Türkiye'nin geleceği Selçuk ve Ersoy'un ellerinde

Serdar ÖMEROĞULLARI 17 Ağustos 2018 Cuma, 06:00

Neredeyse her on yılda bir ekonomik kriz yaşanan ülkemizde, her defasında 'Sıkıntı yaşadığımız ülkenin mallarını boykot edelim, bu ülkenin marka listesi şudur, haydi yerli ürünlere yönelelim' tarzında tepkiler oluşur ama aradan biraz zaman geçtikten sonra da unutulur gider.

Daha çok yeni olduğu için bilmeyenler olabilir diye Ziya Selçuk kimdir bir hatırlayalım. Ziya Selçuk, 24 Haziran seçimlerinden sonra kurulan yeni hükümetin, özel sektörden transfer ettiği yeni Milli Eğitim Bakanıdır. "Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz" atasözü şurada bir köşede dursun ama yeni bakanın göreve atandığı günden bu yana verdiği demeçler ve performansı toplumun hemen hemen her kesiminden olumlu tepkiler almayı başardı. Kendisine tanınan bu krediyi nasıl kullanacağını hep birlikte göreceğiz.

Yazının başlığı iddialı görünebilir

Ama okuyunca sizin de bana katılacağınızdan hiç şüphem yok. 'Yerli ürünlere yönelelim' dendiği andan itibaren, toplum olarak hangileri yerli üründür, nereden bileceğiz gibi bir meraka düşüyoruz. Bazen yerli sandığımız ürünlerin bile büyük oranda ithal ürünlerin birleşiminden meydana geldiğini öğrenip üzülüyoruz. Hani ekonomimizin büyümesi için kendi üretimimizi yapmak ve bunu dünyaya satmaktan bahsediyor ya uzmanlar, işte bunun için önce bunu yapacak insanları yetiştirmemiz gerekiyor! Teknoloji üretebilecek potansiyele sahip bu toplumun evlatlarını yetiştirecek eğitim sistemi elzem bir ihtiyaç. Anaokulundan başlayarak yüksek lisansa kadar geçen tüm süreçlerde niteliği artırmamız gerekiyor. Belki işe yeni sistemle birlikte öğretmen yetiştiren okullardan başlamak gerek ama uzmanı olmadığımız konularda ahkâm kesmeye gerek yok, nasıl olacağını yeni bakan ve hükümet belirleyecek biz de takip edeceğiz.

Katma değer için 'Sanat'

İkinci anahtar ise Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy'un ellerinde. O da Milli Eğitim Bakanı gibi özel sektörden geldi. Kendisi turizm kökenli ama eğitim sistemini besleyecek olan kültür ve sanat politikaları, kendisinin başında bulunduğu bakanlığa bağlı. AR-GE, inovasyon gibi ürüne, üretime ve ihracata katma değer katacak düşünce biçimini besleyecek olan mutfak da işte tam burada. Gençlerin kendi kültürünü benimseyip sahip çıkması, farklı kültürleri öğrenip küreselleşen dünyaya ayak uydurması, sanatla beslenip farklı ve özgün bakış açısını geliştirmesi gerekiyor.

Türkiye'ye bu iki anahtar şart!

Kabinenin yanı sıra bu iki bakanlığın güzel ve doğru işler yapması hemen olmasa bile 15, 20 yıllık bir süreçte Türkiye'nin önünü açacaktır. Bu süre, insanlar için uzun görünebilir ancak devletler için inanın çok kısa. Bugün için gerekli olan ekonomik tedbirler hükümet tarafından alınmaya başlandı ve etkilerini de görmeye başladık. Başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere hükümetimizin soğukkanlılıkla süreci yönetmesi belki çok ağır bedelleri olacak bir yıkımdan tüm toplumu korumuş gibi görünüyor. Lakin artık uzun vadeli ve kalıcı çözümleri üretmenin kıyısında bulunuyoruz. Yoksa olası yeni bir krizde '869 yerli ürün mü demek' diye sormaya, konuşmaya devam ederiz!

Sağlıcakla kalın.