Semih Kaplanoğlu sineması neye hizmet ediyor?

Serap ÖZTÜRK 07 Ekim 2019 Pazartesi, 06:00

Türk sinemasının önemli yönetmenlerinden olan ve Yumurta-Bal-Süt üçlemesiyle tanınan Semih Kaplanoğlu'nun Oscar'a da aday gösterilen filmi 'Bağlılık Aslı'  izleyicilerin karşısına çıktı.

Öteden beri Kaplanoğlu sinemasına kapalı olan belli bir kitle var.

Yönetmenin bu son filminin, daha hakkında hiçbir bilgi dahi yokken Oscar'a aday gösterilmesi oldukça tartışıldı. Film gişede de umduğunu bulamadı.

Neye göre, hangi kriterler dikkate alınarak böyle bir karar verilmişti?

 "Henüz filmin adı dışında hiçbir şeyi belli değil. Filmi izlemeden bile aday adayı yapmış olabilirler."

"Festivallerde beğeni toplayan Kız Kardeşler filminin yerine sadece ismi belli olan bu filmin kurul tarafından seçilmiş olması kafalarda soru işaretleri bırakıyor."

"Kuruldakiler kim, neye istinaden karar veriyorlar belli değil. Akıl alır gibi değil" gibi yorumlar da internette dolaştı.

 'BUĞDAY' OLAY OLDU

2017 yılındaki Uluslararası Adana Film Festivali'nin ödül gecesinde sunuculuk yapan Meltem Cumbul, 'Buğday' filmi ile 'En İyi Yönetmen' ödülünü almak üzere sahneye çağrılan Kaplanoğlu'nun elini sıkmamış ve kendini, "El sıkışmayı; kendinden olmayanları ötekileştirenle, fakiri zengine böldürenle, güçlüleri tutup zayıfları hor görenle yapmayı reddediyorum. Yüreğime ve sevgiye düşman olanla, gözlerim ve ellerim dost olamaz"sözleriyle savunmuştu.

Muhaliflerin eleştirilerinin odak noktasındaki isim olan Kaplanoğlu'nun filmin galasını Beştepe'de yapması da ikinci bir krize neden olmuştu.

Ve son filmi Bağlılık-Aslı'nın daha gösterime bile çıkmadan 'En İyi Yabancı Film' dalında Türkiye'nin Oscar adayı ilan edilmesi çok da şaşırtıcı olmadı.

****

Bir film, yönetmeninin ideolojisine göre şekillendiğine göre toplumun içine derinlemesine eğilmeyen, görünmeyeni görünür kılmayan eserlerin, halkla arasındaki mesafeyi kapatamayacağı bir gerçek...

Burada sinema izleyicisini keskin bir çizgiyle ayırmayı yerinde buluyorum.

Birinci grupta sinemayı eğlence/sosyal aktivite/boş zaman geçirme faaliyeti olarak gören kitle yer alırken, diğer tarafta sinemanın bir tüketim aracı olmaması gerektiğinin, toplumun sesini dinleyen bir dili olduğu sürece gerçek işlevini yerine getirebildiğinin farkında olan bir kitle var. İkinci grubu da A ve B olarak ayırdığımızda devreye ideolojik yönelimler giriyor.

ODAĞINDA MODERNİTE Mİ VAR?

Biraz da filmin içeriğinden bahsedelim...

'Anneliği' sınıfsal açıdan farklı düzeyde iki kadın üzerinden sorgulatan yönetmen, "vazifesini bilen/bilmeyen kadın", "anne olabilmeyi beceren/beceremeyen kadın"ayrımını yaparak, cinsiyetçi söylemleri adeta izleyicilerin gözüne sokuyor.

Bir bankanın müdür yardımcılığı konumunda çalışan, oldukça konforlu bir yaşam sürdüren Aslı, bebeği olduktan sonra çok zaman geçmeden işine geri dönmek ister.

Bu esnada yana yakıla bakıcı arar, bebeğini sütten kesmek için doktorla görüşür.

Doktor, bebeğin annesi ve kendisini tek bir vücut olarak gördüğünü, bu nedenle belli evrelerde, anne sütünden kesilmesinin psikolojisi açısından sağlıklı olmayacağını aktarır.

Hayatındaki önceliğine kariyerini koyan anne, sirke ve hormonlu ilaç yöntemlerini kullanarak sütünün kesilmesini, bebeğinin biberondan beslenmesini sağlar.

Aslı, anneliğin yanı sıra kadınlık görevlerini yerine getirmede de başarısız bir kadın olarak konumlandırılır.

Eve bebek bakıcısı olarak gelen Gülnihal, olayların akışını değiştirir, gerilimi yükseltir...

Olması gereken/fıtratta olan (!) Gülnihal kanalıyla vücut bulur.

Gülnihal de bir annedir. Hikâyede, ekonomik olarak daha alt sınıfta yer alan Gülnihal ise geleneksel, yani olması gerektiği gibi bir kadın ve annedir.

Bebeğiyle kendisinin kuramadığı bağı, Gülnihal'in kurduğunu gören Aslı'nın duygusal dönüşümleri, hırsları, annelik sorumluluklarıyla kişisel hayatı arasında yaşadığı gerilimlerin işlendiği filmin odak noktasında "modernite sorunu"nun olduğu gözükse de yönetmenin hedefinde kadınlık rollerinin olduğunu okumak pek tabii.

Kaplanoğlu'nun filmlerinin ana temasını özellikle, doğum-ölüm, çocuk/ anne/baba ilişkisi, içgüdüler, kadere teslim olma, eninde sonunda (istediğin değil) ait olduğun yere dönme gibi temalar oluşturuyor.

Yönetmen son filminde de ana karakterine (Aslı'ya) diğer filmlerinde yaptığı gibi doğru yolu gösteriyor.