Bana ‘hocanı’ söyle!

Mustafa ÖZKESKİN 20 Haziran 2017 Salı, 06:04

Bu satırlar kaleme alındığında, 18 takımlı Süper Lig'de teknik direktörlük koltuğu henüz resmen dolmayan tek kulüp Bursaspor idi...

Meşin yuvarlağın döndüğü dünya coğrafyasının her yerinde kulüpler yeni sezon hazırlıklarına hoca transferi ile başlar. Futbolun olmazsa olmazıdır teknik direktörler...Hep tartışılır ya "Teknik adamın takıma etkisi nedir?"

Kimine göre yüzde 10; kimine göre yüzde 100...

Ünlü İtalyan hoca Giovanni Trapattoni'nin yorumu ise şöyle: "İyi bir teknik direktörün takıma katkısı yüzde 10'dur derler. Olabilir. Ama kötü bir teknik direktörün zararı en az yüzde 50'dir."

XXX

Alex Ferguson bir röportajında, başarılı bir teknik direktör olmasının sırrını soranlara, "Oyuncularımla çok yakınlaşmam. Her zaman mesafemi korurum. Onlarla beraber takılır mıyım? Asla takılmadım, asla takılmayacağım..." cevabını vermişti.

"Eğer kolay yolu seçseydim, Porto'da kalırdım. Güzel mavi bir koltuk, arkamda Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu... Tanrı ve Tanrı'dan sonra ben!"

Bu sözler Chelsea'yi 50 yıl aradan sonra iki kez şampiyon yapan Jose Mourinho'ya ait...

Portekizli hoca İngiliz kulübüne geldiğinde futbolcularla yaptığı konuşmada; "Benim bir UEFA, bir de Şampiyonlar Ligi kupam var. Sizin neyiniz var?" diye sormuştu. Kendisini Tanrı'dan sonra gören Morinho'nun bu sözleri, oyuncuları parayla ya da büyük bir kulüpte oynamakla harekete geçiremeyeceğinin bilincinde olan bir zekânın ürünü... Kendilerini dev aynasında gören dünya yıldızı futbolcuların gururuna yönelik nokta atışı bu sözler...

XXX

Şenol Güneş, Aykut Kocaman, Ertuğrul Sağlam, Rıza Çalımbay, Okan Buruk, Ümit Özat, Bülent Uygun bugün işbaşında...

Sergen Yalçın, İbrahim Üzülmez, Hamza Hamzaoğlu, Tolunay Kafkas, Bülent Korkmaz, Mehmet Özdilek ve diğerleri nöbetçi hoca olarak kenarda bekliyor.

Bu işler, Yılmaz Vural'ın her fırsatta kendi arkadaşları için, "Aslında bizimkiler de başarılı, ne eksikleri var yabancılardan?" demekle olmuyor.

Bugün teknik direktör olmak için zamanında iyi futbolcu olmak yetmiyor, başka "meziyetler" gerekiyor. Tabii ki futbol bilgisi ama bunun yanı sıra öğrenmeye açıklık, tutku, hırs, kendine güven, planlama, analitik düşünme, ayrıntıcılık, karizma, biraz şans...

Peki; bizimkilerde eksik olan ne? Karizmayı hangi noktada çizdiriyorlar ki kulüpler bavullarını ellerine verip gönderiyor?

Saha kenarında zıpladıkları için mi? Yöneticiye, taraftara, futbolcuya, medyaya karşı mesafeyi koyamadıkları için mi? Maç sonrası kameralar karşısında "düşünülmemiş" beyanatları yüzünden mi?

Yoksa hâlâ geçmişte "en iyi futbolcu" olduklarını düşünüp ve de her şeyi "en iyi bildiklerini" sandıkları için mi?..