Haydi, artık yapalım!

Serdar ÖMEROĞULLARI 13 Ağustos 2018 Pazartesi, 06:30

Geçen haftayı dövizin baş döndüren tırmanışı ve bunun siyasi, ekonomik sebeplerini konuşarak geçirdik ve bir süre daha konuşacakmışız gibi görünüyor. Ben ne ekonomi uzmanıyım ne de siyaset, o yüzden bu konularda bir değerlendirme yapamam. Ama gelinen noktada sıra yerli ve milli tüketime yönelme konusunda telkinlere gelince birkaç laf etmeden geçmeyeyim istedim.

Konu, yıllardır temcit pilavı gibi yazılan, çizilen, örnekler verilen, eğitimleri, seminerleri düzenlenen ama anca bir arpa boyu yol alınabilen marka konusu.

Gelin birkaç örnekle konuyu daha basit ve anlaşılır hale getirelim. Bir vatandaş olarak araba almaya niyetlenseniz, İran veya Çin'in ürettiği arabaları mı yoksa Alman veya Fransız'ın ürettiği arabaları mı seçersiniz? Bir başka örnek cep telefonu... Türkiye'de veya Çin'de üretilen bir telefonu mu yoksa Amerika ya da Güney Kore menşeli bir telefonu mu seçersiniz?

Marka, egoyu besler

İsimlerini yazmadığım halde hangi markalardan bahsettiğimi anladınız bile. Aslında her iki seçenek de bize üretilme amacına uygun hizmetleri neredeyse aynı fonksiyonlarla sunarken neden markalı olanları seçiyoruz? Sebebi basit; ürün önce ihtiyacınızı gidermeli ama bunun yanında sizin toplum içerisindeki statünüzü de yukarıya taşımalı, egonuzu beslemeli. Bu yüzdendir ki asgari ücretli birisinin 4-5 bin liralık, pardon 6-7 bin olmuş, telefon kullanmasını konuşup dururuz. Bir insanın olduğu mevkiden daha yukarı çıkmak arzusuna kim itiraz edebilir ki? İnsanoğlunun maddi olduğu kadar manevi ihtiyaçları da var. Kendisini iyi hissetmek, başkaları tarafından beğenilmek istemesi çok doğal bir talep değil mi?

Taklitlerimizden sakınınız

İşte marka denen kavram, insanların satın alma tercihini bu sebeplerle etkileyen, yönlendiren bir olgudur. Üreticiler AR-GE yaparak ürünlerine benzersiz özellikler kazandırmaya uğraşırlar ama çok kısa sürede taklit edilirler, tasarımcılar ile çalışarak ürünlerinin estetik olmasını sağlarlar ama bunun da taklit edilmesinden kurtulamazlar. Şık ve standart mağaza dekorasyonları, güzel ambalajlar, tek tip personel kıyafetleri, reklamlar, marka ile ilgili haberler, sponsorluklar, halkla ilişkiler çabaları, satış sonrası hizmetler, garanti, kalite belgeleri vs. hepsi markanın yapı taşlarıdır. Tüm bunları bir araya getirebilen ve sürekliliğini sağlayan şirketler nihayetinde ortaya bir marka çıkartırlar. Başka bir şirket aynı ürünü, aynı özelliklerle ve çok benzeyen tasarım ile piyasaya sürebilir ama ürünün üzerine taklit ettiği markanın logosunu koyamaz. Sonuç, ürün taklit edilebilir ama marka edilemez.

Markanın zamanı geldi haydi vakit şimdi!

İşte biz de milli ve yerli ürünlerin tüketilmesini istiyorsak her alanda kendi markalarımızı meydana getirmek zorundayız. Önce üretime sonra da markaya yatırım yapmalıyız. Bakın beyaz eşyada çok sağlam markalarımız var ve ithal ürünlere göre açık ara tercih edilir durumdalar. Bu haklı ve ülkenin geleceği açısından son derece önemli talebin karşılık bulması için önümüzdeki yıllarda hep birlikte samimiyetle ve kararlılıkla marka yatırımlarına da yönelmemiz gerekiyor. Sağlıcakla kalın...