Zihniyet devrimi

Mustafa ÖZKESKİN 31 Mart 2016 Perşembe, 09:19

A Milli Takım son Avusturya galibiyetiyle yenilmezlik serisini 13'e çıkarmayı başardı. Özeli, güzeli, resmisi olmak üzere 10 galibiyet 3 beraberlikle yaklaşık 1 yıldır kaybetmiyor Ay Yıldızlı armadamız.

Peki; ne oldu, nasıl oldu da böylesine her Türkün göğsünü kabartan bir tablo ortaya çıktı? 'Bu takımda hayat var!' dedirten futbolla yüreklerimize umut enjekte edilmesinin altında ne yatıyor?

Başkomutan Fatih Terim'in eseri mi?

Mutlaka... Payı, katkısı, emeği tartışılmaz...

Kadro adına müthiş bir 'jenerasyon' mu yakalandı?

Evet... Yarınlar adına umut veren 'genç bir kuşak' geldi ama kadrodaki 30 yaş ve üstü 5 oyuncuya ne diyeceğiz?

xxx

Şimdi geriye dönüp biraz zihin jimnastiği yapalım. Türk futbolu geçmişte milli takım bazında öylesine yakışıksız olaylara tanık oldu ki; ayıbın ötesinde utanç manzaraları sergilendi!

Mesela; Jeep, yat, kat, prim pazarlıkları... İpin ucu kaçan prim sistemi sayesinde, milli takıma aldığımız futbolcuları ÖDÜLLÜ sporcular haline getirdik... Ama SORUMLU sporcular haline getiremedik. o dönemlerde gazeteler yazmıştı. Milli futbolculardan, yat isteyenler oldu.

Tut ki verdik! Yatı görünce başka, nasihatı görünce başka oynuyorlar.

Özel maçların hepsinde rezil olduk. Arnavutluk'tan, İsrail'den, Macaristan ya da İzlanda'dan yediğimiz 4'lüklerin, 3'lüklerin acıları, hâlâ yüreğimizden çıkmadı.

Fransa, 1998'de Dünya Şampiyonu olurken, futbolcularının aldığı prim; EURO 2000 elemelerini geçtiler diye, bizim futbolculara verdiğimiz primin altında kaldı.

XXX

Üstelik işin içine sakatlanma korkusu da girince; kulüpçülük anlayışı, milliyetçilik anlayışının önüne geçti. Özel maçlar; bir külfet ve taşınması zorunlu ağır bir yük haline geldi, Mustafa Denizli, Abdullah Avcı Milli Takım'ın başındayken, işte bu yüzden hazırlık maçı yapmaktan çekiniyordu.

Dönelim bugünlere... Görüyoruz ki; şampiyonluk yarışı veren Beşiktaş ve Fenerbahçe ağırlıklı oyunculardan kurulu Milli Takım'da futbolcularımız tekmeye kafa sokuyor, yüreğini ortaya koyuyor, son damlasına kadar terini çimlere boca ediyor. Dünya markası Barcelona'nın üzerine titrediği Arda Turan'da 'sakatlanma' endişesi hiç yok. Pozisyonların içine 'kamikaze' gibi dalıyor. Hakan Balta, Gökhan Gönül hazırlık maçlarında sedyelik oluyor. Sakatlık nedeniyle tribünde oturan Serdar Aziz hocası şans verse geleceğini düşünmeden sanki sahaya dalacakmış gibi hırsından tırnaklarını yiyor.

Özetlersek; bunun adı beyinlerde, yüreklerde oluşan 'zihniyet devrimidir.' Devrimler kolay olur ama sürdürmek zordur. Umarız geç gelen bu zihniyet devrimi katlanarak devam eder.