Tarım politikasında demokrasi olmaz…

Mutlu ÇINAR 20 Ağustos 2015 Perşembe, 06:04
Türkiye'de her yıl, Kurban Bayramı'na sayılı günler kala et fiyatlarının yükselmesi ve canlı hayvan ithalatına izin verilmesiyle ilgili haberler basında geniş yer tutuyor. En kötüsü de üretici fırsatçılıkla suçlanıyor... Sürekli aynı senaryonun tekrarlanmasıyla, Türkiye'de hayvancılığın sorunlarını Bursa Ticaret Borsası (BTB) Başkanı Özer Matlı ile masaya yatırdık... TARIM ARAZİLERİ Özer Matlı, lafı dolandırmayan çözüm odaklı üslubu ile Bursa'daki en özgün kanaat önderlerinin başında geliyor. Yaklaşan Kurban Bayramı öncesinde Özer Matlı ile kırmızı et sektöründe yaşanan fiyat karmaşasına yönelik çıkan haberleri değerlendirdik. "Türkiye hayvancılığının sorunu nedir?" soruma Matlı'nın verdiği cevaplar oldukça dikkat çekiciydi... BTB Başkanı Özer Matlı "Tarım politikasında demokrasi olmaz. Dış politika ne ise tarım politikasında da kırmızı çizgilerimizin kesin olarak çizilmesi gerekiyor. 22. yüzyılda savaşlar su ve tarım ürünleri için yapılacak. Bunun farkında olarak sorunlar masaya yatırılmalı. En önemli tehlike; Türkiye'de tarım arazisi gerçek sahibinin elinden çıkıyor. Tarım arazileri, Güneydoğu Anadolu'da aşiret ağalarının, Batı'da sanayicinin ve değer kazanacağına düşünerek satın alan kapitalist yatırımcının elinde toplanıyor. Sözün özü toprak çiftçinin elinden çıkıyor... Bu noktada tarım arazileri konusunda devlet kırmızı çizgilerini belirlemeli. Miras hukuku yoluyla arazilerin parçalanmasının önüne geçilmeli. İşlenmeyen tarım arazileri ile ilgili net yaptırımlar olmalı. Anadolu topraklarında 8 asır önce konuyla ilgili uygulamaların tesadüf olmadığını söylemek gerekiyor... Gelinen noktada devlet eliyle 'çiftbozan vergisi'nin modern uygulamalarına ihtiyaç var. Arazi üretim yapan gerçek sahiplerinin elinde kalmalı. Köylünün köyünde kalması, göçün önüne geçilmesi başta olmak üzere önemli sonuçları da beraberinde getirecek" diyor. TARIM TEŞVİKLERİ Tarımda teşvikler ve girdi maliyetleri üzerine Özer Matlı "Türkiye, tarım teşviklerine yaklaşık 11 milyar dolar bütçe ayırıyor. Bu teşvikler tarım politikamızda planlama ve öncelik belirlemede yaşanan eksikliklerden dolayı hedefine tam anlamı ile ulaşamıyor. Bir de farklı bakanlıklar üzerinden yapılabilecekken Güneydoğu Anadolu şehirlerinde teşvikin pozitif ayrımcılıkla kullandırılması hedefe ulaşmanın önündeki engellerin başında geliyor. Tüm bu gerekçelerle tekrar söylüyorum. 'Tarım politikasında demokrasi olmaz...' Öte yandan yıllık ortalama 3,6 milyar dolarlık canlı hayvan ithalatı yapıyoruz. Hayvan ithalatına ödenen bedeller üreticiye teşvik olarak kaydırılabilse sorunun çözümü adına önemli adımlar atılmış olabilir. Geçmiş kurban bayramlarında farklı kurumlar yurt dışında kurban kesmek için kampanyalar yaptı. Örneğin Romanya'dan hayvan bakıldı. Afrika için kesildi. Bu yolla Türkiye her yıl 1 milyar doların üzerinde bir kaynağı rakip ülke çiftçilerinin finansına kaydırmış oldu. Türkiye'deki üreticiye hayvan başına yurt dışı kurbanları için verilecek teşvikler sayesinde dövizler yurt içinde kalırken, üretici de halinden memnun olabilirdi. Bu sorunlar 90 yıllık cumhuriyet tarihi boyunca süregelen sorunlar. Kravatlı tarım müdürlüğü çalışanları yerine ayağı çamura değen, sahada köylüyle bire bir çalışan yetkililerimiz olduğu gün sorunların yarısından fazlası çözülmüş olur... Çoğunluğunun vergi mükellefi olmadığını bildiğimiz çiftçimiz, hayvanı için aldığı yemde yüzde 8 oranında KDV ödemek zorunda kalıyor. Bu durum girdi maliyetlerine yansıyor. Ayrıca süt ürünlerinde de tüketici yüzde 8 KDV ödüyor. Bu KDV sorununu çözülmesi doğrudan teşvik sayılır... Türk çiftçisi girdi maliyetleri sorununu çözemediği müddetçe hiçbir şey değişmez... Türk çiftçisi sabit gelirle çalışıp evinde yemek yapmak yerine, lokantada yemek yiyenler misali girdi maliyetlerinin yüksekliği nedeniyle zarar etmeye mahkûm kalıyor. Hayvan yetiştiricisinin girdi maliyetlerinin düşmesi, yem üretiminin artmasına ve ucuzlamasına bağlı. Burada da karşımıza sulama maliyetleri çıkıyor... Sulama konusunda seçim zamanlarında sıkça gündeme gelen çiftçiye ucuz mazot tartışmaları ön plana çıkıyor. Oysa sulama konusunda Türk çiftçisinin sorunu ucuz mazot değil... Türkiye'de elektrikli sulama sorunu var. Çiftçiye ucuz mazotta fiyatların üçte bire düşmesi vaat ediliyor. Oysa çiftçinin tarlasının başına elektriğin götürülebilmesi sulama maliyetlerini 8'de 1'e düşürüyor... Elektrikle sulamaya geçebilmek beraberinde otomasyonu, işçi giderlerinin azalmasını getirecek. Türkiye, hazır yem ihtiyacı karşılamak amacıyla yıllık 8 milyar doların üzerinde bir tutarı ithalat için ödüyor. Elektrikle sulama yöntemine geçiş, arazilerin ekiminde zorlama tedbirlerinin alınması ithalatın azalması açısından önemlidir... Teşvik politikalarında köylünün köyde kalabilmesi için modeli doğru kurmak gerekiyor... YETKİ GASPI Türkiye'de çiftçinin ve üreticinin en önemli sorunu örgütlenmek ve pazarlama... Son dönemlerde süt, et, damızlık hayvan başta olmak üzere örgütlenme adına kurulan birliklerle önemli bir adım atıldı... Ancak örgütlenme konusundaki bu hızlı ve çok sesli gelişim beraberinde yetki gaspını da getirdi. Bu birlikler amacı dâhilinde tam anlamı ile işlevsel olamadı. Üreticinin pazarlama sorununa da çözüm üretemediler... Örneğin Karacabey'de bu yıl domates üreticisi ciddi anlamda sıkıntı yaşıyor. Çiftçiye yapacağı üretim konusunda planlama yapan ve arz talep dengesini koruyarak zarar etmesini önleyecek politikalarımız yok... BURSA'NIN GÖZBEBEĞİ Türkiye'nin ilk 500 şirketi içerisinde tarımsal üretim yapan 14 Bursa firması yer alıyor... Bu nedenle Bursa tarımsal potansiyelini göz ardı etme lüksüne sahip değil. Sadece hayvancılıkta sorunu çözeyim deseniz, kesintiye uğramayan kırmızı çizgileri net olan politikalarla en erken 10 yılda aşabiliriz. Et hayvanını besleyebilmek için süt hayvanının doğum yapması gerekiyor. Süt üreticisi zarar edip anaçları kestirmemeli ki buzağı doğumları devam etsin. Bu devamlılık için yem girdilerinin düşmesi lazım. Bunun için ekilebilir alanların verimli kullanımının sağlanması gerekiyor. Tarım ve hayvancılık "et ve tırnak" gibi birbirinin tamamlayıcısı. Tüm bu gerekçelerle tarım politikamız milli ve iktidarlara göre değişmeyen bir politikaya dönüşmek zorunda. Dünya'da bundan sonra yaşanacak savaşlar su ve tarım ürünleri üzerinden yaşanacak. Onun için Türkiye'nin tarım politikası bir an önce netleşmeli. Bu politikalar sağ veya sol iktidara göre değişmemeli. Tarım ve hayvancılığın en az sanayi kadar önemli olduğunu yeniden hatırlamamız gerekiyor. Yiyip içemediğiniz bir ortamda paranın ve sanayinin lafı bile olmaz. Bu nedenle tarım ve hayvancılık en az dış politika kadar önemli önceliğimiz ve gözbebeğimiz olmak zorunda." Bursa Ticaret Borsası Başkanı Özer Matlı, yorumlarıyla tarım ve hayvancılık politikalarımız konusundaki ezberleri bozuyor...