Baltayı taşa vurmak

Süleyman IŞIK 09 Nisan 2017 Pazar, 09:00

Eğitimcilik zor zanaat. Her seferinde suya yazı yazarsın. Her gün farklı yaş, kültür, cinsiyet, pozisyon ve şirketten insanlara bilgiler, deneyimler, mesajlar taşırsın. Her birinin beklentisi farklı, yapısı farklıdır. Kimi zorla, kimi kendi isteğiyle gelmiştir. Kimi ağzının içine bakarken, kimi de 'Bitse de gitsek havasında' esner durur.

Bursa'da Peryön şubesini henüz kurmamıştık. Meslektaşlar olarak ayda bir toplanıyorduk. Dedik ki, en iyisi toplantılara konuşmacılar da çağıralım hem yiyip içelim, hem bilgilenelim.

Bu görev bana verildi. Daha çok İstanbul'dan ünlü konuşmacılar getiriyorduk. Sağ olsunlar, hatıra binaen geliyorlardı. Ertesi gün İskender Kebabımızı ikram edip yolcu ediyorduk.

O yıllarda moda: Toplam Kalite yönetim sistemiydi. Her konu bir şekilde oraya bağlanıyordu. Toplam kaliteyi anlatması için Erdal Özcan'ı çağırmıştık. Salon tıklım tıklımdı ve Hoca epey formundaydı. Herkes pür dikkat dinliyordu. Hoca, konuşmanın bir yerinde 'Mesela siz' dedi. 'Personelci mantığıyla hareket edip işletmenizi kışlaya da çevirebilirsiniz. Ya da toplam kalite yaklaşımıyla insan kaynakları süreçlerini inşa edersiniz. Karar sizin...'

Arka sıralardan biri hocanın sözünü kesip söz istedi. Söz isteyen kişi Hüseyin ağabeydi. Bursa'daki büyük bir holdingin personel müdürüydü. Emekli albaydı. Asabi bir sesle 'Kışla derken' dedi. 'Neyi kastettiğinizi sorabilir miyim? O kışlalar olmasa siz bugün burada ders anlatamazsınız. Kendinize gelin ve terbiyenizi takının'.

Ortalık gerildi. Hoca önce özür diledi, sonra 'Aslında' diye başlayan 'Demek istemiştim' le biten cümleler kurmaya çalıştıysa da Hüseyin ağabeyi sakinleştirmemiz mümkün olmadı. Eğitimin tadı kaçtığı için hoca bir konuşmayı bir şekilde kapattı ve millet dağıldı.

'Balta böyle taşa vurulurmuş demek ki' diye düşünmüştüm. Yıllar sonra baltayı taşın göbeğine göbeğine ben vurdum.

Bir sivil toplum kuruluşunun düzenlediği 'Kurum Kültürü' konulu bir seminerin konuşmacısıydım. Konuyla ilgili bilgiler veriyordum. Salonun tamamını dolduran kadın izleyiciler ilgiyle dinliyordu.

'Kurum kültürü, bazen insanların yüzüne yansır. Güzel, şık bir ortamda işe başlayan, mahallenin çirkince kızını 2 yıl sonra tanıyamazsınız. Alımlı bir genç kız olmuştur. Ama vergi dairesinin kasvetli koridorlarında işe başlayan çıtı pıtı kız 2 yıl sonra muhtemelen göbekli, bakımsız bir halde olacaktır. Çevrenize bir de bu gözle bakın...' Deyip girizgâh yaptım ki, en ön sıradan 40'ını henüz aşmış, son derece bakımlı bir kadın parmağını kaldırdı. 'Hocam' dedi. 'Ben Bursa Defterdarı Gülsüm...'.

'Eyvah' dedim. 'Baltayı taşa vurduk'. Aklıma ister istemez Erdal hoca geldi. 'Şimdi kadın bana döşenecek' diye bekledim. Gülsüm hanım tane tane konuştu: 'Çok haklısınız hocam. Meslek hayatım boyunca bu söylediğinizi hep müşahede ettim. Kurumun havası, insanın simasına aynen yansıyor'.

İçimde tuttuğum nefesi birden koyuverdim. Korktuğum başıma gelmemişti. Ama bir şey kulağıma küpe oldu: Kime karşı konuşma yapacaksan önce bir incele, izleyici profili çıkar, sonra konuş... Yoksa baltayı taşa da vurursun, kayaya da.