Otorite ve kutsal kitap: Esaretin Bedeli

Serap ÖZTÜRK 01 Mayıs 2019 Çarşamba, 06:09

Stephan King'in romanından uyarlanan ve 1994 yılında beyaz perdeye aktarılan Esaretin Bedeli (The Shawshank Redemption), tiyatro sahnesine taşındı. Bursa'da Tayyare Kültür Merkezi'nde seyirciyle buluşan oyun büyük alkış aldı.

Yönetmenliğini Frank Darabont'un yaptığı filmde başrolleri Tim Robbins ve Morgan Freeman üstlenirken, sahnede Kerem Alışık, Kaan Taşene, Ali Fuat Onan, Erhan Alpay gibi sağlam bir kadronun muhteşem performansını izledik.

Karşımızdaki sıradan bir oyun değildi. Neydi peki farkı?

ABD'de vizyona girdiğinde gişe hasılatında başarı gösteremeyen ve zarar eden film, vizyondan kalkmasından bir süre sonra, evlere DVD olarak girdi ve sonrasında şaşırtıcı bir şekilde büyük ilgi gördü. IMDB'de "tüm zamanların en iyi filmi" olarak gösterildi.

Çok küçük yaşta ekonomik zorluklarla tanışan yazar Stephan King'in henüz 12 ve 18 yaşındayken yazdığı makale ve öykülerle ödül kazanması, onun neden bu kadar başarılı eserler ortaya çıkardığını da kanıtlar nitelikte.

Stephan King'in Esaretin Bedeli haricinde birçok kitabı sinemaya/diziye uyarlandı ve muhteşem başarı elde etti. Bunların arasında Yeşil Yol, Cinnet, Gizli Pencere, John F. Kennedy suikastını anlatan 11/22/63 yer alıyor.

*****

Müthiş bir kurgu ve her izlediğinizde farklı ayrıntı yakalayabileceğiniz bir yapım...

Filmin başkarakteri Andy, eşini ve onun sevgilisini öldürmekle suçlanıp müebbet hapis cezasına mahkûm edilir, ünlü Shawshank Hapishanesi'ne gönderilir. Yönetmen filmin ilk dakikalarında karakterleri tanıtıyor izleyiciye. Cezaevine azılı bir katil olarak giren Andy, daha ilk dakikalarda seyircinin gönlünde yer edinmeyi başarıyor.

Shawshank'ın cehennemi aratmayacak bir yer olduğunu, mahkûmların hapishaneye ilk girdikleri anda görüyoruz. Filmde ve oyunda da sık sık "Burası Shawshank" denilerek bu cehennemin altı kalın çizgilerle çiziliyor.

"İlk gece en zor olanıdır. Buna hiç şüphe yok. Seni doğduğun günkü gibi çıplak yürütürler, şu bit önleyici şey yüzünden cildin yanarak ve yarı kör bir şekilde... Seni o hücreye soktuklarında ve parmaklıklar kapandığında, işte o zaman, tüm bunların gerçek olduğunu anlarsın. Gözünü açıp kapayana kadar eski hayatın uçar gider. Tüm dünyada düşüneceğin hiçbir şey kalmaz. Birçok yeni balık, ilk gece çıldırmaya yaklaşır. Birisi her zaman dayanamaz ve ağlar. Hep böyle olur..."

Filmde sadece haksız yere cezaevinde yatmak zorunda kalan bir mahkûmun hayatını değil, Andy ve onun cezaevi arkadaşları aracılığıyla, esareti/ bedelini, cezaevinin insanlık dışı koşullarını, erk sahibi olanların elde ettikleri gücü ne yönde kullandıklarına da tanık oluyoruz... Ve yönetmen "ıslah" kavramını sorgulatıyor tekrar tekrar...

Cezaevi müdürü Norton, mahkûmları bu sözlerle karşılıyor:

 "Bir numaralı kural, asla küfretmeyeceksiniz. Burada Tanrı'nın adının kötüye kullanılmasına asla izin vermem. Ben iki şeye inanıyorum; disipline ve İncil'e. Burada ikisini de bulacaksınız. Tanrıya tüm kalbinizle güvenin. Yaşamınız bana ait..."

Burada mahkûmlar kutsal kitapla ıslah edilmeye çalışılır. Oysa onları terbiye etmek için kullanılan İncil, yöneticilerin ellerinde bir suç aletine dönüşür.

Kirli işlerini aklamak için Andy'i kullanan otorite, bu cezaevini, bir suç/günah yuvasına dönüştürür.

Red: Sen bir dahisin.

Andy Dufresne: Biliyor musun Red. Asıl garip olan; ben dışarıdayken dürüst biriydim. Sahtekâr olmak için hapse girdim.

****

Andy, inatçıdır; bu cehennemden kaçmak için kimsenin aklına gelmeyecek, gelse dahi cesaret edemeyeceği bir şeyi yapar. Ve bunun için senelerce çalışır. And'nin kurtuluşu, Norton'un da dediği gibi (!) İncil sayesinde gerçekleşecektir.

Birçok sahnede, İsa'nın çarmıha gerilişini ve İncil'deki göndermeleri de okuyabiliyoruz.

İncil'deki mucizeler, bu cehennemde Andy'nin sevgi dolu yüreği sayesinde gerçekleşir. Başkahramanımız zekâsı, merhameti ve inatçılığıyla kimsenin başaramadıklarını başarır; mahkûmların karanlık dünyasına bir ışık gibi süzülür.

"Oturduk ve güneş omuzlarımıza vururken özgür insanlar gibi içtik. Tüm evrenin sahibi gibiydik..."

Filmin en unutulmaz sahnelerinden biri de mahkûmların Andy sayesinde dinlediği Mozart'ın 'Le Nozzedi Figaro' operasıdır.

"Korktukça tutsak, umut ettikçe özgürsün..."