'Ben onun ineğiyim!'

Serap ÖZTÜRK 12 Ağustos 2019 Pazartesi, 06:07

Kurak topraklarla çevrili bir köy...  Hayatta kalabilmek için amansız bir mücadele veren halk... Tek varlığı bir inek olan adam...

Uzun süre etkisinden çıkamayacağınız bir İran filmi...

1971 Venedik, 1972 Berlin Film Festivali'nde ödül alan 1969 yapımı Gaav (İnek), uluslararası alanda önemli bir yere sahip.

Dariush Mehrjui imzalı Gaav, İran sinemasının en önemli filmlerinden ve İran yeni dalga akımının başlangıcı olarak kabul ediliyor.

İranlı yazar Gulam Hüseyin Sâedi'nin 1964 yılında yayımlanan "Bayel Ağıtçıları" adlı eserindeki "Dördüncü Hikâye" Gaav (İnek) ismiyle sinemaya uyarlandı.

Ülkedeki edebiyat ve sinema alanında uygulanan sansür, bu eserin en çok okunanlar arasına girmesine engel olamamıştır.

İran'da o dönemlerde edebiyat ve sinemanın sıkı bir bağı vardır ve yeni dalga akımında birçok film, edebi eserlerden uyarlanmıştır.

*****

İran'ın bu kurak coğrafyasındaki yoksul köyde yaşayan halk için ellerinde olan her şey çok fazla kıymetli.

Köydeki tek ineğe sahip olan Hassan, kendini bu nedenle hem itibar sahibi hem de varlıklı hissetmektedir.

İneğine hastalık derecesinde bağlı olan Hassan, ona gözü gibi bakar ve kimsenin zarar vermesine izin vermez. İneğinin kıymeti hamile olduğunda daha fazla artar.

Hassan, ineğini, sanki ona bir evlat verecek kadını gibi görür, öyle sever ve kollar.

İneğinin yanında olduğu zamanlarda inanılmaz mutlu olan bu adam, bir sahnede onunla birlikte saman yer. Bu sahne ileride yaşanacaklara dair de ipuçları verir.

Köy halkının en büyük korkusu ise ellerinde olanları Bolouriler'a (hırsızlar) kaptırmaktır. Hassan açısından bu korku en üst düzeydedir.

Hassan kasabaya gittiğinde inek ölür. Hassan'ın eşi ve dostları bunu ona nasıl söyleyeceklerini düşünür.

Hassan'a ineğinin kaçtığını söylemeye karar verip, ölen ineği iplerle bağlayarak köy içinde bir çukura gömerler.

Bu esnada köylüler tarafından yapılan merasim de oradaki dini ve kültürel ritüelleri anlatır.

Hassan, ineğinin kaçtığını öğrendiğinde bunalıma girer ahırda yaşamaya başlar. Gün geçtikçe de ineğinin acısıyla akli dengesini yitirmeye başlar.

Bir süre sonra kendini kaybettiği ineği sanmaya başlar. İnek gibi böğürür, onun gibi yürür, onun gibi saman yer.

Ağzından otların sarktığını gören köylüler büyük bir şok yaşar. Bu anlar izleyicileri de filmin içine daha çok çeker.

Köylüler onu "Sen inek değilsin, Hassan'sın" diye ikna etmeye çalışsalar da sonuç vermez.

Köylüler sonunda onu kasabadaki hastaneye yürüyerek götürmeye karar verir.

Hassan sağa sola saldırınca onu bağlamak zorunda kalıp (tıpkı bir deli ya da hayvan gibi) yola düşerler.  Yolların zorluğu bir yana, Hassan da yürümeye direnç göstermektedir.

Yağmur başlar, yolculuk iyice zorlaşır, herkes bitap düşer...

Köylülerin önderi ve aklıselimi olarak kabul edilen İslam'ın, Hassan'ın sırtına iple vurup, "Yürü, seni hayvan" dediği sahne filme damgasını vuran asıl bölüm oldu kanımca. Tüylerimin diken diken olduğunu hatırlıyorum.

Metaforları kullanarak sağlam bir sistem eleştirisi yapan film, yoksulluğun ve yitimin psikolojik sonuçlarına ayna tutuyor.