Şu ayrılık olmasa

Mustafa ÖZKESKİN 28 Mart 2016 Pazartesi, 09:15

YÜREĞİMDEKİ derin sızılar, yüreğimde yer eden insanların son nefeslerindeki çaresizliğinden de beter.

Ne yana baksam bir keder!

Ne yana baksam ayrılık, hüzün, ölüm ve cenaze...

Yaşadığımız dönem insana dair ne kadar güzel, iyi ve doğru özellik varsa hepsinin hayatımızdan çalındığı ve tarumar edildiği bir çağa denk düştü.

İnsanı insan yapan farklı kılan ve yaşama anlam katan değerler; ahde vefa, saygı, sevgi, kadirşinaslık gibi ne kadar kavram varsa özünden koparılarak öldürüldü, anlamsız sözcükler hâline getirildi.

Düşünce dünyamız başta olmak üzere, siyaset, spor ve sanat dünyamızdan yitirdiğimiz ne kadar hakiki değer varsa hepsi de yeri doldurulamaz büyük boşluklar bırakarak terk etti bizi...

Medya ve spor dünyası zaten az olan değerlerini en erken ve hızlı yitiren sektör.

Musalla taşı soğuk derler ama son günlerde her gün sıcak!

Her gün ölüm ve cenaze... Üst üste...

Doğum Allah'ın lütfû, ölüm Allah'ın emri...

Ama şairin dediği gibi: 'Şu ayrılık olmasa...'

Biliyorum.

Mühim olan hayatta ne yaptığın... Hangi gönülleri aldığın, hangi gönüllere yerleştiğin, hangi hayrı insanlık uğruna yaptığın... Son nefes hayata konan son nokta!

Gerisi helâllik...

Bu yalan dünyada iyi, güzel ve doğruluk adına ne varsa hızla yok olurken esas yok olanın etrafımızdaki güzel insanlar olduğunu fark etmek ne acı?

Hayatı maça benzetiyorum; Kendi hataların, sana yapılan hatalar, sevdiğin renklerin başarısı için çabaların, gayretin, yakaladığın puanlar, kaybettiklerin, katkıların, aldığın alkışlar, duyduğun ıslıklar, hakemin düdüğe üflediği son nefes!

Bitti!

Bütün bunları Vakıfköy'de Bursaspor-Pendikspor arasındaki U15 maçını kulüp televizyonuna anlatırken canlı yayında emaneti sahibine teslim ederek 'hakka yürüyen' Erhan Tamiş'i dün ebediyete uğurlarken düşündüm.

Uzun yıllar omuz omuza birlikte çalıştığım, görev sürecimde en yakın yardımcım çok şey paylaştığım, dostum, arkadaşım, kardeşimdi Erhan...

Mesleğine, işine, çevresine son derece saygılı, gelecek adına her nedense hep kaygılı, eskilerin deyimiyle nev-i şahsına münhasır bir insandı.

Ona veda ederken yıllar önce bana okuyup sonra da cüzdanına iğnelediği onun kişiliğiyle karakteriyle örtüşen ezberine aldığı dizeleri hatırladım:

'Son gün olmasın dostum, çelengim, top arabam; alıp beni götürsün tam dört inanmış adam...'

Dün; dört değil onlarca yürek onu taşıyıp ona dualarla öyle çok el sallandı ki; görse o da şaşardı!

Mekânın cennet olsun kardeşim...