2 ileri 1 geri

Mustafa ÖZKESKİN 18 Mart 2016 Cuma, 09:18

Lig maratonunda 25 etabı geride bırakan Bursaspor, üst üste 3 maçı bir arada doğrultmayı beceremedi. Timsah'ın, seri yakalama konusunda yaşadığı arızanın temelinde ne yatıyor? Bursaspor'un lig seyir defteri incelendiğinde bu sıkıntının teknik ve mental sorunlardan kaynaklandığı görülüyor.

Kesintisiz galibiyet serisi elde etmenin yolu, golü hem erken hem de rakipten önce bulmaktan geçiyor. Brezilya'yı dünya şampiyonluklarına taşıyan ünlü hoca Scolari' nin 'önce sen at' felsefesinde olduğu gibi... Öne geçmek, rakibin stratejisini bozuyor, dağılmasına yol açıyor.

Bursaspor'un bu sezon sergilediği oyun karakteristiğinden ise, bu şablonun tam tersi yansıyor. Golü kalesinde gördüğünde, ancak daldığı gaflet uykusundan uyanıyor. Ardından da savunma tedbirlerini yüzde yüz boşlayıp tam kadro rakip kaleye yükleniyor.

Mesela; bu sezon geriye düşüp skoru lehine çevirdiği Rize(2-3), Gaziantep (2-3), Mersin (1-2) ve Trabzon (4-2) maçları... Şu bir futbol gerçeği ki; hedefe giden yolda gol atmak için kalende gol görmeyi beklememek gerek. Skoru çevirmek her maç mümkün olmayabilir.

Şüphesiz futbolda becerinin dışında bir tutam da şans gerekiyor. Ancak, talih çoğunlukla nankördür, her zaman yanınızda olmaz. Sürekli şansınızı zorlamanız lazım. Ama kadro kaliteniz yetersiz ise, zorlama ile nereye kadar varılabilir ki? Bu yüzden Hamza Hamzaoğlu, tribünlerin oyuna girdiğinde homurdandığı Stoch'u -yakalarsa çakar- diye son çeyrekte oyuna alıyor.

Neden? Çünkü bu futbolcu, topu ayağında seven ve de sürpriz biçimde kullanabilen stile sahip. Anlayacağınız hocamız da işi şansa bırakıyor.

İyi güzel de, nereye kadar?

Dünya rekoru ama tersten!

Şükürler olsun ülke futbolumuz sonunda dünyaya en tepeden bakmayı başardı. Ajansların 'flaş...flaş... flaş...' diye geçtiği haber şu:

'PTT 1. Lig'deki 18 takım 24 haftada 52 değişik teknik adamla çalışarak dünya rekoru kırdı. Rekortmen kulüp ise 5. hocasıyla yola devam eden Vartaş Elazığspor!'

Futbolumuzun en büyük ve en kolay 'değişkeni' hocalardır. Mevzuatımıza göre; gelmesi, kuyusunun kazılması, gönderilmesi hatta yollanırken 'teneke bağlanması' son derece uygun, algı şablonumuza göre doğaldır. Bir kulüp başkanının, sadece 'teknik direktör tercihi' yüzünden başının derde girmesi, koltuğunun/karizmasının tartışılır hale gelmesi vaka-ı adiyedendir bizde...

İşte bu yüzden 'hoca kovmayan başkana başkan' denmez bu ülkede.

MİKROFON ANILARI DELİ DEĞİL AKILLI

Bahtiyar Yorulmaz...  Eskişehir, Fenerbahçe, Denizlispor'da top koşturmuş, Bursaspor formasıyla 'Gol Kralı' olmuş döneminin müthiş golcüsü. Yiğit lakabı ile anılır derler ya, nam-ı diğer 'Deli Bahtiyar...' Sahada tam bir çılgın, dışarıda bir melek üstelik çok da akıllı!

'1979'da Bursaspor'a transfer oldum. Henüz 23 yaşındayım, Eskişehir'de yeni palazlanmaya başladığım için pek tanınmıyorum. Altay ile Bursa'da oynuyoruz. İlk ciddi sınavım, Allah yüzüme güldü, hem iyi oynadım hem de iki gol attım... Maç 2-0 lehimize bitti. Soyunma odasında tebrikleri kabul ettim, duşumu alıp kapıda beni bekleyen babam ile stat dışına çıktık. Arabam yoktu, taksi bekliyoruz. Atatürk Stadı'nın çevresi çok kalabalık boş taksi gelmiyor. Nihayet bir tane geldi işaret ettim durdu... Ama şoför 'Kusura bakma kardeş, ileriden yolcu alacağım' dedi ve sordu:  'Pardon, ben Bursaspor hastasıyım, maç kaç kaç bitti?'

Yanıtladım: '2-0 yendik...'
Şoför gülümsedi: 'Demek sen de bizdensin, aferin sana. Golleri kim attı?'
Hemen söyledim: 'İkisini de ben attım abi...'
Şoför bana öyle bir ters baktı ki!
Sonra da parladı: 'Suç bende. Adam sandım da sana sordum. Git başkasıyla dalga geç' dedi ve gaza basıp gitti!