Bataklığı kurutmak!

N. Nuri YAVUZ 22 Kasım 2019 Cuma, 05:58

Son günlerde yaşanan malum birkaç olayla birlikte ülkemizde hayat tarzına müdahale tartışmalarının yeniden alevlendiğine tanık oluyoruz.

Seküler ve muhafazakâr çatışmasını körükleyen vakalar, kılık kıyafet ve şatafat üzerinden politik bir kapışmaya da dönüşmüş durumda.

Yeni stratejilerle ezber dışı saldırı alanları açan bu kavga, Türkiye'nin içinde bulunduğu iktisadi, içtimai ve siyasi cepheleşmeyi boyutlandırıyor aslında.

Toplumun sinir uçlarına dokunan ve tesadüfi bir şekilde peş peşe gerçekleşen eylemler, söylemler ve tavırlar, kitlesel çatlağın kırılmaya doğru ilerlediğini işaret ediyor...

Kamu düzenini tehdit eden unsurların çeşitlendiği ve etki alanının genişlediği çağda yalnızca toplumsal dirayet ve bireysel bilincin yeterli olmadığı görülüyor. İlgili mercilerin bu sosyal yaraları kapatmak yerine kaşımasına ise şüpheyle bakılıyor.

'Kimsenin hayatı kimseyi ilgilendirmez!' boş vermişliği her şart ve durumda sorumluluk hissetmesi gerektiğini vurguladığımız fert ve toplum tasavvuruyla örtüşmüyor.

Aynı zamanda birer taklit ve öykünmeden ibaret olan bazı sosyal tercihler ve şahsi yönelimler, toplumumuzun binlerce yıllık birlikte yaşama kültüründe de hasara neden oluyor.

Felsefi bir bakışla bugünler, özgürleşme peşinde koşarken esarete düştüğümüzü resmediyor sanki.

***

Özellikle gençler, aile denetimiyle geçen çocukluk yılları sonrası üniversiteli olarak yakaladıkları serbestlikte dönülmez yollara kapılabiliyor. Bu yollar, hem ekonomik hem de çevresel şartlar nedeniyle açılabiliyor...

İstisnada kalsa dahi ülkemizde bir gencin uyuşturucu, fuhuş ve suç batağına sürüklenmesinde hepimizin sorumluluğu olduğunu bilmeliyiz. Belki suçun sonuçları kişiyi bağlar, fakat suça götüren süreçte kimsenin payı yok mu?

Suça yönelten şartları ortadan kaldırmak, önleyici tedbirler almak başta kamu olmak üzere toplum her parçasının bir görevidir.

Bu noktada altını çizmek gerekir ki 'Bursa İl Emniyet Teşkilatı', hem suçu önleme hem de suçla mücadele konusunda samimi bir gayret ve hassasiyet göstermektedir. Fakat yine de sosyal tahribata, yıpranmaya ya da erozyona neden olan şartlar, mantar gibi türeyip hızla yayılmaktadır.

Bu ülkenin gençlerini yani ülkenin geleceğini tehdit eden virüsler, toplumun bağışıklığını çökertmek için her yönden ve her yolu deneyerek saldırıyor. Bu saldırı karşısında bizler ne yapıyoruz?

***

Örneğin; Anadolu'nun farklı illerinden Bursa Uludağ Üniversitesi'ne okumaya gelmiş binlerce genç, yurt ihtiyacı karşılanamadığından Görükle civarında ikamet ediyor. Gençler, orada uyuşturucu ve istismar çetelerinin hedefinde. Fuhuştan mühürlenen evlerin sayısı her geçen gün artıyor. Tüm güvenlik önlemlerine rağmen ortaokul kapılarına kadar sızan uyuşturucu ticareti, kentin farklı noktalarında olduğu gibi orada da kol geziyor.

Neyse ki gençliğimiz eskisinden daha bilinçli ve tüm o çamurun içinde parıldamaya devam ediyor. Fakat yine de ülkemizin geleceğini, kötülük ağını sermiş fırsatçılardan korumalıyız. Öyle ki bu fırsatçılar içinde toplumun zengin-fakir her katmanından kişilerin olduğunu da unutmamak gerekiyor.

Ayrıca bölgede ikamet eden vatandaşlar açısından da huzurunun tesisi son derece önemlidir ki akademisyeninden emniyet mensubuna kadar birçok kesimden insan orada yaşamaktadır. Bölgede yaşanan olumsuzluklar geneli tabii ki kapsamamaktadır.

***

Önceki akşam, MÜSİAD Bursa Şubesi tarafından düzenlenen Müstakil Düşünceler Konferansı'na katıldım. Programın bu ay ki konuğu Bursa Uludağ Üniversitesi'nin (BUÜ) Rektörü Prof. Dr. Ahmet Saim Kılavuz idi.

İş dünyası temsilcilerinin yanı sıra akademisyenler ve öğrencilerin katıldığı, Büyükşehir Belediyesi'nin eski Başkanı Recep Altepe'nin de yer aldığı toplantıda, 'Geçmişten Geleceğe Uludağ Üniversitesi' başlıklı bir sunum gerçekleştiren Rektör Hoca, çarpıcı açıklamalara imza attı.

Sayın Rektör'ün sözlerini aktarmadan önce belirtmeliyim ki kendisinin göreve geldiği 7 aylık süreçte sergilediği tavır, kentte üniversiteye yönelik kaybolan olumlu havayı yeniden inşa etti. Kimle görüşsek Rektör Kılavuz'la birlikte BUÜ'de pozitif bir iklimin tekrar sağlandığını ifade ediyor. Nisan 2023'e kadar Rektörlük görevini sürdürecek Kılavuz'un, Bursa'da taraflı tarafsız birçok kesime umut verdiği görülüyor.

Toplantılarda Rektör Hoca'nın her konuya gerçekçi bir yaklaşım ve samimi bir dille açıklık getirdiğine şahit oluyoruz. O akşamki programda da öyle oldu.

BUÜ bütçesinin 662 milyon olduğunu hatırlatan Kılavuz, şunları söyledi: "Bütçenin yüzde 85'i maaşlar ve cari harcamalara gidiyor. Yatırım bütçemiz toplam 62 milyon. Bunun içine sağlık yatırımları dâhil. Ben geldiğimde inşaatı başlamıştı; dün dünya tuvalet günüymüş, Tıp Fakültemizde bugün itibarıyla tuvaletler hizmete açıldı.7 aydır polikliniklerdeki 50 tuvalet faal değildi. Yanık ünitesi, Nöroloji Yoğun Bakımı ihale edilmiş, müteahhit yüzde 5 yapmış, krizden iflas etmiş kaçmış. Tasfiye ettik. Merkezi dersliklerimiz yüzde 45 yapılmış, müteahhit 'tasfiye edin' diyor. Ama 700 bin liralık teminatı var, tasfiye etsek Sayıştay 'devleti zarar ettirdin' diyecek. Böyle kilitlenmiş işler var!"

Üniversitede yurt eksikliği olduğunu kabul etmek durumunda olduklarını söyleyen Rektör Kılavuz, "Şu an Kredi Yurtlar Kurumu'nun 4 bin kişilik yurt inşaatı devam ediyor. Yine KYK'ya yer tahsisini yaptığımız ve KYK'nın da bir iş adamına yap-işlet-devret modeliyle inşasını yaptıracağı 4 bin kişilik bir yurt olacak. Mevcutta da 4 bin kişilik kapasite var ama hâlâ daha Bursa Uludağ Üniversitesi'nin 4-5 bin kişilik yurda ihtiyacı var. Bunu temin edemediğimiz takdirde bizim öğrencilerimiz Görükle denen batağın içerisindedir. Ne kadar kendinizi korumaya gayret ederseniz edin o virüs, öğrenciyi bir yerinden yakalıyor" dedi.

'...MÜSİAD'da iken bahsedelim' diyen Rektör Kılavuz, "Cami inşaatımız da kör topal gidiyor. Şuanda 35 bin lira paramız kaldı. Çok ters bir döneme denk geldik. Bu espriyi hep yaparım; dekan oldum 2008 krizi teğet geçti, rektör oldum 2018 krizinin içinde bulduk kendimizi. İnşaat yavaş işliyor ama işçi parasını ödeyecek paramız var. Desteklerinizi bekliyoruz" ifadelerini kullandı.

Üniversitede yapılması zaruri birçok iş olduğunu vurgulayan Rektör Kılavuz, "Tıp Fakültesi'nin Radyoloji ve Radyasyon Onkolojisinin altına gidin bir daha fakülteye adım atamazsınız. Farelerden, lağım sularından vs... Üniversitede deprem güçlendirmesi yapılacak yerler var hâlâ... Öte yandan üniversitede yap-işlet-devret ile yapılan işlerin hepsi mahkemelik ve Sayıştay sorgusundadır. 8 tane dava açılmış 5'ini kaybetmişiz, 3'ü devam ediyor" diye konuştu.

***

Rektör Kılavuz'un açıklamaları şunu düşündürdü: Hoca bunca sorunla boğuşurken, her platformda üniversite vurgusu yapan kent dinamikleri, şartların iyileştirilmesi adına elini taşın altına koymak için ne bekliyor?