KARAKOLDA BİTEBİLİRDİ!

Mustafa ÖZKESKİN 23 Mayıs 2016 Pazartesi, 07:00

Sinir bozucu futbol sezonu nihayet bitti. Dertler derman bulmadı ama 278 günlük maraton karakolda bitmediyse bunu çimde top koşturanlara borçluyuz. Geride kalan ligin namusunu sonuçta sahaya çıkıp top oynamak zorunda olan futbolcular kurtardı bizce... Hakça yarışma ahlâkı dışına taşanlar olduysa günahı bunları açığa çıkaramayan sistemin boynuna...

Kar-terör tatili, hakem rehin alma, saha kapama, hakem dövme, şiddet, istifa, genel kurul kararları, teknik direktör kıyımları başta olmak üzere tek tek incelersek sonunu getiremeyiz ama TFF, MHK, PFDK ve de Tahkim her seferinde tüy dikti. Bu kurumlar öyle akıl almaz kararlar verdiler ki, olaylara resmen devekuşu tüyü diktiler! 

Mesela; sondan bir önceki 33 haftada Beşiktaş, Fenerbahçe maçları neden aynı saatte oynandı? Farklı saatte oynasalar nasıl şike yapacaklardı? Biri açıklasın ne olur...

XXX

Düşme hattındaki takımların aynı saatte oynaması bir ölçüde makul...

Diyelim ki;

Şampiyonluk yarışı yapan iki takımdan birinin taraftarısınız. Kendi maçınızdan sonra ya da önce rakibinizin maçını izlemek istemez misiniz? Zirvedeki heyecanı futbolsevere yasaklayan anlayışa ne demeli? Sportmenlik, futbolseverlik açısından da, ligin 'marka değerini' yükseltmek bakımından da her sezon sonu görmeye alıştığımız akıllara zarar bir karar! Söylenti korkusuyla hareket ederseniz, futbolu mezara götürürsünüz. Futbol yorumunda spekülasyona bayılıyoruz.

İşte en taze, en canlı iki örnek...

Beşiktaş'ın Kasımpaşa karşılaşması öncesi Rıza Çalımbay...

Fenerbahçe'nin Konyaspor maçı öncesi Aykut Kocaman...

Ne diyordu komplo teoriciler?

İkisi de yuvasından yetiştikleri eski takımlarına maçları anahtar teslim verecekler! Eee ne oldu? Eski takımlarında sembol olmuş iki hoca da galip geldi, yarış sürdü gitti! Bu iki takımdan biri kazanıp diğeri kaybetseydi, şimdi neler tartışıyor olacaktık, bir düşünün!

XXX

Peki, bu sezon izlediğimiz keçiboynuzu tadında futbola ne diyelim? Ligin son iki haftasına kadar çözülemeyen sayısal heyecanın dışında ne kaldı elimizde, dilimizde, beynimizde?

Şampiyon Beşiktaş (79) ile küme düşen son takım Sivasspor (31) arasındaki puan farkı 48! Yani 16 galibiyete eşdeğer bir fark bu...

Bu garipliğin birinci sorumlusu her yenilgiden sonra hoca değiştirmeyi düşünen yöneticiler elbette... İkinci sorumlu, bir puan almak için rakibi oynatmamayı, karşı alana geçmemeyi taktik sanan teknik direktörler...

Takımların çoğu, kafaları arkada, geriden geleni kollayarak koştu yarışı. Böyle bir yarıştan bu puan cetvelinin çıkması çok olağan... Başta federasyonun eyyamcı tavrı ligi bir 'hak hukuk kördüğümü' haline getirdi. Her cezanın değiştirildiği ve başka bir haksızlığa neden olduğu bu köhnemiş sistemde bir Anadolu takımının bayrağı en tepeye dikmesi artık hayal.

Küme düşmemenin bayram gibi kutlandığı, futbolculara belediye kesesinden torba içinde 'ligde kalma' primi dağıtıldığı Anadolu'da ikinci bir futbol ihtilâlini bekleyenler hiç boşuna heveslenmesin,  o Yeşil Beyaz bir rüyaydı...

Ve rüyalar yaşamda sadece bir kere gerçek olur.