‘Bizim yatak yorgan hazır!’

N. Nuri YAVUZ 22 Haziran 2017 Perşembe, 06:02

Türk Metal Sendikası'nın, toplu sözleşmelere yönelik hazırlattığı beklenti anketine işçilerin verdiği yanıtlar ses getirmeye devam ediyor.

Önce sendikanın yıllık ücret artışındaki beklentiyi yüzde 19 ile sınırlamasını eleştiren Renault işçisi, toplu sözleşme için taleplerini sıraladı.

Ankette "Reno işçisi için taslak" başlığıyla işçiler beklentilerini şu şekilde sıraladı:

  1. Önce saat ücretleri Bosch seviyesine çekilmeli.
  2. Seyyanen bin 200 lira net zam.
  3. Yüzde 20 zam.
  4. Kıdem bazında yüzde 20 artış.
  5. Ramazan Bayramı harçlığı 750 lira.
  6. Kurban BayramI harçlığı bin 500 lira.
  7. Yıllık izin parası 600 lira.
  8. Ayakkabı yardımı 400 lira.
  9. Üç ayda bir 50 kilo erzak.
  10. İş koşullarında ve angajmanlarda iyileştirme.
  11. Yılsonu primi eşit dağıtılmalı.

Sendikaya seslenen Reno işçisi, "Sen bizim isteklerimizin arkasında durursan bizler senin yanındayız. Yok, 'durmam' diyorsan, sen bizim arkamızda dur. Not: Bizim yatak yorgan hazır!" dedi.

***

Bu talepleri etraflıca düşünmek gerekiyor.

Ekonomimizin lokomotifi olan bir sektörün yükünü sırtlayan işçilerin maddi kaygılarını anlamalıyız.

Öte yandan hâlâ insanımızı maddi endişelerden kurtaramadığımızı da kabul etmeliyiz.

Bu beklentilerin refah toplumu talepleri olmadığı hepimizin malumudur. Bunlar, ülkemizde büyük bir bölümün geçim sıkıntısıyla boğuştuğunun ve emeğinin hakkını sonuna kadar alması gerektiğinin göstergesidir.

Kaldı ki hepimizin sevinerek karşıladığı ihracat ve büyüme rakamlarında emeği olan işçiler, haklarını fazlasıyla almalıdır.

***

Tabii bu sözlerin karşısında uluslararası yatırımcılar tarafından Türkiye'nin düşük işçilik ücretlerinden dolayı tercih edildiği görüşü bulunuyor. Ve bu görüşü savunanlar genelde şöyle diyor: "Yabancı sermayeyi küstürmeyelim, aman ürkütmeyelim."

Bir bakıma haklılar. Ülkemiz, sanayileşme tarihinde maalesef ki uzun bir süre yerli sermayenin eksikliğini yaşadı. Kısmen hâlâ yaşıyoruz. Kendi paramızla kurduğumuz büyük sanayi tesislerini parmak hesabıyla sayabiliriz.

Fakat bugün Balkanlar, Avrasya ve Orta Doğu'da toplumsal sanayi kültürü açısından Türkiye'nin bir ikinci alternatifi olmadığını görmeliyiz.

Hem sahip olduğu pazar büyüklüğü hem de merkez ülke konumuyla Türkiye'nin elindeki tek kozun düşük işçilik ücretleri olmadığını sendikacılarımızın da görmesi gerekiyor.

Toplu sözleşme masasında sendikanın, görüşülen sektörün dünya pazarındaki payı, bu pay içinde Türkiye'nin oranı, o sektörün yıllar içinde gösterdiği büyüme, ihracat ve ithalatı, Türkiye'deki enerji ve destekleme avantajları gibi verileri de işçi lehine kullanmalıdır.

İşte o zaman devrim niteliğinde bir sözleşmeye imza atılır...