Serdar ÖMEROĞULLARI 29 Ekim 2018 Pazartesi, 05:23

Günün önem ve anlamına binaen bugün size tarihimizden bahsetmek istiyorum.

1100'lerin sonlarında, Oğuzların Bozok kolunun Kayı boyuna mensup Ertuğrul Gazi, Anadolu topraklarında dünyaya gelmiş. Ertuğrul Bey, obası için çalışmış didinmiş ve her insan gibi yaşlanınca yerini çocuklarından Osman Gazi'ye bırakmış. Osman Gazi 1299 yılında, Söğüt civarında bir devlet kurmuş. Devlet dediysem, ileride tüm dünyaya hükmedecek Osmanlı İmparatorluğu'nun temellerini atmış. Osman'dan sonra Orhan, Murat Hüdavendigar, Yıldırım Bayezid, I.Mehmet, II. Murat, Fatih Sultan Mehmet'e kadar her bir hükümdar, devleti büyüterek yönetimi çocuklarına devretmişler.

Fatih Sultan Mehmet, Büyük Roma İmparatorluğu'nun artığı olan Doğu Roma İmparatorluğu'nun fethedilemez denen merkezi, İstanbul'u efsane bir savaşla kazanarak, halen göğsümüzü kabartan bir tarih yazmıştır. Ruhu şad olsun. Fatih'ten sonra II. Bayezid, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman emaneti devralmışlar. Kanuni'nin oğlu II. Selim ve torunu III. Murat, artık imparatorluk olan topraklarımızı en geniş sınırlarına ulaştırmışlar. O zamanlar yaklaşık 20 milyon km² olan sınırlarımız, etki alanımızda olan Müslüman diğer devletler ile birlikte 24 milyon km²'ye kadar ulaşmış.

Onlardan sonra yönetimi sırasıyla III. Mehmet, I. Ahmed, I. Mustafa, Genç Osman, IV. Murad, İbrahim, IV. Mehmed, II. Süleyman, II. Ahmed, II. Mustafa, III. Ahmed, I. Mahmud, III. Osman, III. Mustafa, I. Abdülhamid, III. Selim, IV. Mustafa, II. Mahmud, Abdülmecid, Abdülaziz, V. Murat, II. Abdülhamid ve Mehmet Reşad üstlenmişse de son padişahımız Mehmet Vahdettin ile birlikte bir imparatorluk tarihinin sonuna gelinmiş.

Beş parmağın beşi de bir olmuyor elbet. Atalarımızın kimileri başarılı kimileri de başarısız olmuş. Lakin tüm saydığım bu isimler 600 yıl boyunca dünyaya hükmetmemizi sağlamış önemli insanlar. II. Mustafa'dan itibaren toprak kaybetmeye başlamış olan imparatorluğun 20 milyon km² olan yüzölçümü 4,98 milyon km²'ye kadar gerilemiş. Ve en sonunda Vahdettin döneminde, ilk göz ağrımız, kuruluş ve dirilişimizin toprakları Anadolu; İngilizler, Yunanlılar, Fransızlar ve İtalyanlar tarafından işgal edilmiş.

1881 yılında Selanik'te doğan ve bir asker olan Mustafa Kemal, kötüye giden vaziyete el koyup 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkarak Kurtuluş Savaşı'nın ateşini yakmış. Silah arkadaşlarıyla birlikte, 4 yıl süren şanlı mücadelenin sonuna gelen Mustafa Kemal, 28 Ekim 1923 akşamı Çankaya'da verdiği akşam yemeğinde tarihe geçen şu sözleri sarf etmişti. "Efendiler, yarın Cumhuriyet'i ilân edeceğiz! Türkiye Devleti'nin hükümet şekli Cumhuriyet'tir. Bunu Anayasa'mıza yarınki Meclis toplantısında koyduracağız. Hazırlıklarımızı bir kez daha gözden geçirmemiz lazım." Elbette ki bu karar anı gerek cephede göğüs göğse yapılan gerekse de masa başında diplomatik olarak yürütülen bir mücadelenin son aşamasıydı.

Ecdadımızı günahıyla sevabıyla sevebilmeliyiz. Onlar da birer insandı. Üstün yanları ile birlikte zaafları da vardı. Ancak hepsi de 4.800 km²'lik bir toprak parçasından bugün üzerinden yaşadığımız 783 binkm²'lik toprakların bizim olmasına ve üzerinde özgürce yaşamamıza olanak sağlamış insanlardı. Şimdi atalarımıza minnet ve şükran duyup yeni tarihler yazmanın peşinde koşmanın zamanı. Ama artık savaş cephede değil ekonomide, bilimde ve teknolojide. Yeni ordumuzun karargâhı ise Milli Eğitim Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve YÖK'tür.

Bugün vatandaşı olmaktan gurur duyduğumuz devletimizin kuruluş yıl dönümü. Atamız Mustafa Kemal Atatürk'e ve bu toprakları vatan kılan herkese minnet ve saygıyla. Cumhuriyet Bayramımızın 95. yılı kutlu olsun.