AKILLI OLMAK

Sedat Şenermen 22 Mart 2020 Pazar, 06:10

Akıllı olmak için ne yapmak gerekir?

Bunun için, beynimizi ve potansiyel selim akli melekemizi tanımakla işe başlayabiliriz.

Kapıda duran arabanın içinde doksan beygir olduğunu gören var mı? Bunu nasıl fark ederiz?

Sürücü, kontak anahtarını çevirip arabayı çalıştırınca ortaya çıkan güç, aracın ruhsatında yazılı olan doksan beygirin gücüdür. İşte arabadaki motor, insandaki beyindir, potansiyel zekâ /akıl/zihin'dir.

Beyin öncelikle;

- "Alt/Reptilyen/sürüngen/emmare nefis/iblis,

- Orta/duygusal/limbik sistem,

- Üst/Neo Korteks/mantıklı düşünen" beyin diye bilinmektedir. 

Üst beyindeki takvaya /hayra yetenekli olan ve kadın-erkek her kişide varlıklar içinde sadece insana, Allah'ın bahşettiği potansiyel selim akıl vardır ki bu, başka hiçbir varlıkta olmayan muhteşem bir güçtür. İşletildiğinde bireyde aklıselim, toplumda ortak lübb akıl olan bu güç, dünya ve ahrette kadın-erkek her kişi için kurtuluşu sağlayan kalbi selimdir. Kur'an'da, bu gücün kullanılmasının en önemli ibadet olarak farz kılındığını belirleyen yüzlerce ayet vardır.

İnsanlaşmak, uygarlaşmak ancak üst beyindeki aklın, kişinin kendi iradesiyle selimleştirilmesiyle gerçekleşmektedir. Bu hiç unutulmamalıdır. 

İnsan dış dünya ile iletişimini beş duyusu ile sağlar. Dıştan duyularla alınan algılar beyne girince, motor/beyin (önce alt beyin devreye girerek) çalışmaya başlar. Dıştan gelen duyuların/algıların yüzde sekseni görme duyusuyla elde edilir. Geri kalan yüzde yirmilik algının %11'i işitme yoluyla, kalan %9'u ise koklama, tat alma, dokunma duyularıyla gerçekleşir.

Beynimiz, alt (R-Komleks), orta (Limbik sistem /duygusal beyin) ve üst (Neo-Korteks /mantıklı düşünen beyin) olmak üzere üç bölümden oluşur, demiştik.

Dıştan gelen algılar önce alt beyni harekete geçirir. Alt beyin (R-kompleks) arabadaki geri vitestir. Sadece geriye gider, tek boyutludur, negatif güçtür. Alt beyin, korunma/savunma, beslenme ve neslin devamını fikreden ham düşüncedir. Alt beyin tüm hayvanlarda hatta kertenkelede bile vardır. Onlardaki bu güce içgüdü denir.

Alt beyin, yani R-Komleks /sürüngen/süründüren beyin, gelen duyuya/algıya derhal müdahale eder ve buna karşı takınılması gereken ilk tepkiyi, iç sesi verir. Genelde bu tepki olumsuz/negatiftir. Çünkü alt beyindeki bu güç nefsi emmâre (kötüyü emreden nefis), yani her insanda yaratılıştan var olan iblistir. Beynin yüzde onluk bölümünü oluşturur. Hep olumsuzluklara/kötülüklere, yani duygusal açıdan kin, nefret, intikam, düşmanlıklara kişiyi yönlendirir. Yaptırım/zorlayıcı gücü yoktur. Kişi saniyenin çok küçük bir diliminde bu yönlendirmeyi eyleme dönüştürmez ise, otomatik olarak üst beyindeki potansiyel selim akıl devreye girer. Kötüye yönlendiren nefis/iblis, insanlık onurunu oluşturan sevgi, şefkat, sabır, itidal, metanet vb. gibi değerlerden kişiyi uzaklaştırır. Alt beynin dürtüsü durumunda hemen vitesi boşa alalım, yani emreden nefsin buyruğunu bekletelim. Büyüklerimiz ne demişler; "acele işe şeytan karışır". Neme lazım, biraz uzak duralım, şeytanı devreden çıkarmak için, üst beyne geçmek üzere otomatik vites değişimini bekleyelim. Herkesin beyni otomatik vitesli araba gibi çalışır.

Alt beyin devreden çıkınca orta beyindeki bilinç ile üst beyindeki potansiyel selim akıl derhal devreye girer. Alınan duyu/algıyı değerlendirmeye başlar.

Bu aşamada kötülüğe yönlendiren nefsin/iblisin, gelen algıya karşı "şunu yap" diye emrettiği uygulanırsa, acaba doğru mu yanlış mı; ahlaki mi, yasal mı, değil mi diye değerlendirildiğinde, bunda bir yanlışlık olabileceği fark edilir. Kur'an, orta beyindeki bu akli melekeye/bilince nefsi levvâme (=fark eden nefis) demektedir. Beynin yüzde yirmisini oluşturur. Kur'an buna ayrıca şuur /bilinç adını da vermektedir. Şuur, şiir, şair aynı köktendir. Eğer dıştan gelen algıya karşı verilecek tepki, bu orta beyindeki akli melekenin önerdiği olursa, duygusal davranılmış olur. Fakat değerlendirme sürdürülerek duyunun ne olduğunun anlaşılması, kavranılmasına çalışılır ki, bu aşama üst beynin birinci ileri vites aşamadır.

Kadın-erkek her kişinin üst beyni beş ileri viteste mantıklı düşünmeyi gerçekleştirir. Üst beyindeki bu zihinsel işlemler aklın selimleşmesini, yani aklıselimin oluşmasını sağlar. Böylece aklıselim sahibi olan kişi sağlıklı, doğru karar aşamasına ulaşmış olunur. Burası Neo Korteks, yani mantıklı düşünen üst beyindir ve beş zihinsel (taakkul, tefakkuh, tezekkür, tefekkür, tedebbür) eylemine yeteneklidir. Beynin yüzde yetmişlik bölümüdür. Aslında beynin yüzde onluk bölümüne mahkûm olmamak için bu beş akli zihinsel eylemin işlevsel kılınması gerekir. İnsanı, bütün varlıklardan ayıran, onu üstün (eşrefi mahlûk) ve evrene egemen kılacak gücü, özelliği, potansiyeli budur. Aklını selimleştirirse tabii...

---

Üst Beynin Kullanılmaması Ne Demektir?

Üst beynini kullanan en güzel biçimde (ahseni takvim) yaratılışının onurunu yaşar, insanlaşır, uygarlaşır.

Üst beynini işlevsel kılmayan aşağıların en aşağısına (esfeli safiline)  iner. İnsan suretinde "hayvandan daha aşağı" konuma düşer. Kur'an, bu kişiyi hayvandan daha aşağı bir varlık olarak niteler.  Bu kişi için şu ifade gerçekleşir: Sen, üst beynini kullanmazsan, seni beyninden kullanırlar.

Gelelim İnsanı, İnsan Yapan Psiko-İdeolojik Yapısının Tanımı Ve Kullanımına:

Birinci ileri vites diyebileceğimiz üst beynin bu bölümünü Kur'an, nefsi mülhime (ilham veren nefis) olarak tanımlamaktadır. Beynimize gelen algıya alt beyinde verilen ilk tepki örfe, hukuka, inanca veya ahlaki değerlere göre değerlendirilip, düşünülürse, olumlu bir düşünce ortaya çıkar. İşte bu değerlerden gelen ilhamla işlevsel hâle geçen akıl, doğruyu anlar. Aklın bu eylemi Kur'an'da ta'akkul şeklinde ifade edilmiştir. Artık selimleşen akıl iş başındadır. Burada oluşan anlama zihinsel eyleminden sonra uygulamaya ikinci ileri vites devreye girer.

Bu aşama, Kur'an'ın tanımlamasıyla nefsi mutmeinne (doyuma ulaşan nefis) bölümüdür. Gelen algıya karşı, doğru tespitle anlamadan sonra konu ya da olayı gerçeğe uygun doğru kavrama gerçekleşir. Bu durumda kişi yanlıştan /kötüden doğruya/güzele ulaşmanın doyumunu yaşar.

Üst beynin birinci vitesinde ta'akkul, ikinci vitesinde ise tefakkuh /enine, boyuna, derinliğine fark ediş gerçekleşir ki buna, üst beynin anlama ve kavrama zihinsel işlevi diyoruz. Düşünme eyleminin olmazsa olmaz şartı önce anlama ve kavrama işlevidir. O halde mantıklı düşünmeye ulaşmak için bir ileri vitese daha geçebiliriz.

Anlama ve kavrama kararının uygulanmasından, doğruluk, yarar ve erdem oluşacağı için bundan razı olunacağından buna, Kur'an tanımlamasıyla nefsi râzıye (razı olan nefis) denir. Selim aklın oluşmasında anlama ve kavramadan sonra mantıklı sistematik düşünmenin ilk aşaması tezekkürle başlar. 

Nedir tezekkür?

Üzerinde durulan konu "Türkiye'nin kalkınması" olsun. Bulunduğumuz andan, tarihin derinliklerinde olayın başlangıcından günümüze kadar konuyla ilgili olarak bilinenlerin akıl süzgecinden süzülerek özümsenmesine tezekkür diyoruz. Bu zihinsel işlem tarihten öğüt/ibret alarak anımsayarak düşünmektir.

Şimdi sistematik mantıklı düşünmeyi tamamlamak için dördüncü ileri vitese geçebiliriz.

Bu akli melekenin Kur'an'daki adı nefsi marzıye (razı olunan nefis)dir. Alınan karar doğru, uygulama isabetli, varılacak sonuç hayırlı olacağından, burada kişi, hoşnutluğun doyumuna ulaşmıştır. Kur'an, bu aşamadaki akli melekenin işlevini tefekkür olarak nitelemektedir. Örneğimiz olan "Türkiye'nin kalkınması" konusunun tarihteki derinliğinden yararlanılarak, ebediyete kadar kalkınma ve refahın sürdürülebilmesi için neler, nasıl yapılmalıdır? Bunun için teori, plan, program, proje üretmek, bu aşamadaki akli melekenin tefekkür eylemiyle gerçekleştirilir. Böylece bilgi, bilim, teknoloji üretimi başlamıştır artık...

Kur'an dilinde nefsi safiye /zekiye (her tür yanlıştan, şirkten arınmış) diye nitelenen beşinci ileri vitese geldik. Bunun bir diğer adı tedebbürdür.

Tedebbür, dördüncü aşama ile elde edilen teori, plan, program, proje uygulamaya konulduğunda acaba önüne ne gibi engeller çıkar? Bunlar, ne şekilde aşılabilir? gibi soruların, çözüme yeni tedbirler üreterek düşünmek; b planı, c planı gibi koruyucu, gerçekleştirici önlemleri düşünerek yeni bilgi, bilim ve teknolojiler üretmek, tedebbür işlevidir.

* Beş ileri vitesin ilk ikisi olan ta'akkul ve tefakkuh (enine, boyuna derinliğine düşünmek) ile ANLAMAK /KAVRAMAK;

* Beş ileri vitesin sonraki üç olgusu olan aklın selimleştirilmesiyle tezekkür, tefekkür ve tedebbür işlevleri /eylemleriyle MANTIKLI SİSTEMATİK DÜŞÜNME GERÇEKLEŞİR, AKLISELİM OLUŞUR.

KUR'AN, "O gün, kişiye mal ve evladı kurtuluş için hiçbir fayda sağlamaz. Ancak Allah'ın huzuruna kalbi selim / aklıselim ile gelen kurtulacaktır" (Şu'ara 26/87) mealindeki ayette işaret edilen, emredilen, dinde farz kılınan, en kutlu, en geçerli olmazsa olmaz ibadet olarak önerilen AKLISELİM budur.

Kur'an, mümin ve muttaki kişiyi "aklını kullanan, selim akıl sahibi olan" diye nitelemektedir.

Yine Kur'an, müşrik, münafık, kâfir, münkir kişiyi ise alt beyin iblis-egemen, yani "aklını selimleştirmeyen, aklıselim sahibi olmayan" diye nitelemektedir.

İnsanlık onuru selim akıllı olmakla idrak olunur. Esaretten kurtuluş selim akılla mümkündür. Gerçek İslamiyet /Kur'an, muhatabını selim akıl sahibi olmaya çağırır ve bunu ona her türlü esaretten kurtuluşun dini bir buyruğu olarak sunar. Bu yüzden Mustafa Kemal Atatürk aklını kullanmayanların insan ve Müslüman olamayacağını şöyle ifade etmiştir:

"Gerçek İslamiyet'ten uzaklaşanlar, kendilerini düşmanlarının esareti altında bulurlar."

Tarihte akli melekelerinin tümünü işlevsel kılan insanların başında, peygamberlerin geldiğini kutsal kitabımız örnekleriyle anlatmaktadır. Hiç kuşkusuz aklını tüm eylem ve boyutlarıyla en mükemmel şekilde kullandığı eserleriyle sabit olan Mustafa Kemal Atatürk ise, Türk ve dünya tarihinde çok müstesna bir örnektir. Bu anlamda Atatürk, gerçek Kur'an müminidir.

İnsana yaraşan ve yakışanı, hem baliğ hem de akıllı, selim akıl sahibi olmaktır.  

Kur'an, muhatabını akıllı olmak yolunda reşit kılan bir kitaptır. Kur'an'a göre Müslüman olan, alt beyin iblis-egemen varlık olmaktan, aşağıların aşağısına /esfeli safiline düşmekten kurtulur.

Alt beyin iblis-egemen kişi ve kişilerin layığı olarak üzerlerine rahmet yerine ne yağacağını Allah, ayette şöyle açıklamaktadır:

"Allah, kirliliği /azabı (rics) aklını kullanmayanların üzerine bırakır." (Yunus 10/100)