ADINIZI KODLAR MISINIZ?

Süleyman IŞIK 05 Ağustos 2018 Pazar, 06:20

Bu ülkede o kadar tuhaf adla karşılaşırsınız ki şaşar kalırsınız. Satılmış Abaza'dan, Merruşe Cort'a kadar pek çok tuhaf ad duyarsınız.

Bir gün telefonumu nereden bulmuşsa iş için biri aradı. Adı Yosima soyadı Dölekçi'ydi. Telefonda adını öyle bir yuvarlıyordu ki anlayan beri gelsin. Öyle ya, adı Yosma da olabilir, Asuman da Osman da... 'Hiç Osman'dan kadın adı olur mu?' demeyin. Bir yakınımın yengesi kocasıyla Bosna'dan göç etmişti. Bosna'da kadınlar, kocasının adıyla anılırmış. Örneğin eşinin adı Ali ise kadına Aliya, yok kocası Süleyman ise Suleyma derlermiş. Nüfus memuru kadına Kapıkule'de 'Adın nedir?' diye sormuş. Kadın da doğal olarak 'Süleymanınki' anlamına gelen 'Suleyma' demiş. Nüfus memuru kadının adını Süleyman yazmış.

Böyle şeylerin ülkemizde yaygın olduğunu bildiğimden bir kez daha ismini tekrarlamasını rica ettim. Fakat kadın yine öyle bir söyledi ki ben diyeyim 'Yosima Direkçi' sen anla 'Asuman Börekçi'.

Baktım olacak gibi değil, 'Adınızı kodlar mısınız lütfen?' dedim. Dememe kalmadan telefon tuşlarının sinir bozucu sesleri kulağımda yankılandı: 'Datdatdıtdıtdıtdatdatdıt...'.

-----------

AMA BABA BİZ TÜRKÜZ!

Eskiden genel müdürler ulaşılmaz değildi. Hatta evlerine oturmaya bile gidilebiliyordu.

Sanırım 25 yıl önceydi. Bir akşam çalıştığım şirketin genel müdürünün evine çay içmeye davetliydik. Eşim ve küçük oğlumla elimizde yaş pasta yola koyulduk.

O zamanlar böyle rezidanslar, ultra lüks siteler yoktu. Gittiğimiz ev, birkaç apartmandan müteşekkil, bahçeli bir siteydi. Taksiden inip kapıya yöneldiğimizde bizi kocaman bir levha karşıladı: 'Yabancılar giremez'.  Oğlum heceleyip levhayı okuyup soran gözlerle mırıldandı: 'Ama baba biz Türk'üz...'.

Sade fakat hoş döşenmiş evde etrafı meraklı gözlerle inceleyen oğlum genel müdüre 'Siz fakir misiniz?' diye sordu. 'Evet, fakiriz' yanıtını alınca bizim velet bilmiş bilmiş söylendi: 'Belli, belli. Daha sobanız bile yok. Babama söyleyeyim de size soba alsın'. Gülelim mi mahcup mu olalım bilemedik. Çocuk haksız sayılmazdı. O güne kadar gördüğü her evde soba vardı. Genel müdürün eviyse kaloriferliydi. Neyse çaylarımız geldi. Bizimkinin önüne de meyve suyu koydular. Buna rağmen gözleri fıldır fıldır bir şeyler arıyordu. Sonunda genel müdürün eşine sordu: 'Neden bizim pastamızdan ikram etmiyorsunuz?'.

Yerin dibine girdik. Kem küm ettik. Sağ olsun genel müdür 'Bu çocuk adam olacak' deyip durumumuzu kurtardı. Neyse pasta geldi, bizimki şapırdata şapırdata yerken bana döndü: 'Ne güzel pasta almışız değil mi baba?'.