“HASTALIK’’ YOKTUR, “HASTA” VARDIR !

Prof.Dr. Sedat DEMİR 28 Ocak 2018 Pazar, 06:12

Hipertansiyon, diyabet gibi birçok kronik hastalığın tedavisinde, dünyada bu konularla ilgili söz sahibi cemiyet ya da kurumların tedavi kılavuzları ya da tanı ve tedavi algoritmaları hekimler açısından genellikle tedaviye başlanması tedavi şekli seçimi ya da ilaç tercihinde esas alınmaktadır. Bu algoritmalar çoğu kere sağlık kurum ve kuruluşları tarafından esas alınarak hasta tedavileri planlanmaktadır. Algoritmaların esas dayanağı, hastaları belli gruplara ayırarak ve hastalığı derecelendirerek tedavi planlamaları sunmaktadır. Oysa günlük pratikte her ne kadar bu algoritmaları dikkate alsak bile bütün hastaların tedavilerinde başarılı olabileceğini iddia etmek aslında çok hayalci olur.

Pozitif tıp başlangıçtan itibaren katettiği yol ile teknolojinin ve bilginin tıp uygulamalarına kattıklarıyla kanaate dayalı tıp uygulamalarının çoğu kere önüne geçmiştir. Kanıta dayalı tıp uygulamaları ile tıp bilimleri anabilim dallarına, onlar yan dallara ayrılmış giderek yan dallar da bölünerek neredeyse branşlar yerine organ hekimliğine hatta spesifik hastalık hekimliğine giden tıp uygulamaları yaygınlaşmıştır.

Pozitif tıbbın bu kadar gelişmesi yıllar önce "hastalık yoktur, hasta vardır.'' diyen gelenekselleşmiş tıp kültürüyle zaman zaman çatışma noktasına gelebilmektedir.

Günümüzün teknolojik ve bilgi koşullarında her hastaya kanıta dayalı tanı ve tedavi uygulamaları yapılması elbette gereklidir. Ancak bu uygulamalar içerisinde ayrıntıyla uğraşmaktan çoğu kere büyük resim gözden kaçmakta ve hastayı tüm olarak ve hatta bir insan olarak değerlendirmek mümkün olamamaktadır. Bu da çoğu kere tıbbi tanı ve tedavi hatalarını beraberinde getirmektedir.

Bir hastalığın seyri kişiden kişiye çok farklılıklar gösterebilir. Kişi organizmasının yapısı ve fonksiyonları tamamen normal sınırlar içinde kaldığı halde farklılıklar gösterebilir. Yaşadığı ortam, sosyal çevresi, yaşam tarzı psikolojik yapısı farklı olabilir ilaçlara ve diğer uygulamalara vereceği cevaplar birbirinden değişik olabilir. Dolayısıyla standardize edilmiş, basamaklandırılmış algoritmalar

(tedavi şemaları) tedavide çoğu kere doğru ve yeterli olmayabilir.

Doğru tanı ve tedavi sadece hastalık belirtileri ya da bulguları üzerinden giderek yapılamaz. Kişinin sosyokültürel yapısı çevresi ortamı, psikolojik yapısı gibi birçok özellik değerlendirilerek kişiye özel ve kişiye uygun tedavi yöntemleri belirlenmelidir. Bireyselleştirilmiş tıp olarak adlandırabileceğimiz bu olgu aslında son yıllarda giderek artan bir ivmeyle kabul görmektedir. Standart algoritmaların ancak bir dayanak noktası olabileceği ancak mutlaka bireyselleştirilmiş tedavilerle başarıya ulaşılabileceği daha iyi algılanmaktadır.

Elbette ki dal ya da organ hekimliğini inkâr etmek mümkün değildir. Bir kısım sağlıkçıların belli alanlarla ihtisaslaşması ve derinlemesine bilgi ve söz sahibi olması gereklidir. Ancak hastanın mutlaka kendini bir bütün olarak değerlendirecek bir hekime ihtiyacı olduğu ve branşlar arasında koordinasyonun çok iyi sağlandığı multidisipliner bir çalışmayla değerlendirilmesi gerektiği kesindir.