Sözün bittiği yerde; Mehmet Akif ve ‘Bülbül’ konuşsun…

Mutlu ÇINAR 09 Eylül 2015 Çarşamba, 07:37

Bursa'nın kurtuluşunun 93. yıl dönümünü kutlayacağımız 11 Eylül'e günler kala gelen şehit haberleri vatan sevgisi taşıyan her bireyimizin yüreğine bir kor gibi düştü...

Görülen o ki Anadolu insanı yeni kurtuluşlara mührünü bir kere daha vurmak zorunda...

95 yıl önce Bursa'nın işgali karşısında Mehmet Akif Ersoy'un yazdığı "BÜLBÜL" şiiri bugün yaşadığımız hüzün tablosuna bir kere daha tercüman oluyor...

BÜLBÜL

Bütün dünyaya küskündüm, dün akşam pek bunalmıştım;

Nihayet, bir zaman kırlarda gezmiş, köyde kalmıştım.

Şehirden kaçmak isterken sular zaten kararmıştı,

Pek ıssız bir karanlık sonradan vadiyi sarmıştı.

Işık yok, yolcu yok, ses yok, bütün hilkat kesilmiş lâl...

Bu istiğrâkı tek bir nefha olsun etmiyor ihlâl

Muhîtin hâli "insâniyyet"in timsâlidir, sandım;

Dönüp mâzîye tırmandım, ne hicranlar, neler andım!

 

Taşarken haşrolup beynimden artık bin müselsel yâd,

Zalâmın sinesinden fışkıran memdûd bir feryâd,

O müstağrak, o durgun vecdi nâgâh öyle coşturdu

Ki vadiden bütün, yer yer, enînler çağlayıp durdu.

Ne muhrik nağmeler, yâ Rab, ne mevcâmevc demlerdi;

Ağaçlar, taşlar ürpermişti, gûya Sûr-i Mahşerdi!

 

Eşin var, âşiyanın var, baharın var, ki beklerdin;

Kıyâmetler koparmak neydi, ey bülbül, nedir derdin?

O zümrüt tahta kondun, bir semâvî saltanat kurdun;

Cihânın yurdu hep çiğnense, çiğnenmez senin yurdun,

Bugün bir yemyeşil vadi, yarın bir kıpkızıl gülşen,

Gezersin, hânmânın şen, için şen, kâinatın şen.

Hazansız bir zemin isterse, şâyed rûh-i ser-bâzın,

Ufuklar, bu'd-i mutlaklar bütün mahkûm-i pervâzın.

Değil bir kayda, sığmazsın - kanatlandım mı - eb'âda;

Hayâtın en muhayyel gayedir ahrâra dünyâda,

Neden öyleyse mâtemlerle eyyâmın perîşandır?

Niçin bir damlacık göğsünde bir umman hurûşandır?

Hayır, matem senin hakkın değil... Matem benim hakkım:

Asırlar var ki, aydınlık nedir, hiç bilmez âfâkım!

Teselliden nasibim yok, Hazan ağlar baharımda;

Bugün bir hânmansız serseriyim öz diyârımda!

Ne hüsrandır ki: Şark'ın ben vefâsız, kansız evlâdı,

Serâpâ Garba çiğnettim de çıktım hâk-i ecdâdı!

Hayâlimden geçerken şimdi, fikrim herc ü merc oldu,

SALÂHADDÎN-İ EYYÛBÎ'lerin, FATİH'lerin yurdu.

Ne zillettir ki: nâkûs inlesin beyninde OSMAN'ın;

Ezan sussun, fezâlardan silinsin yâdı Mevlâ'nın!

Ne hicrandır ki: en şevketli bir mâzi serâp olsun;

O kudretler, o satvetler harap olsun, türâb olsun!

Çökük bir kubbe kalsın ma'bedinden YILDIRIM Hân'ın;

Şenâatlerle çiğnensin muazzam Kabri ORHAN'ın!

Ne heybettir ki: vahdet-gâhı dînin devrilip, taş taş,

Sürünsün şimdi milyonlarca me'vâsız kalan dindaş!

Yıkılmış hânmânlar yerde işkenceyle kıvransın;

Serilmiş gövdeler, binlerce, yüz binlerce doğransın!

Dolaşsın, sonra, İslâm'ın harem-gâhında nâ-mahrem...

Benim hakkım, sus ey bülbül, senin hakkın değil mâtem! *

 

Mehmet Akif Ersoy'un Bursa'nın işgali üzerine yazdığı ölümsüz eseriyle sorumluluğumuzu bir kez daha hissediyoruz...

***

FEDAKÂRLIĞI HİSSETMEK

Hayme Ana'nın "Bu topraklar son durağımız olsun" hayali Türkiye Cumhuriyetinde bizim gerçeğimiz oldu.

Bugün bizim gerçeğimiz, çocuklarımızın rüyasına dönüşmesin diye mücadele verenlerin felsefesine sıkı sıkıya sarılma günü...

Bu vesile ile Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Şehirleri Başkentler, Çalıkuşları, Bacıbey Kent Kültürü Derneği özel bir projeyi hayata geçirmeye hazırlanıyor...

Bursa'da Zaman şiirinin mısralarında "Gümüşlü bir fecrin zafer aynası" olarak betimlenen Tophane' de, Osman Gazi ve Orhan Gazi ile koyun koyuna yatan Bursa'nın kurtarıcı şehitleri, mekânlarında 11 Eylül Cuma günü saat 14.00'te anılacak. Akabinde Kurtuluş Savaşı şehitlerimizin fedakârlıklarının fark edilmesi gayesiyle asker tayınında verilen "Yağlı Buğday Çorbası" ikramında bulunulacak...

Sultan Abdülhamit Han'ın bir asır önce Filistin topraklarını satın almak isteyen heyete verdiği cevabı hatırlatarak yazımı bitiriyorum. "Bu topraklar kanla alındı, kanla verilir..."