam ettiği, cinsel istismar vakalarının ya farkına varılmadığı yahut görmezden gelindiği süreçler yaşanmaktadır!.."

Ne acı ki rakamlar ve tarihleriyle ortaya koyuyor!..

"Resmi okullarda yaşanan cinsel istismar olaylarından bazıları şunlardır; 2010-2014, Karaman'da, Karaman Anadolu İmam Hatip ve İmam Hatip Lisesi Mezunları ve Mensupları Derneği'ne (KAİMDER) yakın kişilerin kiraladığı evlerde kalan 9-10 yaşlarında 45 erkek öğrenciye bir öğretmen tarafından cinsel istismarda bulunduğu iddiası ile dava açılmıştır. Çankaya'da bir lisede Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeninin 3 kız öğrenciye cinsel istismarda bulunduğu iddiasıyla dava açılmıştır. Sinop Gerze'de İslamcı Gençlik İlim ve Hikmet Derneği'nde Kuran kursu öğretmeni 4 erkek öğrenciye tecavüzden 22 yıl ceza almıştır. Ankara Keçiören Anadolu İmam Hatip Lisesi'nde 12 kız öğrenciye tacizde bulunan bir öğretmen tutuklanmıştır. 2018, Ümraniye'de Fıkıh-Der isimli derneğin bünyesinde faaliyet gösteren ruhsatsız yatılı Kuran kursunda çok sayıda (30-35) çocuk istismara uğramıştır. Mahkeme heyeti, 'iyi hal' indirimi uygulayarak, Ömer Işıktekin'e 76 yıl 11 ay, Tarık Bektaş'a 25 yıl, Hacı Serkan Bektaş' ise 37 yıl 6 ay hapis cezası verdi. Bahsi geçen vakalar cinsel istismar olaylarından bazılarıdır. MEB'de denetimin yok edilmesi, Kuran kurslarının denetiminin MEB'den alınması, vakıf-derneklerin okullara sokulması, kaçak okulların artması gibi düzenlemeler istismar vakalarının çoğalmasına neden olmuştur. Kamuoyunda makul düzeyde tartışılmayan protokoller, eğitim sistemini zora sokmuştur. 1 milyona yakın personeli olan Milli Eğitim Bakanlığı, temel düzeydeki etkinliklerini vakıf ve derneklere devrederek öğretmenlerini yok saymıştır!.."

Ne gibi önlemler alınması gerektiğini de belirtiyor Lale Hanım...

"Vakıf-derneklerle yapılan protokoller derhal iptal edilmelidir!.. 2013 yılında Türk Ceza Kanunu'nun 263. maddesini yürürlükten kaldırarak, kanuna aykırı eğitim kurumu açan, çalıştıran ve bu merkezlerde çalışanlara verilen 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezasını ortadan kaldırmıştır. Bu düzenlemenin tekrar yürürlüğe girmesi gerekmektedir."

Dinlerler mi?

Yaparlar mı?

Onu bilemiyoruz! Ancak; bu ülkede mükemmel dinimizi kullanarak zenginleyen, lüks yatlarda, rezidanslarda, villalarda yaşayanlar keyiflerini sürerken; yoksulluk, hırsızlık, namussuzluk hızla artıyor!..

Bir soralım kendimize...

Gelecek nesillerimize güvenli bir ülke bırakabilecek miyiz?..