Bursa'daki o anneyi linç edenler!

Serap ÖZTÜRK 14 Ocak 2019 Pazartesi, 06:00

Toplum olarak o kadar öğretilmişliklerle yaşıyoruz ki olaylara at gözlüğü ile bakmayı ezber edinmişiz adeta... Düşünmeyen, sorgulamayan, olaylara farklı açılardan bakmayı denemeyen, zahmet edip beynimizi yormayan bireyler olduk/şekillendirildik!

Tüm bunları kenara attık zor geldiği için. Ama çok iyi bir şeyi öğrendik; linç etmeyi... Hem fiziksel hem psikolojik linç... Bilgilenmediği için sorgulayamayan, sorgulayamadığı için üretemeyen, bunların sonucu olarak da etkisiz eleman olup ezberlerle yaşadık sadece... Üstelik bunun farkına bile varmadan. Sıyrılamadığımız bencilliğimizle korunaklı evlerimize kapattık kendimizi ve çektik perdelerini pencerelerimizin...

Kendimize yabancı, en yakınımızdakilere vahşi bir duyarsızlık içinde çok güzel ahkâm kesmeyi de vazife bildik ama...

*****

Bursa'da geçen günlerde "oğlunu terk eden vicdansız anne" başlığıyla okuduk haberi.

Habere göre, annesi tarafından AVM'ye terk edilen 3 yaşındaki çocuk, görevliler tarafından fark edilip, emniyete oradan da Bursa Aile Sosyal Politikalar Bakanlığı'na teslim edildi. Çocuğun üzerinden çıkan notta ise şunlar yazıyordu: "Çok zor durumdayım. Çocuğa bakacak durumum yok. Tek çarem buydu. Bir başıma bu kadar yapabildim. Kendime bile bakamıyorken, çocuğumu da pişman etmek istemiyorum."

Dedim ya, ahkam kesmeyi, klavye başında kahramanlık yapmayı pek severiz diye.

 "Vay vicdansız, nasıl bırakmış küçücük çocuğu" diye linç ettik, hayatı hakkında zerre bilgi sahibi olmadığımız o kadını.

Bir anne çocuğunu terk etmişse ondan anne olmaz! Toplumca bastık damgayı.

Bu vicdansız anne (!) sosyal medyadan şu açıklamayı yapıyor:

"Ben Gamze. Bursa'da AVM'de çocuğunu terk eden, 'vicdansız anne' dediğiniz anne... Nasıl bir hayat yaşadığımı bilmeden herkes yalan yanlış şeyler söyledi. Benim kimsem yok, bırakacak yerim yok. Ekmek parası ararken herkes görüp görmezlikten geldi. Şimdi herkes konuştu. Çocuğumu canım yana yana, sırf sıcak yeri olsun diyerek bıraktım. Ben yürüyorum sokakta üşümeden. Zorladım, çabaladım, olmadı. Bakan olmadı, kimse bakmak istemiyordu. 'Az para veriyorsun' diyorlardı, 'yaramaz' diyorlardı. Aylarca işe gidemedim. Şimdi bilip bilmeden insanların gözünde vicdansız anne oldum. Ben kar altında yürürken o iyi yerde olsun istedim. Çalışıyorum onu almak için..."

Bu kadın daha önce de oğlunu Çocuk Esirgeme yurduna bırakmak zorunda kalmış ve sonra tekrar yanına almış. Çocuğunu gerçekten bırakmaya niyeti olan ya da istemeyen bir anne, yetiştirme yurdundan tekrar alır mıydı? Veya hangi anne evladına kıyar da yanından ayırır?

Bir noktaya dikkatinizi çekmek isterim! "Ekmek parası ararken herkes görüp görmezlikten geldi. Şimdi herkes konuştu" sözleri aslında o kadar çok şey anlatıyor ki!.. Tek bir söz, bu kadının bu hale düşmesinin, toplumca ne kadar kör ve sağır olduğumuzun özeti aslında.

Aile kavramı önemlidir bizde. Hatta kutsal bir müessesedir (kurumdur!). Çocuk yapmak da (hatta ne kadar çok yaparsak iyidir) bu kurumun ayakta kalması için yegane koşullardan biridir. Toplu taşım araçlarında, bir çocuğu kucağında, diğer çocukları ellerinde olan annelerin kendilerine yer bulmak için nasıl çırpındığını gördükçe gerçekten çok çocuk yapmanın ne kadar gerekli olduğunu (!) daha iyi anlıyorsunuz. Ekonomik/kültürel/psikolojik iyileşme sağlanamamış bir toplumda, çocuk sahibi olmanın, o çocuğu/çocukları ve ebeveynlerini ne hale düşürdüğünü gösteren sadece bir örnek aslında Gamze.

Ve inanın binlerce Gamze var bu ülkede... Bırakan çocukların psikolojisini, gitgide boşanmaların ve kadın cinayetlerinin çığ gibi büyüdüğü bir ülkeden bahsediyoruz. Yani doğacak yeni bireylerin hayatından ziyade, bu ülkede ne kadar sağlıklı bir aile yapısına sahibiz önce bunu bir masaya yatırmamız gerekiyor. Sağlıksız aile yapısı=sağlıksız çocuk=sağlıksız toplum. Bunu tam tersinden de okumamız elzem.

****

Victor Hugo'nun Sefiller'ini okuyanlar Fantine ve onun küçük Cosette'sini hatırlar. Çocuğuyla hayatta tek başına kalan ve bir hayat mücadelesi vermeye çalışan bu kadın, iş için, kendisinin ve çocuğunun karnını doyurabilmek için, Cosette'sini hiç tanımadığı bir aileye verip başka bir kente gitmek zorunda kalır. Aylarca hasret yaşar kızına Fantine...

Bakıcı ailenin bitmek bilmeyen isteklerine para yetiremeyen bu kadın, eşyalarını satar. Yine de yetmez ve en sonunda neye mecbur kalır biliyor musunuz? Saçlarını ve ön iki dişini satmaya... Yine para yetiremeyen ve çaresiz kalan Fantine hayat kadınlığı yapmaya mecbur kalır. Sonunda, çürümüş düzenin içinde kendine ve kızına yer bulamayan bu kadın veremden ölür... Yine çocuğuna hasret bir şekilde...

"Bu bir köle satın alan toplumdur. Kinden, sefaletten, açlıktan, soğuktan, yalnızlıktan, yüzüstü bırakılmışlıktan, yoksunluktan... Acıklı bir alışveriş, bir lokma ekmeğe bir ruh... Sefalet teklif eder, ruh kabul eder..." (Sefiller)

Okumak neden mi önemli?

İşte bu yüzden!..