SPORCU YETİŞTİRMEDE YAPILAN HATALAR

Sedat DEMİRCAN 29 Nisan 2019 Pazartesi, 06:04

Başarılı sporcu yetiştirmede kuşkusuz birçok etmen doğrudan veya dolaylı olarak etkili olmaktadır. Ancak bu etmenlerden akla ilk geleni kuşkusuz anne ve babanın tutumlarıdır.  Bunun yanında kulüplerinin yapısı, çalıştırıcı tutumları, seyirci ve hakem etkisi de bir o kadar ehemmiyetlidir Ben bu yazıyı hazırlarken çok az referans kullandım. Bir Psikolojik Danışman olarak yazımda başarılı sporcu yetiştirmeye etki eden bu faktörlerin temel özelliklerinin tanımlanmasının ötesinde, bütünüyle kendi yaşam yolculuğum içerisinde iki tane oğlumun beş yıllık mazisi olan ve halen devam edegelen futbol alt yapı serüvenlerine, bu yolculuğumda tanıma fırsatı bulduğum kişilere, yaşantılara ve gözlemlere değineceğim. Yazımız boyunca alt başlıklarda kimlere hangi görevlerin düştüğüne temas etmeye çalışacağım.

Sporcu anne-babası olmak, ebeveynlerin çocukları ile birlikte yeni bir öğrenme sürecine ve çabasına girmesini gerektirir. Bu sürecin doğru, anlamlı ve istenilen ölçüde atlatılması ve doğru yaşanması için anne babalara veya ailenin diğer bireylerine düşen bazı görev, sorumluluk ve yaptırımlar da olacaktır ve olmalıdır da. Çocuğu spor yapan her anne baba, çocuğunun ilgilendiği spor dalında başarılı olmasını, madalyalar almasını, şampiyonluklar yaşamasını ve hatta iyi bir takım bulup büyük paralar kazanmasını arzu eder. Ancak şu husus asla göz ardı edilmemelidir. Sporun asıl gayesi maddi anlamda bir kazanç sağlamak değil;  ahlaki ve vicdani açıdan iyi bireyler yetiştirmek olmalıdır. Ebeveynlerin, özellikle  6-14 yaş aralığındaki spor ile ilgilenen çocuklarından  kendi yaş düzeylerinin üzerinde aşırı beklenti içinde olmaları, gerçekleşmesi çok zor olan hedefler koymaları, olumsuz söz, ve davranışları çocuklar üzerinde baskı oluşturacaktır. Bu da çocuğun psikolojisini, dolayısıyla performansını olumsuz etkileyecektir. Bu yüzden aileler spor yaşamında çocuklarının yanında olurken bu tarz baskıcı ve çocuklarını ahlaki hasletlerden uzaklaştıracak tavır, fiil ve beklentilerden uzak durmalıdırlar.  Bununla beraber antrenörün ve kulübün kararlarına çok müdahil olmamalıdırlar.  Maçı izlerken saha içerisinde bulunan bütün sporcuların "çocuk" olduğu gerçeğini unutmadan maçı izlemeleri ve aşırı tepkisel ve küfürlü ifadelerden kaçınmaları gerekir. Kendilerini geliştirme yolunda da spor, kişisel gelişim ve çocuk psikolojisi üzerine kitaplar okumaları, spor kulüpleri tarafından düzenlenen eğitim ve seminerlerle kendilerini geliştirmeleri faydalı olacaktır.

Spor kulüplerinin yapısı da başarılı sporcu yetiştirmede önemli faktörler arasındadır. Ancak üzülerek şunu ifade etmek isterim ki ülkemizde bilimsel kriterlerleri kendisine rehber edinip spor hizmeti veren, sporcu yetiştiren kulüp yok denecek kadar azdır. Hatta kulüp yöneticilerinin büyük çoğunluğu, sporun içerisinden gelmeyen, sporun hiçbir yanı ile ilgilenmemiş kişilerdir. Patronlar, iş sahibi insanlar kulüplerin yönetim kademesinde bulunmaktadır. Olması gereken ise kulüp başkanlarının işin maddi boyutu bakımından işe yaklaşmaları, diğer bütün faaliyetleri işin ehli olan profesyonellere bırakmaları daha doğru olacaktır. Spor kulüplerinin tesisleşme açısından, malzeme açısından yeter konumda olması ve bilimsel yöntemlerle yönetiliyor olması Türk sporunun gelişmesi ve ilerlemesi açısından gayet önemlidir.

Antrenör tutumları: Sporun temeli alt yapılardır. Ülkemizde alt yapı antrenörlerinin büyük çoğunluğunun antrenörlük yaptıkları alanla ilgili bilgileri yeterli düzeyde değildir. Çoğu bilimsel yöntemleri ve çağın gerektirdiği antrenörlük anlayışını bilmemektedir. Üstelik bunlar okumuş, üniversite bitirmiş ve kendini geliştirmiş antrenörleri de beğenmezler. Çocuk psikolojisini, genç psikolojisini ve insan psikolojisini bilmemektedirler. Antrenörlerin çoğu öyle ya da böyle eskiden spor yapmış, sağda solda işsiz gezen, belediye başkanı, zengin iş adamları ve siyasilerin gücüyle kulüplerde görev yapan insanlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Beş yıldır spor kulüplerinin alt yapılarında spor yapan küçük yaş grubu çocukların başta futbol, basketbol, yüzme, tenis gibi birçok antrenman ve maçlarını bizzat spor sahalarında izleme imkânım oldu. Bu izlenimlerimde gördüm ki antrenörlerin büyük çoğunluğu bilimsel yöntemlerle çalışmıyorlar. Hatta gözlemlediğim en büyük sıkıntılardan biri antrenör pozisyonu konumundaki kişinin kendisinin spor yaptığı dönemde çalıştırıcısı olan kişinin, kendisine karşı sergilediği tavırların, doğruluğunu ve yanlışlığını hiç tartmadan, uhdesindeki sporculara karşı aynı tavır ve davranışları sergilemeleridir. Sürekli bağırmayı, bazen hakaret ve küfre varacak derecede kaba davranışları antrenörlüğün şiarından sayan yetiştiricileri görünce bu işin bilimsellikten ne kadar uzak olduğunu görmüş oldum. İşin üzüntü veren yanı maalesef bu popülist antrenörlük anlayışının toplumda karşılık bulmasıdır. Sürekli bağıran, çağıran antrenör sanki iyiymiş gibi bir algı da maalesef çok yaygın.  Neticede ise bu tarz insanların yetiştirdiği çocuklardan her anlamda başarı beklemek beyhude olacaktır. 6-14 yaş aralığında sporda gelişmiş ülkelere baktığımızda, maç skorunun tutulmadığını ve önemli olmadığını görürsünüz. Ülkemizde alt yapılardaki antrenörlerin, kulüp yöneticilerinin maç kazanmak için takımın yaş kategorisinin üstünde sporcuları maçta oynatmaları, sporcuların yaşlarını küçültmeleri, esame listesinde olmayan sporcuları maçlara çıkarmaları, hoşuna gitmeyen hakem kararlarında hakeme saldırmaları gibi kişisel hırsları, bilimsellikten uzak anlayışları nedeniyle alt yapılardan Türk Sporuna uzun yıllar hizmet edecek başarılı sporcular yetişmemektedir. Bu hocalar, maalesef çocukların yeteneğini de öldürmektedir. Dolayısıyla, Türkiye'de kulüp yöneticilerinin, altyapılardaki hocaların; hem mesleki bilgi hem de çocuk psikolojisi, genç psikolojisi ve insan psikolojisi anlamında çok iyi yetiştirilmeleri gerekmektedir. Alt yapı iyi olursa üstyapıda iyi olur. Prof Dr. Acar BALTAŞ'ın şu tespitlerini de sizlerle paylaşarak bu bölüme son vermek istiyorum. "Türkiye'deki altyapı antrenörlerine ders vermeye gidiyorum; birinin bile önünde kalem kağıt yok. Not almıyorlar. Konser izlemeye gelmiş gibi uykulu gözlerle bakan insanlar görüyorsunuz. Yani ayaklarına kadar gelen bu fırsatı tepiyorlar; öğrenmek gibi bir dertleri yok. Federasyon, altyapı ve üstyapı için birtakım ölçütler getiriyor. Getirilen bu ölçütlerin hepsi şu veya bu şekilde etrafından dolaşılarak deliniyor. Federasyon'un antrenör kursu, gelişim kursu olarak davet ettiği, ders verdirdiği, üste para verdiği, misafir ettiği insanlar çoğunlukla bu işi bir angarya olarak görüyor. Bir şey öğrenmiyorlar, çünkü öğrenmek konusunda bir merakları yok. İnsan cahil olunca, ne öğrenecek. Birazcık bilen; spor akademisi veya beden eğitimi yüksekokulu mezunu birisi varsa, sistem onları da yaşatmıyor."

Seyirci: Alt yapı antrenman ve müsabakalarını izlemeye gelenler, ekseriyetler anne baba ve yakın aile çevresinden oluşmaktadır. Maalesef bu konuda da antrenman ve maç izleme kültürümüz açısından sporda gelişmiş olan ülkelerin çok gerisinde olduğumuz görülmektedir. 6-14 yaş arası çocukların antrenman ve hazırlık maçların da bile sahada "çocuk", kendi çocuğu olduğu gerçeğini görmezden gelip sürekli bağıran çağıran, küfür eden anne babalar görüyorum. Bu davranışlarla sporda şiddetin önüne geçmemiz mümkün değildir. Burada spor kulüplerine çok büyük görevler düşüyor. Alt yapılarda her yıl önlerine yüzbinlerce çocuk ve bunların velileri geliyor. Hem sporcuları hem de velilerini "iyi bir taraftar ve spor izleyicisi nasıl olunur, sporcu anne ve babası nasıl olunur, gibi konularda alanında uzman kişilere eğitimler verdirerek çok önemli bir sosyal sorumluğu da yerine getirmiş olurlar. Bunun her yıl devam ettiğini düşünelim,  çok kısa zamanda bütün ülkede bilinçli, statlarda küfür etmeyen, centilmen bir seyirci kitlesinin oluştuğunu hep birlikte göreceğimizi düşünüyorum. Bütün işler alt yapıda başlıyor. Alt yapılarda seyirciyi yetiştiremezseniz; üst yapıya geldiğinizde ister passolig, ister kamera, ister ceza koyun sporda şiddetin önüne geçemezsiniz, tribün kapatırsınız, saha kapatırsınız.

Hakem: İnsan olumlu olsun olumsuz olsun yaşadıklarının etkisi altında kalacaktır. 6-14 yaş arası çocuklarda spor bilincinin oluşmasında, maç yaparken oyuncunun kontrolden çıkmamasında, karşı takımdaki oyunculara haris duygular geliştirmemesinde, çocukların rakip oyuncuyu bir düşman gibi görmemesinde hakemlerin maç yönetirken adil kararlar vermelerinin etkisi çok büyüktür. Maçları izlerken hakemlerle ilgili gözlemlediğim en önemli sıkıntı, küçük yaş kategorileri maçlarında bile dış etkiler sebebiyle hakkaniyetli karar verememeleridir. Sahadaki sporculara empati ile yaklaşmak yerine başkalarına sempatik olmaya çalışmaktadırlar. Bu da çocuklardaki adalet duygusunu derinden sarsmaktadır. Yine hakemlerin yanlış kararları seyirciyi de olumsuz etkilemekte, tribünlerin karışmasına da meydan vermektedir. Hakemlerin 6-14 yaş grubundaki çocukların maçlarında unutmamaları gereken en önemli konu bu yaşta skorun önemli olmadığını unutmamaları ve çocukların oyunun kurallarına aykırı hatalarını çocuğun anlayacağı dilden, incitmeden kırmadan çocuklara anlatmaları gerektiğidir. Bazı maçlarda öyle hakem tutumları gözlemliyorum ki sanki karşılarında profesyonel yetişkin sporcular varmış gibi tutum ve tavır sergiliyorlar. Bağırmalar, azarlamalar hatta çocuklara ve seyircilere küfür eden hakemlere bile rastladığımı söyleyebilirim. Hakem eğitimlerinin içeriğinde mesleki bilgi ve becerinin yanında mutlaka çocuk psikolojisi, genç psikolojisi ve insan psikolojisi eğitimleri ağırlıklı olarak yer almalı ve periyodik olarak tekrarlanmalıdır.