BURSA'NIN 98. KURTULUŞ YILI

Sedat Şenermen 11 Eylül 2020 Cuma, 06:00

A-) TARİH İÇİNDE KISA BİR BURSA TURU

1. Bursa Kimin Şehri?

Bursa ve civarına önceleri Bithynia denilmekteydi. Uludağ'ın güneyi ile batısı ise Mysia adıyla anılmaktaydı. Bursa bölgesinde yaşayan Bithynialılar, Thrak kökenliydi. Asya ile Avrupa'nın geçiş yeri üzerinde bulunduğundan, çok farklı halklar da bölgeye yerleşmişti.

Bithyn'lerden önce bölgede Bebryk'ler oturmuştu. Sonra da Mysi'ler gelmişti. Bithyn'ler, Thrak örf ve adetlerine bağlı oldukları için çoğu kez Asya Thrak'ları olarak anılmıştır. Kullandıkları dilin ise Thrakça olduğu belgelerden anlaşılıyor. Ancak, Yunan kolonilerinin etkisi ile Bithynia halkı da yavaş yavaş Yunanlaşmıştı. Bithyn'lerden önce, bölgede Bebryk, doğuda ise Mygdon dili konuşuluyordu. Batıda ise Mysia dili konuşulmaktaydı.

Bizanslıların 12. yüzyılda Bursa ve civarına çok sayıda Sırp ve Bulgar'ı yerleştirdiği bilinmektedir. Osmanlılar bu bölgeye geldiklerinde, Bursa ve çevresinde çok değişik etnik gruplardan olmak üzere, Ortodoks Hıristiyanları bulmuştu.

Osmanlılar Bursa'yı aldıklarında kent sadece hisar içinden ibaretti. Orhan Gazi şehri hisarın dışına çıkararak, surlar dışında bugünkü Bursa'nın çekirdeğini oluşturan yeni bir şehir kurmuştur. Okul, hastane, köprü, aşevleri, kervansaraylar, hamamlar gibi kamu yapıları inşa edilmiş ve bunların çevrelerinde konut alanları yaratılarak bir yerleşme geleneği başlatılmak suretiyle bugünkü "Yeşil Bursa"nın temelleri atılmıştır.

2. Türklerin Bursa Bölgesine Gelişi

Müslümanlar ilk kez, Abbasiler (Harun Reşid) döneminde Bursa'ya kadar gelmişti. 955 yılında ise Halep'teki Hamedanlılar, Bursa'yı ele geçirip 23 yıl boyunca Bursa'ya egemen olmuşlardır. Türklerin Bursa bölgesine ilk kez 1081 yılından sonra geldikleri görülüyor. İznik, 1081-1097 yıllarında Anadolu Selçuklu Devleti'nin başkentliğini yapmıştı. 1097 yılında ise bölge, Haçlı Savaşları'na sahne oldu. İznik Haçlıların eline geçti. Alexias Kommenos'un döneminde (1097) düzenlenen bir seferle Türkler, ilk kez Bursa'yı ele geçirmişti. Bu savaşlar sırasında İstanbul'da Latin Hükümeti kurulunca, Bizans İmparatorluğu'nun başkenti İznik oldu. 1204 yılında Theodor Laskaris'in kurduğu İznik Bizans İmparatorluğu, 1261 yılına kadar varlığını sürdürdü.

Latinler İstanbul'u işgal ettikleri zaman Bizans prensleri bu yeni düşmanın elinden kurtulmak için Müslüman yöneticilerle işbirliği yaparak Bursa'yı ele geçirdiler. 1214 yılına kadar Rumların elinde kalan Bursa, Müslümanlara karşı direnişte halkın gösterdiği isteksizlik nedeniyle imparator II. Andronikos'un gazabına uğradı. Halkın büyük bölümünün malları yağma edilerek içlerinden bazılarına sürgün ve idam cezası verildi. II. Andronikos, Latinleri yenerek imparatorluğu tanımalarını sağlayıncaya kadar Bursa'yı bu şiddet yöntemi ile elde tutabildi.[1]

3. Beylik'ten Devlet'e (Osman Gazi Devri 1299-1324)

Osmanlı Devleti'nin kurucusu ve ilk sultanı Osman Bey, Ertuğrul Gazi'nin oğludur. Osmanlı'nın diğer beyliklere göre Hıristiyan araziye komşu olması çok önemli bir avantaj sağlamış, onları kısa sürede büyük imparatorluk durumuna getirmiştir.

Osmanlı Devleti'nin kuruluşunda dervişlerin büyük katkısını gören Osman Bey, bu nedenle Bursa ve çevresindeki birçok araziyi dervişlere verdi. Kendisi de, bölgenin en önemli dervişi olan Şeyh Edebali'nin kızını aldı. Bizans topraklarında yaptıkları savaşlarla zenginleşen Osman Bey; Karacahisar, Yarhisar, İnegöl'ü aldı. 1302 yılında Yenişehir'i devletin merkezi yaptı. İznik ve Bursa'yı kuşattı ancak alamadan yaşamını yitirdi. Vasiyeti gereği Tophane'deki Gümüşlü Kubbe'ye (Saint Elia Manastırı) gömüldü. Ölümünde özel mülkü olarak çok az malı çıkmıştı.

4. Bursa'nın Fethi

Osman Bey 1308 yılında Bizans tekfurlarının birleşmiş ordularını Dimboz/Erdoğan köyü yakınlarında perişan edince, Bursa önlerine gelmişti. Bu tarihten sonra Bursa'yı kuşatarak gözlemek amacıyla

- Biri, Kükürtlü Hamamı karşısında, Ak Timur'u komutasında,

- Diğeri, eski Mollaarap Okulu yerinde, Balaban Bey komutasında iki kule yaptırmıştı.

Bursa'nın arkasını güvenlik altına almak için 1325 yılında Orhaneli Kalesi fethedilince tekfur çaresiz kaldı. 6.Nisan.1326 tarihinde Bursa'yı Orhan Bey'e teslim etti. Böylece Bursa, bir bakıma kılıçla değil, "vire" olarak anılan biçimde teslim yoluyla Türklerin eline geçmiş oldu.

O dönemlerde top ve tüfek olmadığından kaleleri düşürmek için kullanılan en önemli savaş taktiği kaleleri kuleler vasıtasıyla gözetim altına tutarak giriş ve çıkışı engellemekti.  Böylece kale halkını aç bırakarak, suyunu keserek kentler kan dökmeden ele geçiriliyordu. Bursa'nın ele geçirilmesinde de "vire" denilen bu yöntem uygulanmış, aç ve susuz kalan halk tekfura karşı ayaklanmış ve şehir kan dökülmeden Osmanlılara teslim edilmişti.

5. Bursa'da Bir İmparatorluk Doğuyor (Orhan Gazi Devri 1324-1360)

Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman Bey'in oğlu ve devletin ikinci sultanı Orhan Bey, 1320 yılında babasının vekili oldu. 1321 yılında Mudanya'yı, 6 Nisan 1326 tarihinde ise Bursa'yı fethederek 1324 yılında tahta geçti. Bizans ordularını 1329 yılında İstanbul yakınlarında Pelekanon'da yendi.  1331 yılında İznik'i teslim alan Orhan Gazi Osmanlıların başkentini 5 yıl süre ile İznik'e taşıdı.

1353'te Bizans'taki iç karışıklıklardan faydalanan Orhan Gazi, Gelibolu'da Çimpe kalesini aldı. Gelibolu'ya geçip tüm Marmara kıyıları ile Tekirdağ'ı ele geçirdi. Devletin temellerini oluşturan ilk yasal düzenlemeleri yaptı. Orduyu düzenledi. Vergi yasaları getirdi. İlk kez kendi adına para bastırdı. Bilecik tekfurunun kızı Nilüfer Hatun ile Asporça ve Bizans İmparatoriçesi Theodora'yı eş olarak alan Orhan Gazi, kentte hızlı bir imar çalışması başlatarak sur dışına taşan kentin çekirdeğini oluşturan cami, hamam, köprü, çeşme, darphane, medrese gibi birçok anıtsal eseri yaptırdı.

Orhan Gazi 1360 yılında yaşamını yitirdi. O da Tophane'ye, babasının yanına gömüldü.

Manevi Başkent Bursa: Fatih (1451-1481), İstanbul'u aldıktan sonra Bursa ikinci plana itilmiştir. Bu nedenle de Bursa, o dönemde hep ikinci ya da manevi başkent oldu.

6. Zor Yıllar: İŞGALDEN KURTULUŞA BURSA

Birinci Dünya Savaşı sonrasında Türkiye İtilaf Devletleri tarafından işgal edilmişti. 1920 yılında Yunanlılar önce İzmir ve çevresini ardından 8.Temmuz.1920 tarihinde Mustafakemalpaşa ve Karacabey'i işgal ettiler. 6.Temmuz'da ise Gemlik, İngilizler tarafından işgal edildi.

Bursa'da, Osmanlı döneminden sonra en büyük acı Yunan işgali ile yaşandı. ANKARA'DAKİ TBMM KÜRSÜSÜ ÜZERİNE, BURSA DÜŞMAN İŞGALİNDEN KURTULUNCAYA KADAR KALMAK ÜZERE SİYAH BİR ÖRTÜ ÖRTÜLDÜ.

O zor yıllarda Bursa'da yaşayanların neredeyse üçte biri gayrimüslim olduğu için bazı Bursalılar silahını alıp dağlara çıkmıştı. Kentte kalanlar ise, Kuvay-ı Milliye için istihbarat çalışmaları yapmıştı. Yunanlıların Osman Gazi türbesine hakarette bulunmaları Bursalıların işgalcilere karşı daha da kinlenmesine neden oldu. Bursa, 2 yıl, 2 ay 2 günlük işgalden sonra 11.Eylül.1922 günü kurtarıldı. Yunan askerlerinin şehirden çekilmesinde, Türk ordusunun olduğu kadar, silahlı milislerin de katkısı büyük olmuştur.[2]

B-) ATATÜRK VE CUMHURİYET DÖNEMİNDE BURSA

1. Çağdaş Bursa'nın Karşılaştığı Sorunlar

İşgal döneminde Bursa halkı çok zor yıllar yaşadı. Özellikle köylerde çok sayıda insan ölmüş, birçok köy de yakılmıştı. İşgal yıllarında Bursa'da da birçok mahalle yakılmış, yıkılmıştı. Cumhuriyet sonrasında; Bursa nüfusunun yaklaşık üçte birini oluşturan gayrimüslimlerin kenti terk etmesiyle yeni, farklı bir bunalım yaşandı. Giden gayrimüslimlerin yerine gelen "Mübadele göçmenleri" her şeye yeniden başlamak zorundaydı. Zaten Bursa, 1880'li yıllardan beri yoğun bir göçmen akınına uğramıştı. Daha bu göçmenleri bünyesinde hazmedemeden, önce Balkanlar'dan gelen göçmenler, daha sonra mübadele ile Yunanistan'dan gelen göçmenler Bursa'yı, Cumhuriyet'in ilk yıllarında büyük bir sosyal ve ekonomik sorunlar yumağı haline getirdi. Çünkü Bursa'yı terk eden gayrimüslimlerin çoğu esnaf ve tüccar iken, yerlerine gelen göçmenlerin hemen tamamının çiftçi olması sorunları daha da artırmıştı. Gelen göçmenlerin büyük bölümünün Türkçe dahi bilmeyip, faklı geleneksel ve kültürel özellikler taşıması, Cumhuriyet Bursa'sı için farklı ve ciddi sorunların ortaya çıkmasına neden oldu. Ancak Cumhuriyet yönetimi, kısa sürede Bursa'daki bu toplumsal ve kültürel sorunları hoşgörüyle ve başarıyla barış içinde birlikte yaşama ülküsüyle aşmayı bildi.

Genç Cumhuriyet, yakılmış, yıkılmış bir Bursa'dan kısa sürede modern bir kent yaratmayı başardı. Yeniden ipek fabrikaları kuruldu, gerek kent merkezi, gerekse ilçe ve köylerinde büyük bir imar atılımı başladı. Cumhuriyet devrimlerine de sahip çıkan Bursa, çok kısa süre içinde büyük bir gelişme göstererek ülkenin dördüncü büyük kenti haline geldi.

2. Atatürk ve Bursa'nın İşgali

Yenilen değil, vazgeçen kaybeder. Doğru bilinen hedefte sebat etmelidir. Zafer'den sonra Atatürk'e sordular:

- Dumlupınar kazanılmasaydı sonuç ne olacaktı?

Mustafa Kemal bu soruyu şöyle cevaplandırdı:

* Yine ve mutlaka zafer...

Bu kurala, Bursa'nın 8.Temmuz.1920'de Yunanlılar tarafından işgali üzerine Atatürk'ün, Meclis'te sergilediği duruşu da buna örnek olarak verebiliriz. O gün milletvekillerine Meclis kürsüsünden şöyle haykırmıştır:

"Arkadaşlar, biz bir maksat izliyoruz: Milletin, devletin bağımsızlığını korumak, bağımsız olarak milletimizin belli sınırlar içindeki bütünlüğünü muhafaza etmek... Bunun içine namus ve şeref dâhildir. Bunun için savaşıyoruz. Arkadaşlar, ülkemizin ellide biri değil tamamı tahrip edilse, tamamı ateşler içinde bırakılsa, biz bu toprakların üstünde bir tepeye çıkacağız ve orada savunmaya devam edeceğiz. Dolayısıyla, iki karış yer işgal edilmiş, üç beş köy tahrip edilmiş diye burada feryada gerek yoktur. Ben, size açık söyleyeyim: Bazı yerler işgal edilmiştir ve bunun üç misli daha işgal edilebilir. Fakat bu işgal asla bizim imanımızı sarsmayacaktır."[3]

2. Atatürk, İşgalden Kurtuluşunun İkinci Yıldönümünde Bursa'da

Tarih 11.Eylül.1924. Atatürk Bursa Halkına hitap ediyor: 

"Kardeşler, Bursa'nın kurtuluş gününde, kurtulduğu felâketin gerçek müsebbiplerini de hatırlamak ve onları sonsuza kadar lânetlemek gerekir. Bunun için hatıralarınızı bundan dört, dört buçuk yıl öncesine döndürmek istiyorum. İzmir rıhtımından sevgili vatanımıza saldıran Yunan ordusu, Balıkesir'in güneylerine kadar gelmişti. Arkadaşımız Kâzım Paşa kendisine katılan vatansever, fedakâr bir avuç kahramanla bu düşmanın karşısında cephe oluşturmuştu. Onun kuzeye ve doğuya yayılmasına, özellikle değerli Bursa'mızı çiğnemesine engel olmaya çalışıyordu. Fakat henüz İstanbul'da halife ve padişah unvanıyla oturan zat, taç ve tahtını muhafaza etmek hülyasıyla düşmanlarla birleşmişti. Fazla olarak onların Türk vatanını çiğnemesini, Türk milletini tutsak etmesini kolaylaştırmak görevini de üzerine almıştı. Ve bu amaçladır ki, Anzavur gibi pespayelere rütbeler, paralar, araçlar vererek Karesi'de millet cephesini arkadan vurmaya memur etti. Topladığı birtakım haşaratı halife ordusu adı altında İzmit'e çıkardı. Milleti düşman tutsaklığına teşvik etti. Ülkeyi ve milleti kurtarmaya çalışanları idama mahkûm etti. Yunan uçaklarıyla millete fetvalar yağdırdı."

"Baştan, arkadan ve içeriden gelen bu saldırılar, bu hıyanetler bu fesatlıklar; dış düşman karşısındaki kuvvetlerimizden birçoğunu ayarttı. Milleti kalbinden hançerlemeyi hedefleyen bu cinayetler, her türlü tehlikenin üzerindeydi. Her şeyden önce buna yönelmek zorunluydu. Halife ve Padişah hıyanet görevinde başarılı olmuştu; gerçekten ulusal cepheyi zayıflatmış ve birçok sinirleri gevşetmişti. Düşmanlar bu fırsatı kaçırmadılar; taarruz ettiler, yürüdüler, birçok güzel şehir ve kasabalarımızla beraber bu yeşil yurdu da çiğneyip geçtiler. İşte bu suretledir ki, Bursa ve Bursalılar iki yıldan fazla devam eden feci, uğursuz felâkete, tutsaklığa düştüler."

"Bu felâketten içimizin ne kadar kan ağladığını ve onu bir an önce bertaraf etmek için vicdanlarımızın ne kadar sızladığını anlatamam.

Fakat ne çare ki, üzerimize saldırtılan halife ordusu adı altındaki idraksiz sürüleri bertaraf etmek, halifenin millet içinde yer yer tu­tuşturduğu fesat ve nifak yangınlarını bastırmak ve ondan sonra da vatanımızın en bayındır yerlerini eline geçirmiş olan kuvvetli bir düşman ordusunu denize dökecek kadar kuvvetlenmek ve ha­zırlanmak ihtiyacındaydık. Birçok zor safhalardan sonra, nihayet, Türk milleti; içeride sükûneti sağlamada başarılı oldu ve düşman ordusunu denize dökmek kudretini de buldu. Artık ondan sonra bir an bile durmaksızın güzel Bursa'yı ve düşman elinde bulunan bütün aziz vatan parçalarını kurtarmak kararını uyguladı."[4]

3. Bursa, Yaşamı Boyunca Atatürk'ün Her Açıdan Öncelikli Olarak Programında İdi

Bir imparatorluğa başkentlik yapan Bursa'nın ekonomide ve yönetimde ağır ihmal sonucu kendi kendine yabancılaşma sonuçlarına örnek vermek üzere Atatürk Ocak.1923'te Bursa'da konuya şöyle dikkat çekmişti:

"Ülkemizin en değerli bir yerinde, Bursa'da da bütün milletin yararlanabileceği kaynaklar terk edilmiş durumdadır. Şimdiye kadar bunun bu halde kalmasının nedeni ne olabilirdi acaba? Tek sözcük ile ifade etmek gerekirse, bugüne kadar halkımız kendi ülkesini, kendi yaşamını, kendi menfaatini düşünmek için serbest bırakılmamıştır. Kendi benliği kendisine unutturularak şunun ve bunun herhangi bir keyif ve emelini sağlamakla vakit geçirmiştir. Yani bu sonuçları bize toplumsal ve idari kuruluşlarımızdaki bozukluk vermektedir. Bundan sonra kuşku yok ki, halk bütün benliğini idrak edecek ve yaşamsal yeteneğini en yüksek derecede geliştirecektir."[5[

Atatürk, milli mücadelenin merkezi olan Ankara'yı başkent yaptı ama Bursa'yı da çok sever ve ilgi gösterirdi. Nitekim Atatürk'ün en çok ziyaret ettiği illerin başında Bursa gelir. Atatürk, 1922 yılından ölümüne kadar Bursa'ya devlet harcırahı ile değil, hep kendi kişisel imkânlarıyla 18 kez gelmiştir.

Atatürk, Kurtuluş Savaşı'nın hemen ertesinde, 17.Ekim.1922 tarihinde Bursa'ya ilk ziyaretini yapmıştı. Bu gezisi sırasında yaptığı konuşmasında Atatürk:

"Artık ordularımızın yaptığı savaş bitti. Şimdi eğitim ve ekonomik alanda bir savaşa hazırlanıyoruz" demişti.

31.Ağustos - 11.Eylül.1924 tarihlerindeki üçüncü gelişinde ise Atatürk artık Cumhurbaşkanı'dır. Bursa'nın kurtuluş törenlerinde yaptığı konuşmada şunları söylemiştir:  

"Devrimlerimiz, Türkiye'nin yüzyıllar için mutluluğunu yüklenmiştir. Bize düşen, onu anlatmak ve değerlendirerek çalışmaktır."

Atatürk, yapacağı her devrim öncesinde mutlaka Anadolu'yu gezer, nabız yoklardı. Bu gezilerine de Bursa'dan başlardı. Yine Harf Devrimi öncesinde, 27.Ağustos.1928 tarihinde Bursa'ya gelmişti.

26.Mart.1937 tarihindeki gelişinde ise Bursa gençlerine bir söylev vermişti:

"Yorulmadan beni izleyeceğinizi söylüyorsunuz. Fakat arkadaşlar, benim sizden istediğim, yorulduğunuz zaman dahi, durmadan yürümek, dinlenmeden beni takip etmektir. Sizler, yani yeni Türkiye'nin genç evlatları, yorulsanız dahi beni izleyeceksiniz. Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler asla yorulmazlar."

Atatürk, en renkli gezisini de aramızdan ayrıldığı yıl, yani 1.Şubat.1938 tarihinde Bursa'ya yapmıştı. Uzun süredir hasta olan Atatürk, Bursa'da dans etti, eğlendi. Adeta son baharını yaşadı Bursa'da... Atatürk kendisi için Bursa Belediye salonunda verilen baloda öylesine neşelendi ki, orkestrayı durdurup zeybek çaldırdı. Salonun ortasına geçip zeybek oynadı. Bursa, Atatürk Türkiye'si ile aydınlandı. Bütün Türkiye gibi Bursa ve Bursalılar da O'na çok şey borçlu. Bütün Türkiye gibi Bursalılar da onu asla unutmayacak...

Bu vefa borcunun en belirgin görevi olarak şunu söyleyebiliriz: Cumhuriyet döneminde olduğu gibi, bugün de Bursalıların temel görev ve sorumluluğu Atatürk ilkeleri ışığında ulusal ve evrensel değerleri üzerinden yeniden Cumhuriyet'e ve Cumhuriyet'in kurucu değerlerine sahip çıkmak olmalıdır/olacaktır.

BURSA'NIN KURTULUŞU'NUN 98. yılı tüm Bursalılara ve ülkemize kutlu olsun.

Kaynakça

[1] https://www.bursa.com.tr/bursanin-tarihi#: Erişim: 10.Eylül.2020; saat:10.30.

[2] https://www.bursa.com.tr/bursanin-tarihi#:

[3) Prof.Dr. Cihan DURA, ATANAME, İstanbul, s.280-281.

[4] C. DURA, ATANAME, İstanbul, s.280-281.

[5] Cihan DURA, ATANAME, İstanbul, s.65.